🚩 NATO’ya secde etmediği için tutuklanan 3 arkadaşımız tahliye edildi!
Bugün, Bursa’da ABD emperyalizmi ve NATO’ya karşı bağımsızlık yürüyüşünü sürdürdüğü için tutuklanan 3 arkadaşımız tahliye edildi.
Biz var oldukça bu memleket emperyalistlere dikensiz gül bahçesi olmayacak!
Tutuklanan tüm arkadaşlarımıza özgürlük!
Denizlerden devraldığımız anti emperyalist mücadele bayrağını taşıyor, gençliğin bağımsızlık mücadelesini büyütüyoruz!
22 yıl aradan sonra topraklarımıza gelen emperyalizmin savaş örgütü NATO'nun sözde güvenliği için uydurma gerekçelerle tutuklanan arkadaşlarımız için buluşuyoruz.
🗓 8 Ağustos
🕖 19.00
📍Taksim Tünel
🚩Trabzon Hekimoğlu Döküm Sanayi işçileri, ağır çalışma koşullarına karşı insanca yaşam ve örgütlenme hakkı için haftalardır direniyor.
Sendikalaşan işçileri "küçülme" bahanesiyle kapı dışarı edenler,işçilerin örgütlü mücadele iradesini şantaj, tehdit ve kaçırma yöntemlerine sığınarak bastırmaya çalışıyor onları güvencesizliğe hapsediyor.
Örgütlü ve birlikte hareket eden bir işçi sınıfı istemeyen, kuralsızlığı kural olarak bilen sermaye, çalışanların e-Devlet şifreleri zorla alınarak istifaya zorlanmış, darp etmiştir.
Bu düzen; yargısıyla, çeteleşen patronlarıyla, kolluğuyla işçi sınıfına karşı açık bir savaş yürütmektedir. Bilinmelidir ki tehditle, şantajla ve fiili gaspla işçi sınıfının örgütlü iradesi kırılamaz.
Zorbalığınız sökmeyecek, hakkımız olanı alacağız!
Direnen Hekimoğlu Döküm işçilerinin yanındayız.
🚩 Bu pisliği devrim temizleyecek!
Bu gözaltı ve tutuklama terörünün mevcut yasalarla, kurallarla ya da hukukla açıklanabilir hiçbir yanı yoktur. Açıktır ki iktidarın bu kavramlarla bir işi de kalmamıştır. Tek bir dertleri vardır: Çürüyen iktidarlarının ömrünü ne pahasına olursa olsun uzatmak.
#YürüyüşümüzSürüyor
#Açıklama | Bağımsızlık yürüyüşümüz sürüyor!
Özgürlük zorunluluğun kavranmasıdır. Bugün özgürlüğü kazanmanın ilk koşulu örgütlü mücadeleye adım atmaktır.
Devrimci Gençlik Dernekleri her zaman emperyalizme karşı bağımsızlık, faşizme karşı demokrasi ve kapitalizme karşı sosyalizm mücadelesi için en ön safta yer almıştır. Bugün, bu mücadeleyi büyüttüğümüz, bağımsızlık yürüyüşünü sürdürdüğümüz için 53 arkadaşımız işbirlikçi iktidarın uydurma gerekçeleriyle tutuklu bulunmaktadır.
Daha önce de söylemiştik: Tutuklama terörü AKP’nin elindeki bir çekiç olabilir; ancak biz sessizce sıranın bize gelmesini bekleyecek değiliz. Memleketin dört bir yanında bu çürümüş düzenin ve onun temsil ettiği her şeyin karşısında duracak, üzerine yürümeye devam edeceğiz. Gençliğin bu kararlılığını ve örgütlü gücünü çok iyi bilen AKP’nin, baskıları bugün arttırması bir tesadüf değildir. Kendi hikayesinin sonundan kaçabilmek için ülkeyi emperyalizmin ihtiyaçları doğrultusunda yeniden dizayn etmeye çalışan AKP, karşısında bu gidişata dur diyecek hiçbir irade istememektedir.
Tam da bu yüzden, emperyalizmin kanlı savaş örgütü NATO'nun 22 yıl sonra yeniden bu topraklara gelecek olmasını bir 'prestij meselesi' haline getirilmiştir.
Bir yandan hamasi söylemlerle Filistin’i savunduklarını iddia eden AKP, diğer yanda Filistin’de çocukları katledenlerin, Orta Doğu’yu kana bulayanların ve halkların geleceğini çalan emperyalistlerin yeni paylaşım planlarını Ankara’da yapabilmesi için ülkenin her kaynağını seferber etmiştir. Halka layık görmedikleri imkânları katillerin önüne sermiş, onları her bölgenin kendi yöresel yemekleri ile ağırlamıştır. Bu süre zarfında ülkede fiili OHAL ilan eden AKP, kimse NATO’cu katillerin karşısına dikilmesin diye binlerce kişinin evini basmış, yüzlercesini tutuklamıştır.
Bu gözaltı ve tutuklama terörünün mevcut yasalarla, kurallarla ya da hukukla açıklanabilir hiçbir yanı yoktur. Açıktır ki iktidarın bu kavramlarla bir işi de kalmamıştır. Tek bir dertleri vardır: Çürüyen iktidarlarının ömrünü ne pahasına olursa olsun uzatmak.
19 Mart’tan bu yana açıkça görüldüğü üzere AKP, toplumsal rıza üretemediği için varlığını ancak halkın tüm kesimlerine dönük topyekûn bir saldırıyla tahkim etmeye çalışmaktadır. Nitekim bir yılı aşkın süredir irade gaspıyla seçilmiş belediye başkanlarını tutuklayan bu anlayış; bugün de türlü hile ve ayak oyunlarıyla gençliğin sokağa çıkmasını engellemeyi ve düzen içi sınırlara hapsetmeyi ummaktadır. Bizler bu teraneyi daha önce defalarca dinledik. Siyasal hattı açık bir biçimde düzen sınırlarıyla malul olan partilere de bu düzen çökerken kitlelerin öfkesini pasifize edecek yeni emniyet supaplarına da karnımız tok. Bizler, halkın ve gençliğin yükselen öfkesini sistemin güvenli limanlarına çekmeye çalışanların, rejimin yarattığı yıkımı tamir etmekten başka bir amaç taşımadığının farkındayız.
Oysa temel hak ve özgürlüklerimizi tanımayan bu zorbalık karşısında direnmek dışında bir seçeneğimiz bulunmuyor. Bu saldırılara karşı gelmenin tek bir yolu vardır: Ayağa kalkmak; güçlü ve örgütlü bir biçimde “Buradayız ve bir adım dahi geri çekilmiyoruz!” demektir.
Bizleri sokaklarda ve adliye koridorlarında susturabileceğini sananlar, NATO’yu efendisi bilenler bilsin ki; Tutuklu tüm arkadaşlarımızı alacağız ve birlikte gençliğin anti emperyalist mücadele iradesini memleketin dört bir yanında yükseltmeye devam edeceğiz. Tarihimiz ve mücadelemizin meşruiyetinden aldığımız güç ile bağımsızlık yürüyüşümüzü sürdürüyoruz. “Bu böyle gitmez” diyen tüm gençliği bizimle yürümeye, sokağı örgütlemeye çağırıyoruz.
Bağımsızlık ve özgürlük #YürüyüşümüzSürüyor ! Birlikte yürüyelim!
Deniz Göktaş:
“Kaldığım cezaevi ‘Kuyu Tipi’ olarak biliniyor. Benim kısa süreli gözlemim; güneşsizlik, havasızlık ve sosyal izolasyonun kalıcı fizyolojik ve psikolojik zararlar vermesi kaçınılmaz. Sayımlar dışında insan sesi duymadan günleri, haftaları geçen mahkumlar var. Cezaevi deyince aklımızda canlanandan çok daha yalnızlaştıran bir sistem.”
Karatepe Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu’ndan selamlar.
Size bu satırları hemen yan hücremden gelen “Aşkın mapushanee, içindee ben mahkum” dizeleri eşliğinde yazıyorum.
Bir düzeltmeyle başlayayım; tanımadığım ve görüşmediğim bir avukat “Deniz bizi unutmayın dedi ” gibi bir bilgi yaymış. Ne böyle bir duygum var ne de öyle bir talebim oldu. Aksine sürekli beni paylaştığını öğrendiğim arkadaşlarıma şu mesajı yolladım: “Abartma be king, yaz böyle geçmez.” Hazır hayatımın ilk tekzibini yapıp kendimi bir şey sanmışken hız kesmeden ikinciyi de yapayım. Biraz gecikmeli olacak ama tutuklandığımı öğrenince söylediğim “neşemizi çalamazlar” mesajını tırnak içinde olduğunu vurgulayarak söylemiştim. Nöşömözü çolomozlor gibi. Ama adliyeden Twitter’a ulaşana kadar yolda ironik tırnaklar kaybolmuş. Bana bu haberler geç geldiği için özetle şöyle diyebilirim; romantik, arabesk ya da talepkar bir cümle duyarsanız bilin ki doğru değildir. Çünkü ruh halim — olumlu anlamda — üçünden de uzak.
Evet, Çorlu’da birinci ayımı doldurdum. Ankara, Çorum, Antalya ve İstanbul’dan sonra en çok vakit geçirdiğim şehir Tekirdağ oldu. Beş Şehir’i tamamladım. Gelirseniz gezdiremem ama şehrimizin en çok ziyaret edilen noktası olan cezaevine çoğu Tekirdağlıdan daha hakimim. En iyi köfteciyi herkes bilir.
Moralim yerinde, sağlığım iyi. Bir ay boyunca kötü hissettiğim tek bir an bile olmadı. Tabii ki cezaevi romantize edilebilecek bir yer değil. Bunu herkes bilir. Monopoly’de bile kodese girince sinir krizi geçiren arkadaşlarım oldu. Yine de adettendir, benden de duyun; cezaevine girmeyin mecbur kalmadıkça.
Aile, arkadaşlar, iletişim ve seyahat özgürlüğü, gözetlenmediğim bir oda, güneş, sahne, sokakta yürümek gibi mahrumiyetlerin yanında önemini burada anladığım şeyler de oluyor. Klavye ve bıyık makası benim için önemliymiş. Klavyeye hazırlıklıydım ama bıyık makası sürpriz oldu. Berber prosedürünü öğrenene kadar bıyıklar ağzımı kapattı. Kantin listesinde olmamasına rağmen şansımı deneyip “Bıyık makası?” diye dilekçe yazdım; cevap verilmeyen tek dilekçem oldu. Bir filmde dev makası olan bir adam gördüm. Çok özendim. Hayatımda ilk kez canım makas çekti. Neyse ki bıyığım Türkiye’de övgü alabileceği en kritik kişiden övgü aldı; ziyarete gelen Erkan Baş’tan.
Özetle cezaevine girmemeye çalışın ama işinizi olması gerektiği gibi yapmanın karşılığı buysa en huzurlu uykular burada uyunuyor. Sonraki gün yapacak işinizin ya da verilmiş sözünüzün olmaması da cabası.
Kaldığım cezaevi “Kuyu Tipi” olarak biliniyor. Bu konuda uzmanların, avukatların ve uzun süre tecrübe etmek zorunda kalmış insanların yazdıklarını okumanızı tavsiye ederim. Benim kısa süreli gözlemim; güneşsizlik, havasızlık ve sosyal izolasyonun kalıcı fizyolojik ve psikolojik zararlar vermesi kaçınılmaz. Sayımlar dışında insan sesi duymadan günleri, haftaları geçen mahkumlar var. Cezaevi deyince aklımızda canlanandan çok daha yalnızlaştıran bir sistem.
Ben belki kısa süreli olacağını umduğum için dışarıda da bazen yaptığım goblin moduna geçerek şimdilik uyum sağladım. Ama öğlen 7 metrelik duvarları olan avluda yüzüme gelsin diye güneşle köşe kapmaca oynamam gerekiyor. Yolu bir şekilde bu kuyuya düşen güvercin* ve dev çekirgeler duvarları aşamadıkları için benimle beraber kalıyorlar, haklarında CİMER şikayeti olmamasına rağmen. Yalnız hissettirmiyorlar. Gönderdiğiniz kitap kargoları ve şimdiden plastik komodinimin iki çekmecesini dolduran mektuplar hayatımdaki en kalabalık zamanımı yaşamamı sağladı hücrede. Hepsini okudum mektupların, kalışım uzarsa cevap da yazacağım. Yakın arkadaşlarımdan “Niye cevap yazmıyorsun şerefsiz, bu sefer turnede olmadığını hepimiz biliyoruz” tarzı mektuplar gelmeye başladı. WhatsApp’tan kurtuldum, bu sitemden kurtulamadım. Kitap hediyeleri ve mektuplarla memurlara ek mesai çıkardık. Size de, şikayet etmeden hızla yardımcı olan memurlara da teşekkürler.
Düzenli ziyarete gelen avukatlar da nefes oluyor. Cezaevinin yıldızları onlar. Ton balığını cezaevi kantinine ekleten avukatla tanıştım, çok heyecanlandım. Burada Oğuzhan Uğur’dan daha popüler. Dışarıya dair haberleri de onlardan alıyorum.
Okul arkadaşlarım başta olmak üzere dışarıda destek olan, dayanışma gösteren herkese de çok teşekkürler. Sabah 8 sayımlarında memurlar gelene kadar uyanık kalabilmek için “Bugün kim tutuklandı” temalı programlar izlemeye alışmışken, bir sabah ODTÜ Mezuniyet pankartlarıyla uyandım. Gözlerim doldu ilk kez. İyi ki varsınız. Athena Gökhan’ın törende benle ilgili yaşadığı kafa karşılığına çok güldüm. Sansürcü Punkçı da Türkiye’ye kısmetmiş.
Anarchy in THE UK
AcunMedya in Turkey
Böyle diyorum ama NATO ve Dünya Kupası bittiğinden beri Masterchef izliyorum. Açar açmaz orada da bir Karadenizli kazandı. Bütün ülkeyi kısık ateşte karadenize ettiler. (Deniz içerde şimdi ne şaka malzemesi biriktirmişsindir? Aynen kardeşim ful böyle notlar alıyorum, özür.) Burçin ve Tolğa favorim.
İlk hafta ülkeme dair moral tazelemek için Aktroll kanalları izledim; NATO Zirvesi Özel. Programlarda önce bana sövüp ahlak dersi veriyorlardı, sonra Donald Trump övüyorlardı, Türkiye için büyük şansmış varlığına duacılar. Ben de dersimi aldım.
“Değerleri aşağılayan komedyen” den, “Değerli dostum”a terfi etmek için eksiklerim:
- Epstein ile kanka olmak
- Gazze’yi Netanyahu ile birlikte tatil köyü yapma vaadi
Bir kelime şakası ve bir didaktik çıkış yaptığıma göre aylık güncellememi sonlandırabilirim. Hala kararlıyım, Moby Dick’i bitireceğim. Geçen öyle yazdım ama elime geçmedi henüz. Diğer kitaplar geldi, Moby Dick hala kontrolde. Cezaevi okuma komisyonu da bitiremiyor, bela bir kitap. Aslında cezaevi kütüphanesi çok iyi, Chomsky bile var. Belki o da Epstein kontenjanından girmiştir.
(*) 2 haftadır benimle yaşayan güvercin Leo ile tanıştığımız günün öyküsünü yazdım, Uğur Gürsoy Uykusuz Ağustos sayısında çizdi. Benim yerime de okuyun, buraya Uykusuz sokamıyormuşuz.
Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.
🔵 Yolculuk Blog | Ya AKP’ye ya Silivri’ye: Korku siyasetine karşı örgütlü direniş – Tuner Tekin yazdı
📌 Bugün geniş halk kesimleri ekonomik yıkıma, güvencesizliğe ve geleceksizliğe karşı güçlü bir değişim arayışı içindedir. Ancak bu değişim talebinin hangi araçlarla ve hangi toplumsal güçlere dayanarak gerçekleşeceği sorusu artık hayati bir önem kazanmıştır. Çünkü milyonların yaşamını belirleyen sorunlar yalnızca seçim takvimleriyle çözülemeyecek kadar derindir.
https://t.co/fsPzR3tTa5
1 yıl evvel iş cinayetinde hayatını kaybeden 28 yaşındaki Aras EDAŞ AOB teknisyeni, enerji işçisi Harun Yaşar'ın ailesinin çağrısıdır..
Bugün kardeşim Harun Yaşar'ın toprağa verilişinin üzerinden tam bir yıl geçti.
Tam 365 gündür aynı acıyla yaşıyoruz. Tam 365 gündür aynı soruyu soruyoruz:
Bir insanın canı gerçekten bu kadar mı değersiz?
Bir yıl boyunca adalet aradık. Dilekçeler verdik, dosyalar hazırladık, kapılar çaldık, sabırla bekledik. Ama geçen koskoca bir yılın sonunda değişen tek şey acımızın daha da büyümesi, adalete olan güvenimizin ise daha da sarsılması oldu.
Biz biliyoruz ki hiçbir sermaye, hiçbir makam, hiçbir güç, bir insanın hayatından daha değerli olamaz. Buna rağmen yaşadıklarımız, güçlü olanın korunduğu, haklının ise yalnız bırakıldığı duygusunu her geçen gün daha da derinleştirdi.
Harun'u toprağa verdik. Ama onun hakkını toprağa gömmeyeceğiz.
Susmayacağız. Vazgeçmeyeceğiz. Unutmayacağız. Unutturmayacağız.
Bugün bir kez daha haykırıyoruz:
Adalet geciktiğinde yalnızca bir aile değil, bütün bir toplumun vicdanı yaralanır.
Harun Yaşar için adalet istiyoruz.
Çünkü adalet; güçlüleri korumak değil, haklıyı korumaktır.
#HarunYaşarİçinAdalet #Adalet #İşCinayeti #Vicdan #Unutmayacağız
🔴“Tapumu arazimi devlet zorla aldı karşılığında hala ev verilmedi”
🔴Depremden önce Hatay Defne’de 1.200 metrekare tapulu arazisindeki müstakil evinde yaşayan Aysel Ertuğrul’un ata toprağı Rezerv adı altında Tokileştirildi!
🔴3 buçuk yıldır konteynerde engelli eşi ve çocukları ile yaşam savaşı veren hak sahibine karşılığında bir ev dahi verilmedi.
#Açıklama | Yıllardır başta Akdeniz olmak üzere coğrafyamızı saran orman yangınları göz göre göre geliyor. Bilim çevrelerinin her yaz mevsimi öncesi yaptığı uyarılara rağmen yangın kapıya dayanana kadar tek bir ciddi önlem almayan saray iktidarı; ormanlarımızı enerji ve turizm şirketlerinin yağması ile rant projelerine hazır hale getiriyor.
Ülkenin ormanlarını korumakla görevli kurumu Orman Genel Müdürlüğünün kendisine ayrılan milyarca liralık bütçeyi yangın önleme kapasitesini geliştirmek yerine bankalarda faiz gelirine yatırması, yangın müdahalelerindeki yetersizliği açıkça ortaya koymaktadır.
Yangınla yok edemedikleri ormanlarımızı rant ve talan projeleriyle hedef alıp, ODTÜ Ormanı dâhil her karış yeşil alan imar oyunlarıyla, yol bahaneleriyle betona kurban ediliyor. Doğa ve yaşam alanlarımız iktidarın rant hırsı karşısında sistemli bir tahribatla yüz yüze bırakılıyor.
Alevler ormanlarımızı ve köylerimizi yok ederken, yurttaşlarımız çaresizlik içinde evlerinden tahliye edilirken, saray iktidarı kamu kaynaklarıyla TÜGVA yaz okulu finallerinde şov yapmanın, stadyumlarda gösterilerle eğlenmenin peşindedir. İklim krizini bahane edip, her gün yeni bir ile sıçrayan yangınlara 'kontrol altına alıyoruz' diyenler açıkça sorumluluktan kaçmaktadır. Halkın ve doğanın güvenliğini hiçe sayan bu kirli düzen tüm unsurlarıyla temizlenmelidir.
Memleketin dört bir yanında Saray Rejimi’nin rant ve talanına karşı birleşelim. Memleketin her karış toprağını korumak için mücadeleyi yükseltelim!
🚩 Bu pisliği devrim temizler!
🔵 Turkuvaz Medya veri talebi kararına bakanlıktan erteleme getirildi
📌 Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı, AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dünürü Sadık Albayrak’ın kurucusu olduğu Turkuvaz Medya Grubu’na ait dijital veri ve kayıtların teslim edilmesini talep etti.
📌 Kabineden isimlerin araya girmesiyle kararın uygulanması ertelendi. Ardından kararı alan Ankara 4. Ceza Mahkemesi’nin, mahkeme başkanı değişti.
https://t.co/i3kaBzFZUK
🔵 Özgür Özel, YENİ Parti Belediye Başkanına AKP’ye geçmesi için baskı yapıldığını anlattı
📌 "Eski bir AKP milletvekili aradı. 15 gün içinde sana operasyon yapılacak. Ama gidip Ankara’da görüşmeler yapar ve AKP’ye geçmeyi düşünürsen bunu durdurabiliriz" dedi.
https://t.co/TjWQQ5biXz
🚩 Saklanacak, üstü örtülecek hiçbir şey kalmadı: Bu düzen çöküyor!
İtiraz eden her sesi gözaltıyla, tutuklamayla, sansürle susturmaya çalışan bu iktidara karşı tek çözüm sokakta, örgütlü gücümüzdedir.
Birlikte özgür ve eşit yarınları kazanabiliriz. Bizimle yürü!
🔗 https://t.co/HiCllNFFOO
Kamuoyuna,
Bugün muhabirimiz Ebru Çelik’in imzasıyla yayımladığımız “Kılıçdaroğlu’nun rozet töreninde skandal: Yüzlerce figüran parayla törene taşındı” başlıklı haberimizin sonuna kadar arkasındayız. Muhabirimizin katılımcı gözlemle yaptığı haber, somut bilgilere dayanmaktadır ve bütünüyle gerçektir.
Haberimizin ardından istinaftan çıkan “mutlak butlan” kararıyla CHP’nin başına getirilen yönetimin gazetemize yönelik kullandığı ifadeler kabul edilemezdir. BirGün, basının yüz akı kurumlarından biridir ve halka hiçbir zaman yalan söylememiştir. Patronsuz bir gazete olarak 22 yıldır bağımsız şekilde ayakta kalabilmesinin yegâne nedeni de yarattığı sarsılmaz güvendir.
BirGün’ü hedef alan iftiralarla ilgili yargı yoluna başvuracağımızı kamuoyuna duyururuz. Hak etmedikleri koltuklarda oturanlar alın teriyle, emekle ve fedakârlıkla büyütülen değerlere dil uzatamazlar.
Yıllardır olduğu gibi bu pervasız saldırılar karşısında dik durmaya devam edecek ve taşıdığımız sorumluluk gereği Türkiye’nin aydınlık yarınları için gerçekleri yazmaktan vazgeçmeyeceğiz.
Sevgi ve dayanışmayla…
BirGün
Not: Muhabirimiz Ebru Çelik, CHP etkinliğinde figüranlara dağıtılan 950 TL’yi almamıştır. BirGün çalışanları hakkı olmayana göz dikmez.
Devrimci Gençlik Dernekleri'nde örgütlü çok sayıda arkadaşımız, NATO eylemleri sonrası tutuklandı.
Bu genç dostlarımız 19 Mart'tan bu yana her süreçte yanımızda oldu. Meydanlarda, mitinglerde, adliye önlerinde bayraklarını gururla taşıdılar, dayanışmalarını hiç esirgemediler. Her zaman yanyanaydık.
Şimdi dayanışma sırası bizde!
Özellikle milletvekillerine çağrımdır: Arkadaşlarımızı yalnız bırakmayın. Aralarında kuyu tipi cezaevlerinde tutulanlar da var. Bu gençlerin sesine ses olun, ziyaret edin, yanlarında olun.
Denizlerin okulundan bağımsızlık mücadelesini yükselten sıra arkadaşlarımızın hepsini geri alacağız.
ABD emperyalizminin, terör örgütü NATO'nun ve onların yerli uşaklarının üstüne yürümeye devam edeceğiz!
🚩Beyazıtlı devrimci gençler NATO'nun tutsağı olmayacak!
emniyetten dev operasyon. 74 yaşında iki büklüm kalmış teyzeyi nasıl etkisiz hale getirip evine çöküyorlar ama.. devlet budur abi 👊 2-3 maaş ikramiye verin bu aslanlara