Özel sektörde çocuğu ilkokula başlayacaklar ne olacak? Bizim devletimiz sadece memurun devleti mi yahu, bu nasıl garip garip işler. Kim akıl ediyor, kim onay veriyor bu işlere. İçerden biri demiyor mu, herkese uygulayalım diye.
Not: Uygulama mantıklı bu arada. Hem çocuk, hem anne baba için.
Her yıl Ocak ayında kızımın okulundan erken kayıt için ararlar, yaptırırdım. Bu sene yaptırmadım.
Bu hafta kayıt yaptıracağım. Ocak ayında “indirimli” dedikleri fiyata kaydedecekler.
9 ayda parayı %30 büyüttüm.
Bir daha asla erken kayıt yaptırmam, tam bir aldatmaca.
Bir Hocam bize vergiyi anlatırken şu örneği vermişti.
Vergi almak "tavuktan tüy yolmaya benzer" ve üç tip tavuk vardır.
1. KÜMESTEKİ TAVUKLAR ; bunlar bordrosu çalışanlar, telefon kullananlar, arabası ve.evi olanlar vs vs. Bunların kaçacak yeri yoktur, Devlet ihtiyaç duydukça kümese elini atar istediği kadar tüy yolar
2. BAHÇEDEKİ TAVUKLAR; bunlar küçük esnaf ve kpbiler. Bahçe sınırlarında kaçabildiğince kaçarlar, Devlet yakaladıkça tüy yolar
3. SOKAKTAKİ TAVUKLAR: bunlar holdingler ve imtiyazlı kişiler. Bunlar sadece istediği zaman, istediği kadar tüy verir.
Esas olan tüm tavukların kümese sokulması olması gerekirken, bunun siyasi sonuçları olduğu için hükmetler hep kümesteki tavuklardan tüy yolma yolunu seçerler.
Kısacası kümesteki tavuk kardeşlerim, Sayın Bakanım diyor ki, diğer tavuklar tavus kuşu gibi geziyor çünkü onların da yükü sizin omuzlarınızda. Siz yolunmuş kaz gibi gezerken,onlar da tavus kuşu gibi gezecek ve ben de bununla övüneceğim.
İnsan ancak bu kadar salak yerine konulabilir....
Türkiye’nin yıllardır taşıdığı sorunların demokratik yollarla çözülmesini; silahların tamamen sustuğu, insanların kimlikleri ve düşünceleri nedeniyle ayrıştırılmadığı, herkesin kendisini eşit yurttaş hissettiği bir ülkeyi kim istemez ki?
Barışa kim karşı çıkabilir?
Kardeşliğe huzura özgürlüğe kim itiraz edebilir?
Ancak gerçek barış yalnızca bir kanun çıkarmakla kurulmaz. Barışın temeli adalettir, hukuktur, güvendir ve toplumsal mutabakattır.
Bugün Türkiye’nin en büyük meselesi, vatandaşın devlete ve adalete duyduğu güvenin ağır biçimde zedelenmiş olmasıdır.
CHP’li belediyelere ve başkanlarına yönelik operasyonların gerçekleştirildiği; henüz yargılama süreçleri dahi tamamlanmadan seçilmiş belediye başkanlarının suçlu muamelesine maruz bırakıldığı bir dönemdeyiz.
Üstelik bununla da yetinilmiyor; belediye başkanları görev yaptıkları ve ailelerinin yaşadığı şehirlerden yüzlerce kilometre uzağa, ağır tecrit koşullarıyla anılan kuyu tipi cezaevlerine gönderiliyor. Adeta zulmeder gibi bir muameleye maruz bırakılmaları ise ayrıca sorgulanması gereken bir durumdur.
AYM kararlarının tartışıldığı, AİHM kararlarının uygulanmadığı, seçilmişlerin iradesinin yargı kararları ve kayyum uygulamalarıyla ortadan kaldırıldığı, insanların söyledikleri bir söz nedeniyle soruşturulma endişesi taşıdığı bir ortamda demokratikleşmeyi yalnızca belirli bir mesele üzerinden konuşamayız.
Böyle bir ortamda demokratikleşmeden söz ediyorsak önce şu temel gerçeği kabul etmek zorundayız:
Demokrasi herkes içindir ya da demokrasi değildir.
Hukuk herkes içindir ya da hukuk değildir.
Özgürlük herkes içindir ya da özgürlük değildir.
Bir taraftan demokratikleşmeden söz ederken diğer taraftan siyasi rakipleri yargı yoluyla tasfiye etmeye çalışmak, toplumun bir kesimine hukuk vaat ederken başka bir kesimini hukuksuzluğa mahkûm etmek gerçek bir huzur getirmez.
Kaldı ki TBMM’ye sunulan Çerçeve Yasa konusunda hukukçular tarafından son derece ciddi hukuki ve anayasal itirazlar dile getirilmektedir.
Hukukçuların Anayasa ve evrensel hukuk ilkeleri açısından ciddi sakıncalar gördüğü bir düzenlemenin, yeterince tartışılmadan ve toplumun bütün kesimlerinin kaygıları giderilmeden yasalaştırılması yeni sorunlar doğurur. Millet bilmeden, toplum tartışmadan, farklı kesimlerin kaygıları giderilmeden yapılan siyasi mutabakatlar, toplumsal mutabakatın yerine geçmez.
Benim demokrasi anlayışımda millet, sonucu kendisine açıklanan bir sürecin seyircisi değildir.
Millet bu ülkenin sahibidir.
Bu nedenle yapılması gereken bellidir:
Anayasa ve mahkeme kararlarını eksiksiz uygulamak, yargının bağımsızlığına ilişkin toplumdaki şüpheleri ortadan kaldırmak.
Seçilmişlerin iradesini güvence altına almak ve düşüncesini açıklayan hiç kimsenin korkmadığı bir ülke olmak. Tüm bunlar sağlandıktan sonra da milletin önüne hiçbir soru işaretine mahal vermeden çıkmak en doğru seçenek olacaktır.
Türkiye’nin Kürt meselesi dâhil hiçbir meselesi çözümsüz değildir.
Ancak Kürt meselesinin çözümünü bir dönem daha iktidarda kalmanın, bir seçim daha kazanmanın hesabına endekslerseniz; yıllarca cezaevinde tuttuğunuz siyasetçileri ve milletvekillerini seçim hesaplarının bir parçası hâline getirdiğiniz izlenimini güçlendirecek adımlar atarsanız, toplumun sürecin samimiyetini ve gerçek niyetini sorgulamasının önüne geçemezsiniz.
Türkiye’nin ihtiyacı kapalı kapılar ardındaki mutabakatlar değil, milletin önünde kurulmuş büyük bir toplumsal mutabakattır.
Ve milletin bu konuda vereceği yetki doğrultusunda da gerekli demokratik düzenlemeler, açık ve şeffaf bir biçimde, millet iradesinin tecelligâhı olan TBMM çatısı altında hayata geçirilmelidir.
Son cümle olarak şunu söylemek isterim:
Unutmamak üzere isimlerini köprülerimize, alt ve üst geçitlerimize kazıdığımız şehitlerimizin aziz hatıralarına haksızlık edildiği duygusuyla vicdanlarımızın sızlamasına izin vermemek, bu ülkenin vatandaşları olarak hepimizin en önemli sorumluluklarından biridir.
Çünkü vergi vermiyorsun güzel kardeşim. Bu gibi kazancını elde etmek isteyenlere tabi ki lafımız yok ama devlet yasal olandan işini yad yaptığı için ceza gibi vergi alirken yasal olmayan yoluna böyle baktıkça bizim gibi kerizlerde vergiyle devleti beslemeye devam eder
Sakarya'da yaz tatilini limonata satarak geçiren 14 yaşındaki Buğra Koç:
"Günlük 3 bin TL kazanıyorum. Kazancım asgari ücretin üç katı. İşin 2. haftasında iPhone 15 alabildim. Günde 6 saat çalışıyorum."
Cuma hutbelerinin metinlerini genelde inceliyorum. Merkezi otoritenin dini nasıl bir propaganda aracına dönüştürdüğünü görmek açısından ufuk açıcı.
Fakat 7 Ağustos 2026 hutbesinde bu zamana kadar pek yapmadıkları bir şey yaptılar. Konuyu inceleyelim:
Hutbemizi, Yüce Rabbimizin şu uyarısıyla bitiriyoruz: “Allah’a ve Resûlüne itaat edin ve birbirinizle çekişmeyin. Sonra gevşersiniz ve gücünüz, devletiniz elden gider. Sabırlı olun. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.”
'Yüce Rabbimizin uyarısı' deyip ayet numarası da vermeden ve ayetin içine cümle katarak, yani Kuran'ı ve doğrudan Allah'ın bir sözünü anlatıyormuş gibi yapıp metinde olmayan bir cümleyi içine ilave ederek bir tür propaganda aracına dönüştürmüşler Kuran ayetini, bu tabi oldukça 'şeytanca'.
İlgili ayet aslında Enfal suresi 46, ve doğru çevirisini vereyim:
Ve Allah'a ve O'nun elçisine uyun, birbirinizle çekişmeyin, yoksa yılarsınız ve rüzgarınız gidiverir. Ve dayanın, gerçekten Allah direnç gösterenlerle beraberdir.
Enfal 46
Devletiniz elinizden gider olarak eklenen cümle ayette yer almıyor. Gücünüz olarak çevrilen kelime ise ruh kelimesinin kökü olan RVH, aynı zamanda Kuran'da rüzgar anlamında da kullanılır. Ayetteki kullanım ise Kuran'ı yayma ve Allah'ın öğretisini ayakta tutma görevinin 'momentumu' ile ilgili. Yani iç çekişmelerin hız kesici ve momentumu baltalayıcı niteliği vurgulanmış.
Önceki ayetleri de bağlamı içinde okuduğumuzda kastedilen şu; karşı karşıya olduğunuz güçle mücadele ederken enerjinizi birbirinizle mücadele etmeye harcamayın çünkü iç çekişme sizi yılgınlaştırır ve ortak hareket momentumunuzu ortadan kaldırır.
Hutbede sanırım PKK ile barış süreci kastediliyor ve 50 binden fazla vatan evladını katledenlerle artık 'çekişmeyin' devlet böyle karar verdi, devlete itaat edin diyorlar.
Ve ikinci şeytanca saptırma da şu: Peki birlikte mücadele edilmesi gereken o şey neydi? Yani çekişenler çekişmeyi bırakıp ortak şekilde birlikte neye karşı mücadele edeceklerdi? Bunun da üzeri örtülmüş görünüyor.
Fatır 5'te ne diyordu Allah? Sakın aldatıcı sizi Allah ile aldatmasın...
"Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi"nde imzası bulunan Milletvekillerini ifşa ediyorum...
Zamanı geldiğinde (maalesef onlar için zamanı şu veya bu şekilde gelecek) bakalım aşağıdaki videoda imzası bulunanlardan kaç kişi "Vallahi bu imza benim değil. İmzamı taklit etmişler" diyecek...
Sinem çok kariyerli ve egitimli bir mühendis üstüne çok varlıklı köklü bir ailenin gelini rusvet mi yemiş yani. Bakın halkta tepki büyük kimse operasyonlara inanmıyor bu işin suyu cıktı.
Normalde belediye başkanlarının yargılanması için mülkiye müfettişinin gelmesi, rapor yazması, bakanın soruşturma izni vermesi, bu soruşturma izninin Danıştay denetiminden geçmesi gerekiyor.
Bu prosedürü atlamanın yolu ise suç örgütü iddiası.
Belediye başkanlarını direkt tutuklamak için suç örgütü iddiasında bulunuyorlar.
Şu anda 40 belediye başkanı, 40 tane suç örgütü kurmak veya üye olmakla suçlanıyor.
Şu anda CHP'lilerin elindeki mafya sayısı, ülkedeki diğer mafyalardan fazla yani AKP yargısına göre.
Sinem Dedetaş’ın gözaltına alınmasına sebep olan ifade ortaya çıktı:
"Tarihini hatırlamadığım bir tarihte…"
"Kağıtta yanlış hatırlamıyorsam 25 milyon ya da 30 milyon TL miktar yazmaktaydı."
"Şu an ismini hatırlamadığım bir şahıs daha vardı."
"Ortağı veya kardeşi olabilir."
"Ada ve parsel bilgilerini bilmiyorum."
"300 küsur bin doları tam tarihini hatırlamadığım bir tarihte teslim etti"
"Kalan tutarı yine tam tarihini hatırlamadığım bir tarihte"
“25-30 milyon TL karşılığı olabilecek 700-800 bin doları bana teslim ettiler.”
“50-100 bin doları kendime aldım, 600-700 bin doları parça parça teslim ettim.”
Ardahan Valisi şehri tanıtmak için bisiklet festivali düzenleyip bisiklet sürüyor.
CHP’nin cahil ve şuursuz Kars vekili “Vali taytla mı gezer, bari asma yaprağı taksın” diyor.
İktidar valiyi merkeze çekiyor.
Sürgüne CHP’nin Ardahan vekili karşı çıkıyor.
Güler misin, ağlar mısın.
macron sabah koşacak diye park kapatmak inanılmaz gereksiz. onun yerine halk komple başka bir şehre taşınabilir nato zirvesi bitene kadar ayak altında dolaşmasınlar diye
Oysa Togg ile ugurlayip Ak Partiye tanıtım film de yaptırmıştiniz; neyse bir dahaki sefere daha "karakterli" adamlarla çekerseniz reklamlarınızi @TFF_Org