Bölge kaynıyor… İsrail, Yunanistan ve GKRY, askeri ve ekonomik anlaşmalara imza atıp burnumuzun dibinde tatbikat üzerine tatbikat yaparken, ülkemizin başkentine kadar sızan insansız hava araçları ve Rusların karadenizde vurduğu 4 ticaret gemimizin görüntüleri, grup seks magazinleri arasında kendine yer bulmaya çabalıyor. Tüm bu hengame arasında, Türk askerinin Libya’daki görev süresinin uzatılmasından saatler sonra, Libya heyetini taşıyan uçak ülkemizin kalbinde, yani Ankara’da düşüyor. Kaza mı, bela mı henüz bilinmezken, Yunan tarafı düşen uçakla ilgili alaycı başlıklar atıp ülkemizi aşağılamaya yelteniyor, İsrail basını da “daha bu ne ki” dercesine tehdit dolu yayınlar yapıyor. İşin özü, dünya yarın için pozisyon alıp farklı dillerde aynı cümleleri kurarken, biz haaala dün ile boğuşuyoruz. Ülkeler yarın için başka ülkelerle dostluk pekiştirirken, biz bizimle bile yan yana durmayı beceremiyoruz. En yakın zamanda, bu vatanın sadece senden ya da şahsen benden ibaret olmadığını hatırlamamız dileğiyle… Zira batının efeleri, kuzeyin uşakları, güneyin yörükleri, bozkırın yiğitleri, doğunun beyleridir Türkiye.
Seni beni bırakıp, artık “biz” olabilmek ümidiyle…
Rusya /Kazan BRICS zirvesi ve İstanbul’da yapılan Savunma Fuarı sırasında Ankara/Kahraman Kazan TUSAŞ tesislerinin giriş kapısına yapılan saldırı ile ilgili görüşlerim aşağıdaki gibidir.
1.Jeopolitik düzlemde BRICS zirvesinin Türkiye’deki kamuoyu etkisini engellemeyi hedeflemiştir.
2.Stratejik düzlemde savunma sanayiinin terörle mücadelede en çok kullandığı SİHA ve helikopterleri üreten sembol tesisi üzerinden “sizi asimetrik saldırı ile vurabilirim” mesajı vermiştir.
3.Operatif düzlemde yurt içinde iktidar tarafından tamamen bitirildi propagandası yapılan PKK terörünün bitmediği ve emperyalizmin emrinde nokta atışı yapacak şekilde kullanıma hazır olduğu mesajı verilmiştir.
4.Siyasi düzlemde bir gün önce PKK liderinin iktidar ortağı tarafından meclise davet edildiği bir konjonktürde bu davet çağrısını eleştirenlere anlaşma olmazsa “terörü şehirlere yayarız” mesajı verilmiştir.
5.Moral ve psikososyal düzlemde cumhuriyetin 101.yılını kutlamaya 6 gün kala halkta bezginlik, yılgınlık etkisini yaratmayı hedeflemiştir.
Bu görüşler ışığında asla moral bozukluğu yaşanmamalı, iç güvenlik ile ilgili tedbirler en üst düzeyde uygulanmalı ve 29 Ekim’de yaşananlara inat halk büyük bir coşku ile cumhuriyeti kutlamalıdır.
Türkiye dinci ve etnik bölünmelerden acılar çekmiş bir devlettir. Her ikisini kullanarak iktidarda kalmayı ya da iktidara gelmeyi hedeflemek intihar ile eş değerdir.
İktidar ve muhalefet ekonomik baskı ve Amerikan şantajlarına rağmen Atatürk’ün gerçek rotasına dönmeli, yaptıkları akla ziyan açıklamalarla çöken bir hegemonun akamete uğramış Büyük Ortadoğu Projesine su taşımaya son vermelidir.
Toplumun son derece kutuplaştığı, yolsuzluk ve çürümenin kronikleştiği bugünkü koşullarda devlete, kurumlara, akademik dünyaya, medyaya ve belediyelere sızmış sadece Fetöcüler ve bölücüler değil kökü şüpheli tüm tarikat, cemaatler ile ABD/AB ve İsrail istihbarat ajanslarınca fonlanan kişi ve kuruluşların artık milli güvenlik riski/tehdidi oldukları unutulmamalıdır.
Diğer yandan Türkiye’de güvenlik ve pek çok savunma sanayi firmalarının fiziki ve siber güvenliğinin İsrail ile ilintili firmalarla yürütüldüğü bir gerçektir. Bu bağımlılığı azaltıcı tedbirler acilen alınmalıdır.
Kahraman Kazan şehitlerimize rahmet, yaralılara şifa diliyorum.
Şahsi duruşumdur. Ailemi ve sevenlerimi bağlamaz.
En çok ben isterim huzur dolu yılları. Bizzat yerinde şahit olduğum acıların son bulmasını. Yıllardır konuşa konuşa anlaşma çabasındayım zaten, şahidim çoktur. Barışmak elbette güzeldir ama önce verilen tavize bakarım. Dünü hatırlarım. İlk açılımda sırf terörist mutlu olsun diye cezalandırılan vatanseverleri anarım.
Büyük oyunları, genişleyen sınırları, satranç tahtasındaki adımları falan da anlamam ben. Yüzümü kızartıyorsa verdiğim taviz, sonunda gelen zaferi de zul sayarım.
Önceden antrenmanlıyım. Barışa evet, tavize hayır dediğim için çok hırpalandım. ‘İşte bunlaaaar, kan akmaya devam etsin isteyenlerdiiiir’ dediler, susmadım, susmayacağım. Sebebi her ne olursa olsun, vatanın bölünmez bütünlüğüne halel getirmeye yeltenen herkese, dün olduğu gibi bugün de ettiğim yemindir tek cevabım.
Asker ocağında isteyerek ve hissederek bir yemin ettim. İftiralarla yorsanız, küçük düşürücü yalanlarla da boğsanız yeminimden dönmem. Hükmümü verseniz, ipimi çekseniz, arkamda tek insan kalmayıncaya kadar dövseniz dönmem. Gerekirse işimi, gücümü, ailemi, sevenlerimi geride bırakırım. Canımı veririm, yeminimden dönmem.
Gücüm yetmese de, sözüm geçmese de, en karanlık zindanda yapayalnız da kalsam korkmayacağım, sinmeyeceğim! Laf atana sözümle, vatanıma el uzatana o yeminle cevap vereceğim.
TÜRK SANCAĞININ ŞANINI CANIMDAN AZİZ BİLİP İCABINDA VATAN, CUMHURİYET VE VAZİFE UĞRUNDA SEVE SEVE HAYATIMI FEDA EYLEYECEĞİME NAMUSUM ÜZERİNE AND İÇERİM. 🇹🇷
Bir ay boyunca 17.000 tl asgari ücret için çalışan milyonlarca insanımız bu temmuz ayında zam almayacak. Asgari ücretlinin zam alamayacağı bu Temmuz ayında milletvekillerimizin 43.000 lira zamma kendilerinin karşı çıkması gerek. Temmuz ayında milletvekillerimiz zam almasın.
#milletvekilleritemmuzdazamalmasın
@NumanKurtulmus
Çoğunluk kararı ile 20-21 Nisan Cumartesi Pazar Cafe ve Restaurantlara gitmiyoruz
Fırsatçılığa son vermek için herkesi katılmaya davet ediyoruz
#fahişyemeğeBOYKOT
ps. Lütfen bu görseli bolca kullanalım
100 küsür sene önce, tenis maçı izlerken fotoğrafı var. Yüzerken fotoğrafı var, sahilde kumda otururken, kürek çekerken, at binerken, konser izlerken, zeybek oynarken, dans ederken, heykel incelerken fotoğrafı var.
Salıncakta çocuk gibi gülerek sallanırken bile fotoğrafı var. O dönemin kıyafetlerine, ayakkabılarına bakıyorsun, sanırın Dünya moda ikonu. Hayvanlarla fotoğrafları var, çocuklarla, delikanlılarla, cephede askerlerle, komutanlarla, dahası köylülerle, şairlerle, yazarlarla, sanatçılarla...
Aşık olmuşluğu da var, oturup rakı içmişliği de. Dua etmişliği de var, vaaz vermişliği de. "Bana yeniden üniformamı giydirmeyin" deyip ültimatom vermişliği de var. Tek bir ağacı kesmemek için koca köşkü yürütmüşlüğü de var, bozkır Ankara'ya Atatürk Orman Çiftliği'ni kurmuşluğu da.
Kalbine kurşun yemişliği de var ülkesi için. Savaştan savaşa koşmuşluğu da. Tam yirmi iki yılını cephede geçirmişliği, o ayaklarını asker potininden çıkarmamışlığı, askeri tayınını yemeden sofraya oturmamışlığı da var. Bir çok ülke liderini sofrasında ağırlamışlığı da var.
Ama ne yazık ki "Evde yiyecek kalmadı oğul" diye mektup yazan anacığına; "Bendeki para milli mücadelenin parasıdır. Vatanı kurtarmak için topladık. Konunun ehemmiyeti büyük, size şu an para gönderemem anacığım, şimdilik evdeki halıları satın" demişliği de var.
Ve tarihin görüp göreceği en yoksul, en çaresiz savaşlarından birinde "Geldikleri gibi giderler" demişliği de var. Ömrünü, emeğini, aklını, sevgisini milletine verdiği gibi, tüm malını mülkünü de milletine bağışlayıp geçmiş bir atamız var.
Söyleyin bana, kaç babayiğit yapabilir şimdi bunu. Ha bir de "Bize uymuyor, ilgilenmiyoruz; düzenleyip yeniden göndersinler, bakarız" deyip Birleşmiş Milletler Cemiyeti kurallarının değişmesine sebep olmuşluğu da var.
Yurdu sevmek nasıl olur onu göstermiş, yaşamış bir atamız var. Yetmezmiş gibi; yemesiyle, içmesiyle, oturmasıyla, kalkmasıyla, çatal, bıçak tutmasıyla, zarafet timsali bir atamız var.
Avrupa'dan önce kadına değer vermiş, ona seçme ve seçilme hakkı tanımış, kadını insan makamına layık hale getiren düzenlemeler yapmış; "Ey kahraman Türk kadını sen yerde sürünmeye değil, omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın" demiş, Müzeyyen Senar'ı Safiye Ayla'yı takdir ederek dinlemiş bir Atamız var.
Onun getirdiği alfabe ile ona hakaret etmeye çalışanlara; "Benim manevi mirasım akıl ve bilimdir" diyebilmiş,
Egemenliğin kaynağının millete ait olduğunu kabul eden bir devlet şekli olan CUMHURİYETİ Türk Milletine armağan etmiş, CUMHURİYETİ ilan ederken demokrasinin bütün kurallarının zamanı geldikçe uygulanması görüşünde olan, ve tek amacı, baş amacı Türk milletinin, siyasal haklarını dilediği gibi kullanması, memlekette çoğulcu demokrasinin işlerlik kazanması olan bir ATAMIZ var.
Nice 100 yıllara benim güzel ülkem 🇹🇷
Nice 100 yıllara canım Atam. Seni her geçen gün daha da çok seviyor ve özlüyoruz ♥️
Meral Akşener'in bu videosunu öneririm. Bundan sonra alınması gereken tedbirleri sıralıyor. Afet karşısında asalet ve soğukkanlılığını yitirmeyen gerçek bir devlet kadını
https://t.co/QPukkW0K1N
🆘CALLING GLOBAL HELP & SUPPORT
For earthquake relief efforts in Turkey by donating crypto through @ahbap's wallet addresses approved by Turkish officials.
#HelpTurkey#DonateToTurkey 🇹🇷
Donate now: 👇
https://t.co/OQMDFoC13S
https://t.co/4owxKQw7N3
Sayın @SekibAvdagic
Yeniden seçildiğiniz görevde başarılar dilerim .
Bu kez bir ricada bulunacağım .
Lösev’in SEFERİHİSAR ‘da mandalina çiftliği var ve yaklaşık 200 ton DOĞAL SATSUMA MANDALİNA satamazsak ÇÜRÜYECEK .
Sizden ricam bir elden yardım etmeniz ve DESTEK VERMENİZDİR
Rock grubu Piiz’in davulcusu Mehmet Dudarık, Ankara’daki konserlerinden sonra saldırıya uğradı. B.K.K. adlı vandal, “Ayağıma bastın” bahanesiyle müzisyeni komaya soktu. Dudarık, şu anda İbni Sina Hastanesi’nde yoğun bakımda. Müzisyenlere bu düşmanlık bitsin artık! @piizonline
Suriye'de savaşıp şarapnel parçasıyla elinden yaralanan bir Türk komandosuna Türkiye'de yaşayan bir Suriyeli hesap sordu: “Sen Esad askerleri ile savaştın mı orada? Sen vurdun mı onları?”
Ömrü cephelerde geçmiş. Bir savaştan diğerine. Sürekli harp hali. Oturup dinlemeye vakit yok. Sevdikleri uzakta. Bir hayali vardı, özgür bir Türkiye. Kurdu. Yönetti. Geliştirdi.
Savaşla ilgili düşünceleri şöyle:
İyi ki varsın.
Bu 29 Ekim‘de de Atatürk’ü zikretmekten kaçınmış Diyanet.Bu tavır herhalde ne tesadüfi,ne de ihmal.O halde bilinçli ve sorumlular sessiz Atatürk düşmanlığını zekice bir marifet kabul ediyorlar ve bu duruş bilinsin istiyorlar.O halde bize de hali tespit edip altını çizmek düşüyor.