OY VURGUNU. Ataşehir’de 6 CHP’li üyeyi AKP’ye transfer ettiler. Özgür Özel Ataşehir Belediye Başkanvekilinin istifa için tehdit edildiğini açıkladı. İstifa etmedi, gözaltına alındı. Ataşehir’i ele geçirecekler. Bu kadar aleni bir gasp. Sadece fon vurgunu değil oy vurgunu da yapıyorlar.
@themarginale Oğlum başkanlık sistemi isterken daha hızlı karar alınacak ülke şaha kalkacak tek adam şart diyordunuz
Şimdi adam hepsine nasıl yetişecek diyorsunuz
Salak mısınız oğlum siz
Gerçekten yandaş kafası başka bir seviye. İnsanları göz göre göre soydular, milyarlar götürdükleri tezgah çökene kadar operasyon yapmadılar. Fatma Betül Sayan Kaya’yı bile muhalefet ortaya çıkardı. Finans hareketleri kayıtlı olduğu için inkar edemiyorlar. Her gün X’teki yüzlerce hesabı sansürlediler. Bir de ‘Tepki gösterdik, üzerini örtmedik’ diye kendilerini övüyorlar. Halkı aptal yerine koyuyorlar.
Üsküdar Belediyesi ve Sinem Dedetaş’a yönelik iddia ile Fatma Betül Sayan Kaya hakkındaki iddia arasında “minicik ve önemsiz!!!!” bir fark var:
Üsküdar belediyesinde müteahhitlerden elde edildiği ve irtikap suçu oluşturduğu iddiasına konu olan haksız menfaat (~360 milyon TL); Sinem Dedetaş’ın veya belediye görevlilerinin kendilerinin, ailelerinin veya başkalarının hesaplarına, malvarlığına girmiyor, doğrudan ve kayıtlı olarak belediyenin resmi gelirleri arasında olan iştirak şirketinin hesaplarına giriyor.
İddia bu şekilde ve bu menfaatin belediye tarafından usulsüz bir şekilde harcandığı veya herhangi bir surette kişilere aktarıldığı yönünde bir iddia da yok!
Peki ne var?
Sinem Dedetaş’ın “(kendisine ve ailesine, yakınlarına veya başkalarına değil) belediyeye belgeli, kayıtlı ve resmi olarak gelir temin etmek amacıyla bir suç örgütü kurduğu” iddiası var.
Atipik ve fantastik bir suç örgütü!
Devletin bir kurumu, bir kamu idaresi olan belediyeye gelir elde etmek amacıyla suç örgütü kurulması iddiası ileride hukuk ve yargı tarihine geçecektir.
Fatma Betül Sayan Kaya olayında ise kendisi ve eşinin, borsada manipülatif işlemler nedeniyle, küçük yatırımcıların birikimleri üzerinden 5 ayda 2 milyar TL haksız menfaat elde ederek malvarlığındaki fahiş kazanç olayı ve iddiası var!
Birinde kazanç belediyeye, diğerinde kazanç cebe!
Belediyeye (haksız) kazanç sağlayan anında tutuklamaya ve cezaevine, kişisel (haksız) kazanç sağlayanın ifadesi bile alın(a)mıyor!
Türkiye bir hukuk devletidir!
@sdedetas@yenipartiyiz@yenipartiuskudr@eczozgurozel@ZeynelEmre_@muratsabuncum@muratemir_dr@timursoykan@ismailsaymaz@baristerkoglu
Ünlülere açtığı soruşturmalarla tanınan Savcı Türkşad Kunthan Uçuk’un kumardan aile içi şiddete, ticaretten yargı görevinin kötüye kullanımına kadar karıştığı işleri 5 ay önce @tvOnlar ‘da anlatmıştım:
https://t.co/ZJZqxQDTGb
Hakkında soruşturma açılan savcı Uçuk, 7 Eylül itibariyle Urfa Bozova’ya yollandı.
Gelelim bugün olana…
Uçuk’un bugün eşiyle olan Tekirdağ 4. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki dava dosyasına eşine yolladığı bir video girdi.
İçeriğe hiç dokunmadan aşağıda aktarıyorum.
Merak ettiğim şu…
Bizzat fail savcının açtığı soruşturmalarda görüldüğü gibi yargı kararlarını eleştiren herkese absürt davalar açan, saçma gerekçelerle tutuklama kararları verenler yargı mensuplarına yönelik şu sözlere bir yaptırım uygulayacak mı?
👇👇👇👇👇
Adamlar senelerdir "Kurtlar Vadisi şöyle dizi, böyle dizi" diye siteyi esir aldı. Şimdi "Bize neler izlettirmişler, arkada ne oyunlar dönmüş"e geçtiler. Baba bunlar aşikar işlerdi zaten, siz Kurtlar Vadisi diye Acemi Cadı mı izlediniz... Nasıl yeni fark ediyorsunuz?
Found something I didn't expect to find: A quiet gem for Göztepe history. November 1969, Wales. HTV news film silent, black and white of the Turkish side training in Cardiff, then meeting Cardiff City men on Barry beach: stones skimmed into the sea, a walk to the Water’s Edge Hotel. No match footage. Just the trip. Sometimes that’s the real archive.
Source : HTV Wales archive (via Aberystwyth
University)
#göztepe#cardiffcity
2 KEZ BERAAT EDİLEN DAVADA "SİYASET YASAĞI"NA NASIL GELİNDİ?
Olayın Başlangıcı:
25 Ekim 2022'de İBB'nin "Tuzla İleri Biyolojik Arıtma Tesisleri" töreninde, dönemin Tuzla Belediye Başkanı Şadi Yazıcı kürsüde Topbaş ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'a teşekkür edince gerginlik yaşandı.
İmamoğlu'nun İfadeleri:
Gerginliğin ardından kürsüye çıkan Ekrem İmamoğlu, "O arkadaş burayı germeye gelmiş... Sakin olun, ilgilenmeyin, kötü söz sahibine aittir" dedi.
Suçlama:
Şadi Yazıcı'nın şikayeti üzerine İmamoğlu hakkında, "kamu görevlisine görevinden dolayı alenen hakaret" suçlamasıyla ceza ve siyasi yasak talep edildi.
İki Kez Beraat:
İstanbul Anadolu 16. Asliye Ceza Mahkemesi, söz konusu ifadeleri "siyasi eleştiri" kapsamında görerek İmamoğlu hakkında iki kez beraat kararı verdi. İstinafta karar bozuldu, yeniden yargılama başladı.
Hakimin Görev Yerinin Değiştirilmesi:
İmamoğlu hakkında ilk yargılamada beraat kararı veren İstanbul Anadolu Adliyesi hakimi, yeniden yargılama aşamasında Ekrem İmamoğlu’nun duruşmaya SEGBİS yerine "fiziken" katılarak mahkeme salonunda savunma yapma talebini kabul etti. İmamoğlu 5 Haziran'daki duruşma için Silivri'den Kartal Adliyesi'ne gitmek üzere yola çıkarılmış ancak yolda "araç arızalandı" denilerek yarı yoldan tekrar cezaevine geri götürüldü. İşte hakimin görev yeri bu "yarı yoldan çevrilme" krizinin hemen ardından değiştirildi.
Yeni Hakim "Silivri" Dedi:
Atanan yeni hakim, davanın Silivri içerisindeki 6 No'lu duruşma salonuna taşınmasına hükmetti. yargılama cezaevi sınırları içine hapsedildi
Sonuç:
Beraatten Siyaset Yasağına...
Eski hakimin "siyasi eleştiri" görerek iki kez beraat verdiği dosyada, yeni atanan hakim duruşma savcısının mütalaası doğrultusunda, İmamoğlu'na 2 yıl 1 ay hapis cezası ve siyasi yasak getiren hükmü verdi.
🇹🇷 Eski A Milli Takım ve Eczacıbaşı Kaptanı Selcan Çağlar:
Şimdi geri dönüp baktığım zaman... Biz ne yaptığımızı da çok bilmeden kadın sporuna öncülük etmişiz o dönemlerde. Çünkü ben hatırlıyorum, ben Alman Lisesi'nde okudum. Orada spor derslerinde sadece erkekler spor yapardı, kızlar rapor alırdı. Bir semester için rapor alınır 3 aylık ve spor derslerinde öyle kenarda bir yerde oturur, bir sonraki dersi çalışır veya gırgır geçerler falan filan. Bir tek ben, bir kız daha ve geri kalan Alman talebeler spor dersine girerdik. 60'lı 70'li yıllardan bahsediyorum.
Çünkü o dönemlerde kızların spor yapmasına aileler çok iyi bakmazdı ve bireysel sporlar vardı; işte okçuluk, binicilik gibi hani böyle daha aristokratvari ailelerin kızlarının yaptığı böyle cici bici sporlardı. Ama şort giyeceksin, salona çıkacaksın, seyahat edeceksin, gibi böyle oralarda duşlar alınacak falan böyle bir koca bir bilinmez gibi bir şeydi. Benim ailem çok serbest bir aile olmasına rağmen okulda tamam spor yaptın ama hani salona gidip hele Spor Sergi'nin üst tarafında, tribünün arkasında kötü bir salonda top oynanacak, oralar gece veya akşamüstü bile girip çıkılması zor yerler filan... Yani böyle bir tereddüt vardı ailelerde kızlarını spora yollamak için.
O dönemlerde ben severek gidiyordum. Benim annem de voleybolcu ama Çamlıca Kız Lisesi'nde oynamış. Tabii liseden sonra o iş bitmiş falan. Önce Galatasaray'da voleybola başladım. Fakat orası tamamen amatörceydi ve bir sistematiği yoktu. Yani işte "Ankara'dan teyzem geldi antrenmana gelemedim", "Yok başım ağrıdı", "Yarın imtihanım var"... Bir gidersiniz 3 kişi 5 kişi antrenman yapılır falan.
O sırada Eczacıbaşı, Levent'te -şimdi Kanyon'un olduğu yerde- kendi fabrikasının, üretim tesisinin olduğu yerde bir spor salonu açtı. Yanında bir kreş vardı mesela o dönem için çok enteresandı. 1966 yılında da spor kulübünü kurdu Levent'te. O zaman oralar "Fabrikalar Durağı" diye anılır, halen de öyledir ismi o durağın. Şehir dışı gibi sayılırdı ve orada bir spor salonu kurarak ilk defa bir özel kuruluş spora yatırım yaptı.
Benim de evim yakındı. Bir vesileyle de Cengiz Abi -o zaman Cengiz Göllü bu işin mimarı, ilk kadın voleybolunu ortaya çıkaran Cengiz Göllü- milli takıma çağırmıştı beni Galatasaray'da beğenip. Milli takıma gittiğimde yapılan antrenmanı, disiplinini, Cengiz Abinin antrenör olarak becerisini filan çok beğendim. "Oh, aradığım şey bu zaten! Antrenmana gideyim böyle ölene bitene kadar top oynayayım" falan çok hoşuma gitti ve Eczacıbaşı'na geçtim.
Burada çok önemli bir fark vardı: Birincisi, kendi spor salonu vardı ve ısıtılıyordu, ki biz soğuk salonlarda hep maç yaptık. Kantini vardı; gittiğimizde bir lokma bir şey yiyip ondan sonra antrenmana çıkabiliyorduk. Ve en önemlisi, bize çok cüzi bir şey de olsa bir maaş veriyordu. Bu, disiplinli olarak antrenmana gelmeyi sağlıyordu.
Hakikaten Eczacıbaşı'nın ve Şakir Eczacıbaşı'nın ilk başlattığı bu atılımda çok önemli bir fark yaratıldı. O zamana kadar üç büyük futbol kulüplerinin takımları, mahalle takımları -Şişli, Şehremini, Yeşilyurt gibi, Rasim Paşa, Beyoğluspor- gibi takımlar vardı. Onun dışında bir müessese kulübü yoktu. İlk defa Eczacıbaşı adıyla bir takım çıktı ortaya. Ötekiler haftada iki antrenman yapıyorsa biz mesela dört antrenman yapıyorduk.
Her sezon başı kalkıp otobüsle Bulgaristan'a gidiyorduk. Bulgarlardan dayağı yiyorduk; dayak yiye yiye yiye biz onların seviyesine çıkmaya başladık. Ve tabii onlarla boğuşup Türkiye'ye dönünce Türkiye'deki takım bize hafif geliyordu ve hakikaten çok sıkıcı maçlarımız oluyordu. Yani lig mesela 12 takımsa, iki takımla biz sezonda doğru dürüst bir maça çıkıyorduk. Onun dışında böyle bizim dişimize göre pek takım kalmamıştı ve millet bizden bıktıydı. Çünkü 17 yıl üst üste Eczacıbaşı şampiyon olur mu ya!
O nedenle ama esas bunun altında müthiş bir emek, kalite, beceri ve istikrar yatıyor. 1966 yılında kuruldu, 60. yılını kutluyor ve 60 yıldır inanılmaz bir sürdürülebilirlikle ve istikrarla hep başa oynayarak, hep milli takımlara çok oyuncu vererek, milli takımın iskeletini oluşturarak bugünlere gelindi.
📺📏 Oksijen TV