Murat Ağırel, Düsseldorf’ta Gökçek'lere HAMAG Holding üzerinden alındığı belirtilen 15 daireli binayı yerinde görüntüledi.
Resmi belgelere göre bedel: 3 milyon 850 bin euro.
Tadilatla birlikte yaklaşık 4,5 milyon euro.
Peki bu para nereden geldi?
Tamamı Onlar YouTube kanalında...
Gökçek ailesinin Avrupa’da yaptığı milyonlarca dolarlık yatırımlar…
Peki bu paranın kaynağı ne?
Bu servet nasıl oluştu?
Türkiye’den yurt dışına nasıl çıkarıldı?
Paralar hangi şirketler üzerinden taşındı?
Almanya’da neler satın alındı, hangi yatırımlar yapıldı?
Para trafiğini, şirket bağlantılarını ve satın alınan mal varlıklarını belgeleriyle ortaya koyacağız.
Bu akşam saat 21.00’de, Onlar DOSYA’da.
Murat Ağırel bu kez Gökçek ailesinin yurt dışındaki izini sürdü.
Milyonlarca dolarlık yatırımlar…
Peki bu paranın kaynağı ne?
Bu servet nasıl oluştu, Türkiye’den yurt dışına nasıl taşındı?
Belgeleriyle Murat Ağırel açıklıyor.
Bu akşam 21’de Dosya’da.
Himalayalar’da da yaşanan sıradan bir sel değildi.
Fizik ve buzulbilim kuralları dakikalar içinde büyük yıkım yarattı.
Nepal’in Rasuwa bölgesi ile Tibet (Çin) sınırında, 26 Ağustos 2026’da yaşanan felaket klasik muson yağmurlarından kaynaklanmadı. Yüksek irtifada bir buzul çöktü ve zincirleme bir felaket başladı.
Ne oldu?
Yaklaşık 5.200 metre irtifadaki bir buzuldan devasa bir buz-kaya kütlesi koptu.
Bu kütle vadi tabanına doğru 1 kilometrelik mesafeden düştü. Sert düşüşün kinetik enerjisi buzu adeta toza çevirdi, çevredeki kaya ve toprağı da sürükledi.
Ortaya çıkan dev moloz yığını, Trishuli Nehri sistemini besleyen Lhende Khola’yı tamamen tıkadı.Dakikalar içinde doğal bir heyelan barajı oluştu.
Artan su basıncına dayanamayan set aniden patladı.
Milyonlarca ton çamur, kaya ve su aşağı vadilere savruldu.
Sonuç?
Belirgin yağış yokken Trishuli Nehri’nin su seviyesi sadece 30 dakikada 7-9 metre birden yükseldi.
Sınır kapısı, köprüler, hidroelektrik şantiyeleri ve Timure-Syabrubesi gibi yerleşimler metrelerce enkaz altında kaldı. Onlarca ölü, yüzlerce kayıp…
Tetikleyici neydi?
Uzmanlar iki noktaya işaret ediyor:
• O saatlerde kaydedilen sarsıntı (mekanik tetik)
• İklim değişikliğiyle ısınan, içsel dengesi bozulan Himalaya buzullarının giderek daha kırılgan hale gelmesi
Bu olay, yüksek irtifa coğrafyalarında GLOF (buzul gölü patlaması) ve buzul çöküşlerinin tehlikesini gösteriyor:
Himalayalar ısınıyor. Ve bu örnek onun sonuçlarından birisi gibi duruyor. Umarım devamı gelmez...
#Himalayalar #Buzul #Nepal #Rasuwa #İklimDeğişikliği #GLOF #DoğaFelaketi #Nepal #Tibet
A horrific scene of severe flooding at the Rasuwagadhi border point on the Nepal-Tibet border.
The strong currents wreaked havoc across the area, leaving 400 pilgrims and 105 Indian tourists also missing in the Nepal floods.
#NepalFloods#Nepal#Rasuwa#FlashFlood#Floods
1944 | Yaklaşık 4.5 yıl süren işgal döneminde Alman askerleri ile ilişki yaşayan Fransız kadınların saçları kesiliyor ve toplumsal aşağılama yaşatmak için sokakta teşhir ediliyor.
🔴 "İslam dünyası uyanıyor" diyen AKP'li Öznur Küçüker Sirene'nin bir Fransızla kilisede evlendiği öğrenildi.
Kendisini ifşa eden içerik üreticisi Distaste (@Gozaltina_31)'i ise engelledi.
Türkiye’nin yıllardır taşıdığı sorunların demokratik yollarla çözülmesini; silahların tamamen sustuğu, insanların kimlikleri ve düşünceleri nedeniyle ayrıştırılmadığı, herkesin kendisini eşit yurttaş hissettiği bir ülkeyi kim istemez ki?
Barışa kim karşı çıkabilir?
Kardeşliğe huzura özgürlüğe kim itiraz edebilir?
Ancak gerçek barış yalnızca bir kanun çıkarmakla kurulmaz. Barışın temeli adalettir, hukuktur, güvendir ve toplumsal mutabakattır.
Bugün Türkiye’nin en büyük meselesi, vatandaşın devlete ve adalete duyduğu güvenin ağır biçimde zedelenmiş olmasıdır.
CHP’li belediyelere ve başkanlarına yönelik operasyonların gerçekleştirildiği; henüz yargılama süreçleri dahi tamamlanmadan seçilmiş belediye başkanlarının suçlu muamelesine maruz bırakıldığı bir dönemdeyiz.
Üstelik bununla da yetinilmiyor; belediye başkanları görev yaptıkları ve ailelerinin yaşadığı şehirlerden yüzlerce kilometre uzağa, ağır tecrit koşullarıyla anılan kuyu tipi cezaevlerine gönderiliyor. Adeta zulmeder gibi bir muameleye maruz bırakılmaları ise ayrıca sorgulanması gereken bir durumdur.
AYM kararlarının tartışıldığı, AİHM kararlarının uygulanmadığı, seçilmişlerin iradesinin yargı kararları ve kayyum uygulamalarıyla ortadan kaldırıldığı, insanların söyledikleri bir söz nedeniyle soruşturulma endişesi taşıdığı bir ortamda demokratikleşmeyi yalnızca belirli bir mesele üzerinden konuşamayız.
Böyle bir ortamda demokratikleşmeden söz ediyorsak önce şu temel gerçeği kabul etmek zorundayız:
Demokrasi herkes içindir ya da demokrasi değildir.
Hukuk herkes içindir ya da hukuk değildir.
Özgürlük herkes içindir ya da özgürlük değildir.
Bir taraftan demokratikleşmeden söz ederken diğer taraftan siyasi rakipleri yargı yoluyla tasfiye etmeye çalışmak, toplumun bir kesimine hukuk vaat ederken başka bir kesimini hukuksuzluğa mahkûm etmek gerçek bir huzur getirmez.
Kaldı ki TBMM’ye sunulan Çerçeve Yasa konusunda hukukçular tarafından son derece ciddi hukuki ve anayasal itirazlar dile getirilmektedir.
Hukukçuların Anayasa ve evrensel hukuk ilkeleri açısından ciddi sakıncalar gördüğü bir düzenlemenin, yeterince tartışılmadan ve toplumun bütün kesimlerinin kaygıları giderilmeden yasalaştırılması yeni sorunlar doğurur. Millet bilmeden, toplum tartışmadan, farklı kesimlerin kaygıları giderilmeden yapılan siyasi mutabakatlar, toplumsal mutabakatın yerine geçmez.
Benim demokrasi anlayışımda millet, sonucu kendisine açıklanan bir sürecin seyircisi değildir.
Millet bu ülkenin sahibidir.
Bu nedenle yapılması gereken bellidir:
Anayasa ve mahkeme kararlarını eksiksiz uygulamak, yargının bağımsızlığına ilişkin toplumdaki şüpheleri ortadan kaldırmak.
Seçilmişlerin iradesini güvence altına almak ve düşüncesini açıklayan hiç kimsenin korkmadığı bir ülke olmak. Tüm bunlar sağlandıktan sonra da milletin önüne hiçbir soru işaretine mahal vermeden çıkmak en doğru seçenek olacaktır.
Türkiye’nin Kürt meselesi dâhil hiçbir meselesi çözümsüz değildir.
Ancak Kürt meselesinin çözümünü bir dönem daha iktidarda kalmanın, bir seçim daha kazanmanın hesabına endekslerseniz; yıllarca cezaevinde tuttuğunuz siyasetçileri ve milletvekillerini seçim hesaplarının bir parçası hâline getirdiğiniz izlenimini güçlendirecek adımlar atarsanız, toplumun sürecin samimiyetini ve gerçek niyetini sorgulamasının önüne geçemezsiniz.
Türkiye’nin ihtiyacı kapalı kapılar ardındaki mutabakatlar değil, milletin önünde kurulmuş büyük bir toplumsal mutabakattır.
Ve milletin bu konuda vereceği yetki doğrultusunda da gerekli demokratik düzenlemeler, açık ve şeffaf bir biçimde, millet iradesinin tecelligâhı olan TBMM çatısı altında hayata geçirilmelidir.
Son cümle olarak şunu söylemek isterim:
Unutmamak üzere isimlerini köprülerimize, alt ve üst geçitlerimize kazıdığımız şehitlerimizin aziz hatıralarına haksızlık edildiği duygusuyla vicdanlarımızın sızlamasına izin vermemek, bu ülkenin vatandaşları olarak hepimizin en önemli sorumluluklarından biridir.
Milyonların Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun özgürlüğünü elinden aldınız. Şimdi de sesinin ulaşacağı yolları bir kez daha kapatıyorsunuz.
X hesabına yeniden getirilen erişim engeli, ifade özgürlüğüne yönelik sansür politikalarının bir kez daha devreye sokulduğunu gösteriyor.
Bir hukuk devleti, hesap kapatarak değil; hukuku işleterek ve temel hakları güvence altına alarak ayakta kalır.
Saygı Öztürk:
“Cem Küçük defalarca Hava Kuvvetleri İmamının, Amcamın oğlu olduğunu yazdı.
Aldırış etmedim, en sonunda iş ciddiye bindi savcılık ifademi almaya çağırdı.
Savcılığa Vukuatlı Nüfus kayıt örneği ile gittim, amcam olmadığı için amcamın oğlu da yoktu, böylelikle takipsizlik aldım.”
Haram paranı hesabına iade ettik.
İade ettiğimiz bu bozuklukları, iktidarımızda millet adına tahsil edeceğimiz kamu zararı tazminatları için kumbaranda biriktirmeye başla.
🔴#SONDAKİKA | Cem Küçük isimli şahıs gözaltına alındı.
Gerekçe: Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma ve şantaj.
Şahıs için İstanbul İl Jandarma Komutanlığı KOM Şube Müdürlüğüne yakalama ve gözaltına alma talimatı verildi.
Sevgili komşularım,
Bu sabah yanınızda olamasam da her sabah olduğu gibi bugün de aklım ve kalbim Üsküdar’ın sokaklarında.
Tüm çalışma hayatımı gözden geçirdiğimde, olmayı hak ettiğim ve hayal ettiğim yer elbette nezarethane değildi. Ama sağlığım yerinde çok şükür. Sizlerin de vermiş olduğu destekleri avukat arkadaşlarımız bana ulaştırıyor, gerçekten çok mutlu oluyorum. Sizden haber almak, destek almak moral veriyor.
En yakın zamanda görüşmek ümidi ve sevgilerimle.
İstanbul'da toplam 39 ilçe belediyesi var. Bunların 26'sını son seçimde CHP kazandı ve şimdiye dek 16'sına operasyon yapıldı. AKP'nin kazandığı 13 belediyeye yapılan tek bir operasyon dahi yok. CHP'li belediyelerin hepsi suç örgütü kurmuş ama AKP'li belediyelerin hepsi pirüpak. Buna AKP seçmeni bile inanmaz.