82 yaşındayım, dört çocuğum, on bir torunum, iki torunumun çocuğu var. Ve huzurevinde dokuz metrekarelik bir odam.
Günlerimi burada geçiriyorum, evimden, anılarımdan ve bir ömür boyu ailem dediğim her şeyden uzak.
Bana hiçbir şeyim eksik değil diyorlar, en azından öyle söylüyorlar. Yemeğimi hazırlayanlar var, yatağımı yapanlar var, tansiyonumu ölçenler ve sağlığımla ilgilenenler var.
Yine de neredeyse her şeyim eksik.
Torunlarımın kahkahaları, kucaklamaları, kavgaları, büyüdüklerini görmekten duyduğum zevk eksik. Biri her iki haftada bir ziyaretime geliyor, bazıları ara sıra. Bazıları ise artık hiç gelmiyor.
Artık köftelerimi, kroketlerimi ya da dolma yumurtalarımı yapmıyorum. Kimse benden istemiyor.
Zamanımı Sudoku yaparak ve tesisin etkinliklerine katılarak geçiriyorum. Bazen benden daha kötü durumda olanlara yardım ediyorum, ama fazla bağlanmamaya çalışıyorum. Burada insanlar aniden kayboluyor, boş sandalyeler ve yeni sessizlikler bırakarak.
Bugünlerde insanların giderek daha uzun yaşadığı söyleniyor. Ama hayata yıllar eklemek neye yarar, eğer onları paylaşacak bir kimse yoksa?
Komodinin üzerinde birkaç fotoğraf tutuyorum. Onlara bakıyorum ve bir an için mutfağıma, çocukların sesleri ve pazar yemeğinin kokusu arasına dönüyorum.
Büyük şeyler istemiyorum. Sadece birinin yanımda oturacak zamanı bulmasını isterdim. Hiçbir şey söylemese bile.
Hayatımızı çocuklarımıza tek başlarına yürümeyi öğretmekle geçirdik. Bir gün o adımların bizi onlardan bu kadar uzaklara götüreceğini hayal etmemiştik.
Çünkü bizden bakımını üstlenenlere bakım yapmak, bir borcu ödemek anlamına gelmez.
Onların bizi sevmeyi öğrettiği kişiyi sevmeyi hatırlamak anlamına gelir.”
Frenkie Woody X hesabından alıntı
📍Batman Belediyesi'nin önündeyim.
Batman Belediyesi, uzun yıllardır seçilmiş belediye başkanları tarafından yönetilmiyor.
🔹"2009 yılında Nejdet Atalay Batman Belediye Başkanı seçildi. Çok kısa bir süre sonra gözaltına alındı, tutuklandı ve görevinden uzaklaştırıldı. Yerine belediye başkan vekili görevlendirildi."
🔹"2014 yılında yeniden seçim yapıldı. Sabri Özdemir ve Gülistan Akel eş başkan olarak seçildi. Ancak çok kısa bir süre sonra Sabri Özdemir görevden uzaklaştırıldı. Ardından belediye yine seçilmişlerin iradesi dışında yönetildi."
🔴 Ardından 15 Temmuz darbe girişimi yaşandı. OHAL döneminde çıkarılan düzenlemelerle belediyelere kayyum atanmasının önü açıldı.
🔴 11 Eylül 2016'dan itibaren Batman Belediyesi'ni kayyumlar, yani atanan valiler ve vali yardımcıları yönetmeye başladı.
🔹"2019'da yeniden seçim yapıldı. Mehmet Demir seçildi. Çok kısa bir süre görev yaptıktan sonra görevden uzaklaştırıldı ve yerine yeniden kayyum atandı."
🔹"31 Mart 2024'te bu kez Gülistan Sönük seçildi. O da çok kısa bir süre görev yaptı ve 4 Kasım 2024'te görevden uzaklaştırılarak yerine Batman Valisi kayyum olarak atandı."
🔹"Bugün, 11 Eylül 2016'dan bu yana tam 10 yıl geçmiş durumda."
🔴 Batman Belediyesi'nin kapısında 10 yıldır aynı tablo var: Seçilmiş belediye başkanı yok. Batman halkının iradesi yok sayılıyor.
❓Peki bütün bunları neden bugün burada anlatıyorum?
🔴 Çünkü Türkiye'de 1 Ekim 2024'te başlayan ve bugün hala devam eden bir süreç var.
🔹"Bu süreçte silahlı faaliyetlerin sona erdirilmesi ve silahların bırakılması konusunda yeni bir hukuki çerçeve oluşturuldu."
❓Peki soruyorum:
❓Silahın Batman Belediyesi'yle ne ilgisi var?
🔹"Eğer bugün Türkiye'de yeni bir dönemden, yeni bir süreçten, barıştan söz ediyorsak; eğer silahlı faaliyetlerin sona erdirilmesi ve demokratik siyasetin önünün açılması hedefleniyorsa, o zaman ilk yapılması gerekenlerden biri halkın iradesine saygı göstermektir."
❓Batman halkının seçtiği belediye başkanları neden görevlerinin başında değil?
❓Neyi bekliyorsunuz?
🔹"Seçilmiş insanlar görevlerinin başında olmalıdır."
🔴 Buradan hükümete açıkça sesleniyorum:
🔹"Kayyum uygulamasına son verin.
Batman halkının iradesine saygı gösterin.
Seçilmiş belediye başkanlarını görevlerine iade edin."
BATMAN’DA İŞKUR ALIMLARI ŞEFFAF YAPILSIN, İDDİALAR AÇIKLANSIN!
📍Batman'da Çalışma ve İş Kurumu Müdürlüğü'nün önündeyim.
🔹"Dünden beri Batman'da yurttaşlarımızla görüşüyorum, dertleri dinliyorum. Sivil toplum kurumlarına gittim. Çalışma ve İş Kurumu ile ilgili olarak birçok şikayet aldım."
🔹"Akşam mesai saatlerinin dışında olduğu için Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin nöbetçi sekreterliği üzerinden İş Kurumu müdürünü aradım. Oradaki sekreteryamıza cevap vermiş; "5 dakika sonra uygunum" demiş."
🔹"Defalarca aranmasına rağmen telefonunu meşgule atmış. Ben aradım ve mesaj yazdım ama telefonlarını meşgule attı."
❓Neden aradım kendisini?
🔹"İş Kur'a işçi alınacak. 9 aylık bir çalışma dönemi için okullara, ibadet yerlerine, camilere işçi alınacak. 9 ay boyunca çalışacaklar; asgari ücret üzerinden."
🔹"Listelerin il başkanlıklarına gönderildikleri, iktidar partisinin il başkanlığına gönderildiği, oradan liste istendiği, sonra o listeler üzerinden atamaların yapıldığı konusunda benim gittiğim birçok yerde şikayetler geldi."
🔹"Bunlar geçmişte de olmuştu ve şimdi de oluyor. Bunun önlenmesi açısından tek bir yöntem var."
🔴 Noter huzurunda kura.
🔹"Noter huzurunda kura yapılırsa bu kurum üzerindeki şaibeler de, siyasetçiler üzerindeki şaibeler de dağılır."
🔴 9 aylık maaşın içinden bir maaşının bağışlanması kaydıyla listeler yapıldığna dair iddialar var. Bu çok ağır bir iddia.
🔴 Ben de bu iddiaları soracaktım.
🔹"İş Kur'un önünden Batman kamuoyuna ve Batman Valisi'ne soruyorum."
❓Bu işe alımlar kaç kişiye ilişkindir?
❓Hangi yönteme göre yapılacak?
❓Neden daha önce yapıldığı gibi noter huzurunda kurayla yapılmıyor?
❓Bir de bir maaş bağış iddiası doğru mudur?
🔹"Ben buradaki siyasetçileri de, özellikle iktidar partisinde siyaset yapan siyasetçileri de bu konuda göreve çağırıyorum ve açıklamaya çağırıyorum."
@TurkiyeIsKurumu@batmanvaliligi
Bir yatırımcı düşünün…
Elinde 1 milyon lirası var.
Bir gün TERA hissesine giriyor.
Hisse yükseliyor.
Biraz daha yükseliyor.
Sonra biraz daha…
Derken ekranda gördüğü rakam inanılmaz bir noktaya geliyor:
1 milyon TL, yaklaşık 21 milyon TL olmuş.
%2.099 getiri…
Bakınız, %2.099!
Bir insanın yıllarca çalışarak belki de hayatı boyunca biriktiremeyeceği bir para.
Ayda 50-60 bin TL maaşla çalışan birinin karşısında duran rakam artık sadece bir yatırım getirisi değil; hayatını değiştirebilecek bir servet.
Ev alınabilir.
Borçlar kapatılabilir.
Çocukların geleceği hazırlanabilir.
Belki çalışmayı bile bırakabilir.
Belki gerçekten emekli olabilir.
Ama insan zihninin garip bir tarafı vardır.
Kazandığına değil, daha ne kadar kazanabileceğine bakmaya başlar.
21 milyon TL artık ona büyük gelmemeye başlar.
Çünkü kafasında yeni bir hedef vardır:
“%10.000 olsun, öyle satarım. Sonra da emekli olurum.”
Bir zamanlar 1 milyon lirası olan adam, artık 21 milyon lirayı yeterli görmemektedir.
Çünkü açgözlülük paranın miktarıyla ilgili değildir.
İnsan zihninin sürekli “biraz daha” diyebilmesiyle ilgilidir.
Sonra gün gelir işler değişmeye başlar.
Fiyat geriler.
Önce önemsemez.
“Düzeltmedir.”
Biraz daha düşer.
“Buradan döner.”
Biraz daha…
“Nasıl olsa tekrar çıkar.”
Ama düşüş devam ettikçe artık hayallerin yerini endişe almaya başlar.
Bir zamanlar %10.000’i bekleyen adam şimdi telefonlara sarılır.
Birini arar:
“Ne olacak?”
Başkasını arar:
“Buradan çıkar mı?”
Bir başkasına sorar:
“Nasıl satabilirim?”
“Bekleyeyim mi?”
“Tekrar eski yerine gelir mi?”
Artık bütün gününü hisseyle ilgili bilgi arayarak geçirmeye başlar.
Bir zamanlar ekrana bakıp emeklilik hesabı yapan adam, şimdi aynı ekrana bakıp çıkış yolu arıyordur.
Ve hikâyenin en acı tarafı burada başlar.
Adamın cebinden 21 milyon TL çıkmamıştır.
Çünkü o 21 milyon TL hiçbir zaman cebine girmemiştir.
Ama zihni o parayı çoktan kendisinin kabul etmiştir.
Hayallerini ona göre kurmuştur.
Geleceğini ona göre planlamıştır.
Belki alacağı evi düşünmüştür.
Belki arabasını…
Belki artık çalışmayacağı günleri…
Bu yüzden ekrandaki rakam küçüldükçe yaşadığı acı, gerçek bir servet kaybı gibi hissettirmeye başlar.
Uyuyamaz.
Telefon sürekli elindedir.
Her fiyat hareketine bakar.
Her düşüşte kalbi biraz daha sıkışır.
Her gün yeni birilerini arar.
“Bir haber var mı?”
“Ne olacak?”
“Dönecek mi?”
Hayatın normal stresi yetmezmiş gibi bir de hiç harcamadığı, banka hesabında hiç görmediği milyonların stresini yaşamaya başlar.
Ve öyle bir noktaya gelir ki…
İnsan, eline hiçbir zaman geçmemiş bir paranın kaybının üzüntüsüyle hastanelik olur.
İşte piyasanın insana öğrettiği en pahalı derslerden biri budur:
Ekranda gördüğünüz servet ile cebinize koyduğunuz para aynı şey değildir.
Kâr etmek sadece doğru hisseyi bulmak değildir.
Kâr etmek;
nerede satacağını bilmek,
ne kadarının sana yeteceğini bilmek
ve en önemlisi,
“biraz daha” diyen açgözlülüğe nerede DUR diyeceğini bilmektir.
Çünkü bazen insan piyasada parasını kaybetmeden önce,
“YETER” deme yeteneğini kaybeder.
Ve unutmayın:
Kâğıt üzerinde herkes zengin olabilir.
Asıl servet,
masadan kalktığınızda cebinizde kalan paradır.