Brezilya seçimlerinde sandıkların henüz %12’si açıldı. Şimdilik Bolsonaro %51,1 oranında, Lula ise %40,7’de. Güvenilir anketler seçimin ikinci tura kalacağını ancak ilk turda Lula’nın önde tamamlayacağını söylüyordu.
Önemli bir detay: 2022’deki seçimlerin ilk turunda da baba Bolsonaro, sandıkların %70’e yakını açılana dek seçimi önde götürüyormuş.
Yeni videomda, bir süredir kafamı kurcalayan bir soruyu cevaplamaya çalıştım. Günümüzdeki tanımlamayla temelde “biz” ve “onlar” ayrımı yapan ve bir düşman yaratan popülizm, esasında Hans de Brujin’in tanımıyla siyasi söylemin temelini oluşturan Kurban-Kötü Adam-Kahraman üçlemesinin bir örneği değil mi? O hâlde popülist söylem, siyasi söylemin kendisi olabilir mi? Bu soruyu İngiliz siyaseti üzerinden somutlaştırmaya çalıştım.
İyi seyirler dilerim :)
POPÜLİZM NEDİR? SİYASET POPÜLİZME EŞİT Mİ? https://t.co/TGJnrvzbb8 via @YouTube
Kaliforniya Valilik Seçimleri’nde Cumhuriyetçilerin kazanması için Steve Hilton’ın kusursuz bir kampanya yürütmesinin bile yeterli olmayabileceğini söylemiştim.
Sonuç olarak kusursuz bir kampanya da yürütmedi. Anketlerde de rakibi ile arasında %20’yi aşan bir fark var. Ancak son videosu, dikkat çekme açısından oldukça başarılı. Epey de konuşuldu.
Herhangi bir siyasi mesaj içermiyor ama Kaliforniya gibi Demokratların kalesi sayılan bir eyalette Cumhuriyetçi bir adayın “Just Try It” sloganını kullanması fikrini sevdim.
Seçmen bu videoyu görüp oy tercihini değiştirir mi? Hayır. Ama zaten reklamın asıl başarısı da burada değil.
Steve Hilton’dan hâlâ haberdar olmayan bir Kaliforniyalının karşısına çıkıp birkaç saniyeliğine de olsa “Steve Hilton kim?” diye düşündürmeyi başardıysa ya da zaten Demokratlar kazanır diye sandığa gitmeyecek bir Cumhuriyetçinin dikkatini çektiyse kampanya açısından önemli bir şey yapmış demektir.
Trump’ın Son Seçim Kozu: Herkese Benden $5.000!
Ara Seçimler öncesi yapılan anketler Cumhuriyetçiler için o kadar kötü gözüküyor ki Kansas ve Teksas gibi Cumhuriyetçilerin kaleleri olan yerlerde bile Demokratların kazanma ihtimali var. Üstelik Teksas ihtimali hayli ciddi.
Bunun üzerine Trump, bir süredir konuşulan vaadini resmi olarak duyurdu. Bu vaade göre, eğer Cumhuriyetçiler hem Temsilciler Meclisi’nde hem de Senato’da üstünlüklerini korursa bütün yetişkin Amerikan vatandaşlarına $5.000 verilecek.
Üstelik Trump, bunu yapabilmesinin sebebi olarak kendi liderliğinin ekonomik başarısını gösterdi. Cumhuriyetçilerin sık kullandığı bir çerçeveleme olan “Demokratlar gelirse vergiler artacak” söylemini de tekrar etti.
Bu vaat bir yandan Cumhuriyetçiler için gerçek bir şans olabilecekken, bir yandan da durumlarının ne kadar zor olduğunu gösteriyor.
Önümüzdeki haftalardaki anketlerde bu vaadin etkilerini görebiliriz.
TamgaTürk’ün 4.sayısında, AfD’nin zaferinden ve Avrupa’da büyüyen siyasi temsil sorunundan bahseden yazımla ben de varım! Bonus: Kokteyl kampanya tarifi.
Kıymetli Raşit Hocamın bu güzel sözleri benim için büyük bir gurur ve mutluluk kaynağı. Kendisinin yerini doldurmanın hiç de kolay olmayacağının farkındayım.
Yeni dönemde Toplum Çalışmaları Enstitüsü’nün birbirinden değerli üyeleriyle birlikte çok güzel çalışmalara imza atacağımıza yürekten inanıyorum. Hepimiz için hayırlı olsun. @toplumenstitusu
Fon, Paradox, futbolda bahis, futbolda “yapı”, basketbolda bahis, yolsuzluklar, belediye operasyonları, ünlülere operasyonlar ve unuttuğumuz daha birçok gündem maddesi…
Information overload (belki enformasyon bombardımanı olarak çevirilebilir) kavramının mucidi sosyal bilimci Bertram Myron Gross “The Managing of Organizations” isimli eserinde bu terimi şöyle tanımlamış:
“Bir sisteme giren bilgi miktarının, sistemin bu bilgiyi işleme kapasitesini aşması durumu.”
Ve eklemiş:
“Karar vericilerin bilişsel bilgiyi işleme kapasiteleri oldukça sınırlıdır. Dolayısıyla, enformasyon bombardımanı meydana geldiğinde, kararların niteliğinde bir düşüş yaşanması muhtemeldir.”
Bu kadar çok gelişmenin benzer zamanlarda yaşanmasının sebebi kimi gündemlerin diğerlerini gölgelemesini sağlamak mı? Olabilir. Fakat bana kalırsa alternatif sorular da şunlar:
Yeteri kadar seçmenin sizi tercih etmeyeceğini düşünüyorsanız, seçmenlerin kafasına yüklediğiniz bilgi bombardımanı ile kararlarının niteliğini düşürebilir misiniz? Geçmişte size oy vermiş seçmen, bu yoğun “information overload” ortamında yeni bilgiye kendisini kapatırsa, eski bilgileriyle yeniden sizi seçeceğini varsayabilir misiniz?
Ülkemizin yüz akı kurumlarından Toplum Çalışmaları Enstitüsü’nde daha önce yürütme şansına sahip olduğum Siyaset Programı Direktörlüğü’nü bundan sonra kıymetli kardeşim Ercan Yüksel Bey üstlenecek. @mercanyuksell
Çok başarılı işler yapacağından kuşkum yok. Kutlu olsun.
Eski Kıta’da bu sefer Orban sonrası Macaristan konuştuk. Konu konuyu açtı, ara sıra Türkiye’ye de değindik.
Videolarımızın samimiyetini, her bölümde Ahmetcan’ın sürpriz şakalarına hazırlıksız yakalandığımızı gösteren bu fotoğraftan anlayabilirsiniz :)
https://t.co/dbGYr612F9
Mansur Yavaş ve Gündem Belirleme
Siyasal iletişimdeki en önemli meselelerden biri gündem belirleme (agenda-setting) gücüdür. Gündem belirleme, üç ana aktör üzerinden şekillenir: medya, siyasetçiler (partiler) ve seçmenler. Gündemde hangi konunun yer aldığı meselesi, bu üç aktörün ortak ya da birbirlerinden bağımsız aksiyonlarıyla ortaya çıkar. Dolayısıyla, hangi aktörün diğerinden daha önemli olduğu veya hangi aktörün gündem belirlemede öncü olduğu sorusunun tek bir cevabı yoktur.
Örneğin Mansur Yavaş’ın CHP’den istifası, bu üç aktörden biri olan siyasetçinin, medyanın ve seçmenin gündemini etkileyebildiğini gösterdi. Mansur Yavaş’ın istifası üzerine yaptığı açıklama aynı akşam hem NTV Radyo’da, hem CNNTürk’te hem de Sözcü TV’de masaya yatırıldı. Aynı zamanda sosyal medyadaki seçmenler bireysel olarak fikirlerini belirttiler ve hem Yavaş’ı sevenler hem de sevmeyenler onun son hamlesine dair görüşlerini paylaştılar.
Yaşananlar bize Mansur Yavaş’ın gündem belirleme potansiyeline dair önemli ipuçları verdi. Öyle ki bu gücün büyük ihtimalle farkında olan Bahçeli, “TV’de her kanalda neden Yavaş konuşuluyor?” tarzında bir serzenişte bulundu.
Mansur Yavaş aday olur mu bilemem ancak aday olacaksa, ekibinin bu gündem belirleme potansiyelini iyi fark edip ona göre hareket etmesi gerekiyor. Çünkü Türkiye gibi halkın büyük bir çoğunluğunun demokratik aktivite olarak yalnızca oy vermeyi gördüğü, medyanın ise büyük oranda iktidar yanlısı olduğu ortamlarda, muhalefet için "gündem belirleme üçgeninin" işleyen tek çarkı olarak siyasetçiler kalıyor.
Mansur Yavaş ise, hem Cumhurbaşkanı ile verdiği fotoğrafta hem de istifa sürecinde, gündem belirleme üçgenindeki medya ve seçmen aktörlerini doğru şekilde tetikleyebildiğini gösterdi. Eğer bir adaylık söz konusu olacaksa bundan sonraki sınav, gündemi hangi konular üzerinde şekillendireceğiniz ve size yönelen atakları nasıl savuşturacağınızdır.
Yeni videomda, NATO ve BRICS üyesi ülkeler arasındaki farkın temeli olan kültürel kodları Erin Meyer’ın The Culture Map eserindeki ölçekleri baz alarak inceledim. Keyifli seyirler dilerim :)
KÜLTÜRLERİN ÇATIŞMASI: NATO VE BRICS https://t.co/lrgbtJ4bvU via @YouTube
Almanya’daki Saxony-Anhalt seçimlerinde popülist sağda yer alan AfD’nin pozitif bir kampanya metodu uyguladığını yazmıştım. 13 Eylül’de gerçekleşecek İsveç seçimlerinde de sağ popülist bir parti olan İsveç Demokratları benzer bir strateji uyguluyor gibi görünüyor. Liderleri Jimmie Akesson seçmenlere şöyle sesleniyor:
“Ülkeyi yöneten asık suratlı Sosyal Demokratlar mı yoksa neşeli ve umutlu İsveç Demokratları(SD) mı olsun istiyorsunuz?”
https://t.co/zl8vrvQB3l
Hayır özgürlük, sen ölmüyorsun! Bugünlerin birinde, en beklenmeyen anda, seni tamamen unuttuğumuz zamanda ayağa kalkacaksın! Ey göz kamaştıran ışık! Topraktan çıkıp ufukta parlayan yıldız gibi yüzünü aniden göreceğiz. Tüm bu karın, bu buzun, bu katı ve beyaz düzlüğün, kalıplaşmış suyun, zalim kışın üzerine ateşli, ışıklar saçan altın okunu atacaksın! Işık, sıcaklık, hayat! O zaman dinleyiniz! Bu tok sesi işitiyor musunuz? Bu derin ve muazzam çatırdıyı işitiyor musunuz? Bu, buzların çözülmesi demek!
Victor Hugo’nun Küçük Napolyon eserinden…
M. Ercan Yüksel | AfD Neden ve Nasıl Kazandı? Kazanan Kampanyanın Kodları
📌"Seçimden önce 'Almanya’nın en tehlikeli adamı' olarak çerçevelenen AfD’nin adayı Ulrich Siegmund, 'Her şey güzel olacak' temalı pozitif bir kampanya yürüterek seçimi kazandı. Sosyal medya hesaplarında güler yüzlü bir profil çizen Siegmund, rakiplerin 'aşırı' damgasını bu stratejiyle aşabildi."
https://t.co/uq9yqpqydo
Yeni videoda Aristo’nun Retorik üçgeninden bahsettim. Logos’tan bahsederken bir noktada rasyonel seçmen tanımına da dokunmam gerekiyordu :)
ARISTO'NUN RETORİK ÜÇGENİ https://t.co/y6Yp5CJVxn via @YouTube