Azerbaycan'da bir okul müdürü, polislerle birlikte okul kapısında bekleyerek
başörtülü öğrencilerin girişini engelledi.
"Bakanlık kararı var. Onlar içeri girmeyecek"
Metal Fırtınaya doğru...
"Meydana çıktığında kimse kalmayacak"
5. nesil KAAN var. 6. Nesil KAAN'ı yapacağız. Dünyada 4 tane ülke yapabiliyor. Amerika, Rusya, Çin ve Türkiye yapıyor. Almanya, İngiltere gibi ülkelerden daha ilerideyiz.
KAAN zaten uçtu, yenisi de inşallah bu sene içerisinde uçacak.
KAAN'ı yapacağız, öyle bir güçlü uçak ki ortaya çıktığında, meydana çıktığında kimse kalmayacak. O zaman bana bulaşacak olan bir düşünsün. Benim yaşam tarzıma, bizim buradaki huzurumuza dil uzatacak, el uzatacak birisi bir düşünsün. -TUSAŞ Genel Müdürü Dr.Mehmet Demiroğlu
🔴 Azerbaycan’da bir kız çocuğu baş��rtülü olması nedeniyle arkadaşlarının gözleri önünde sınıftan çıkarıldı.
Öğrenciler, arkadaşına ağlayarak veda etti.
Kim sansür uygularsa uygulansın siz Gazze meselesine kayıtsız kalmayın...
Bu zulmü Duyurun...
Gazze'de evleri yıkılan insanlar "yağmurdan korunmak" için naylon poşetlerin altında bekliyorlar...
Bu vebal Dünyadaki tüm Müslümanların üzerindedir...
| GECE NOTU
Kur’an okurken insanın gözünden kaçabilen güzel bir husus var: Bazen bir surenin sonuyla hemen ardından gelen surenin başı, bazen de aynı ayetteki kelimelerin dizilişi birbirini tamamlıyor.
Kur’an ilimlerinde bunları inceleyen iki alan var: Münâsebâtü'l-Kur’ân ve Nazmü'l-Kur’ân.
Birkaç örnek vereyim.
Fâtiha suresinde her gün defalarca şu duayı ediyoruz:
“Bizi dosdoğru yola ilet.”
Fâtiha bitiyor, Bakara suresi başlıyor:
“İşte bu kitap, kendisinde şüphe olmayan, muttakiler için bir hidayet rehberidir.”
Birinde hidayeti istiyoruz, diğerinde hidayetin kaynağına işaret ediliyor.
İki sure arasındaki bu ilişki, münâsebet ilminin en güzel örneklerinden biri.
Fîl ve Kureyş surelerini düşünelim.
Fîl suresinde Kâbe'yi yıkmaya gelen ordunun nasıl helâk edildiği anlatılıyor.
Hemen ardından gelen Kureyş suresinde ise Kureyş'e verilen güvenlik ve geçim nimetleri hatırlatılıyor.
Birinde Kâbe'nin korunması, diğerinde o korunmanın sağladığı emniyet var.
İki sureyi peş peşe okuyunca aralarındaki bağ daha belirgin hâle geliyor.
Duhâ suresinde Peygamber Efendimize geçmişte verilen nimetler hatırlatılıyor:
“Seni yetim bulup barındırmadı mı?”
Ardından İnşirâh suresi geliyor:
“Senin göğsünü açıp genişletmedik mi?”
İlkinde geçmişteki ilahî inayet, ikincisinde sıkıntılar karşısındaki ferahlık ve kolaylık öne çıkıyor.
İki surede de teselli eden aynı hitap var.
Bir de kelimelerin dizilişine bakalım.
Fâtiha'da şöyle buyuruluyor:
إِيَّاكَ نَعْبُدُ وَإِيَّاكَ نَسْتَعِينُ
“Yalnız sana kulluk eder, yalnız senden yardım dileriz.”
Arapçada normal cümle düzeniyle “Sana kulluk ederiz” demek m��mkünken burada “Sana” ifadesi öne alınmış.
Bu takdim, hasr yani sınırlama anlamını kuvvetlendiriyor:
Yalnız sana.
İşte bu tür incelikler nazmın konusudur.
Bakara suresinde oruçla ilgili hükümler anlatılırken araya şu ayet geliyor:
“Kullarım sana beni soracak olurlarsa, şüphesiz ben çok yakınım...” (Bakara 2/186)
Öncesinde oruç ve Ramazan, sonrasında yine oruç hükümleri var.
Tam bu bağlamda duadan ve Allah'ın yakınlığından söz edilmesi çok anlamlı.
Oruç yalnızca aç kalmak değil; kulun Rabbine yönelişiyle de ilgili.
Bu da ayetler arasındaki münasebet üzerine düşünmeye güzel bir örnek.
Nazmın bir başka yönü de kelimelerin birbirine nasıl bağlandığıdır.
İnşirâh suresinde:
فَإِنَّ مَعَ الْعُسْرِ يُسْرًا
“Şüphesiz zorlukla beraber bir kolaylık vardır.”
Ardından:
إِنَّ مَعَ الْعُسْرِ يُسْرًا
“Gerçekten zorlukla beraber bir kolaylık vardır.”
Dikkat edelim, “zorluktan sonra” değil, “zorlukla beraber” deniliyor.
Ayetin tesellisi biraz da burada: Kolaylık, zorluğun bütünüyle ortadan kalkmasını beklemek zorunda değil.
Münâsebet ile nazm birbirine yakın iki kavram. Münâsebet daha çok ayetler ve sureler arasındaki irtibatı araştırırken nazm, Kur’an'ın kelimelerinin ve cümlelerinin anlamlı düzenini daha geniş biçimde ele alıyor.
Bu yüzden nazmı yalnızca güzel söz söylemekten ibaret görmek doğru değil.
Hangi kelimenin nerede bulunduğu, neyin önce neyin sonra geldiği, hangi ifadenin neden tekrarlandığı da bu incelemenin bir parçası.
Kur’an'ı anlamak için yalnızca kelimelerin sözlük karşılıklarını bilmek yetmiyor. Bir ayetin öncesine ve sonrasına, bir surenin bütününe, hatta surelerin birbirleriyle ilişkisine de bakmak gerekiyor.
Bazen tek başına okuduğumuzda fark etmediğimiz bir mana, iki ayeti yan yana koyunca belirginleşiyor.
🔴SAYIN MEHMET ŞİMŞEK, ESNAFIN KASASINI GÖRDÜNÜZ DE FONLARIN KASASINI NEDEN GÖREMEDİNİZ?
Vanlı bir esnaf kardeşimiz mesaj göndermiş.
Diyor ki: “Maliyeciler geliyor, gece kapanışa kadar oturup hasılatımızı denetliyor.”
Sayın Şimşek!
Esnafın kasasının başında saatlerce nöbet tutan maliyecileriniz, fonların milyarlarca liralık para hareketlerini neden aynı titizlikle denetlemedi?
Esnafın bir günlük hasılatını didik didik ettiğiniz kadar, fonların hesaplarını ayda bir denetleseydiniz bugün bu kadar insanın mağduriyetini konuşuyor olur muyduk?
Küçük esnafın kasasına gelince şahin kesilen denetim anlayışı, büyük paraların döndüğü yerde neden aynı hassasiyeti göstermedi?
Sayın Bakanım, milletin sizden beklediği açıklama değil, hesap verebilirliktir!
SİZ,ESNAFIN KASASINDAKİ ÜÇ KURUŞUN HESABINI SORARKEN, MİLYARLARIN HESABINI KİM SORACAK?
Mühendislerimiz çeliği yoğurmuş, yazılımı yazmış, ortaya pırıl pırıl yerli ve milli teknoloji çıkarmış…
Kodlarında bu toprakların geni olunca da robot Urfa Teknofest’te davul-zurna eşliğinde mendil sallayıp halaya durdu. 🤖🕺
Emniyet Müdürü, şehit çocuğunu okuldan özel harekat aracıyla alıp evine bıraktı
▪️Kayseri Emniyet Müdürü Atanur Aydın, 2026- 2027 eğitim öğretim yılının ilk gününde, şehit polis memuru İlhan Odabaşı’nın kızı Elif’i özel harekat aracıyla okuldan alarak evine bıraktı.
🗣️Alman yazar ve siyasetçi Jürgen Todenhöfer:
Salı gününden bu yana nükleer kapasiteli altıncı bir Alman denizaltısı, suları yara yara İsrail’e doğru ilerliyor.
Maliyeti 500 ila 700 milyon avro arasında. Üstelik bu faturanın üçte birini biz, yani vergi mükellefleri ödüyoruz.
Kısacası, Almanya’nın İsrail’e silah sevkiyatı tam gaz devam ediyor; hem de giderek daha devasa, daha pervasız bir boyutta. Sadece bu yılın ilk beş ayında federal hükümet, İsrail’e yaklaşık 800 milyon avroluk silah ihracatını onayladı—bu rakam, önceki 20 ayın toplamından bile fazla!
Hem de tüm bunlar, Lahey’deki Uluslararası Adalet Divanı’nda İsrail aleyhine bir soykırım davası sürerken oluyor. Hem de pazartesiden itibaren Almanya’nın bizzat kendisi Lahey’de sanık sandalyesine oturacakken: Soykırıma suç ortaklığı suçlamasıyla!
Uluslararası hukuku hiçe saymanın bundan daha vahim, daha küstah bir göstergesi olamazdı.
İsrail hükümetinin uzun süredir nihai hedefi belli: Filistin halkını ya yok etmek ya da tamamen sürmek. Doğu Kudüs’te, Batı Şeria’da, Gazze’de… Dayanılmaz devlet zorbalığıyla, gözü dönmüş yerleşimci terörüyle, açlığa mahkûm ederek, bombalarla ve çok yakında bizzat İsrail Savunma Bakanı Katz’ın duyurduğu tehcirlerle… Bizim hükümetlerimiz çoktan Filistinlilerin yok edilişine suç ortağı oldu bile. Ama kimsede zerre kadar utanma yok.
Şimdi açıkça soruyorum:
Almanların Yahudilere karşı taşıdığı tarihi suçluluk borcu; İsrail uğruna yeni suçlara batarak ve İsrail hükümetinin başka bir halkı yok etmesine yardım edilerek mi ödenecek?
150 yılı aşkın süredir hiçbir ülkeye karşı taarruz savaşı başlatmamış olan İran’ın nükleer programının tavizsiz bir şekilde uluslararası denetime tabi tutulmasını haklı olarak talep ediyoruz. Peki en az bunun kadar, İsrail’in (askeri) nükleer programını da uluslararası denetime zorlamamız gerekmez mi? Neticede İsrail sadece son bir yıl içinde altı ülkeye/bölgeye askeri saldırı düzenledi: Filistin toprakları, Lübnan, Suriye, Yemen, İran ve Katar. Orta Doğu’da bir nükleer savaş tehdidi İran’dan değil, bizzat İsrail’den kaynaklanıyor!
Bütün bunlara susmak mümkün mü?
Şu kopan fırtına Türk 🇹🇷 ordusudur yâ Rabbi.
Senin uğrunda ölen ordu budur yâ Rabbi.
Tâ ki yükselsin ezanlarla müeyyed nâmın,
Galib et, çünkü bu son ordusudur İslâm'ın.