Karl Marx, eşine yazdığı mektubu şöyle sonlandırıyor :"Dünyada çok kadın var ,kimileri de çok güzel ama ben ,her bir hattı ,hatta her bir kırışığı bana hayatımın en büyük ve en tatlı anılarını hatırlatan bir yüzü bir daha nerede bulabilirim ?
Bir yerden sonra insanın kendisini hiç anlatası, açıklayası gelmiyor. Nasıl anlıyorsan öyleyim işte. Neydi o aman beni yanlış tanımasınlar telaşı, sanki bana hepsi premium insan.
Selçuklu tarihi fışkırıyor. Yetmezse 3 tarafı deniz ve turizm! Kar, yağmur, güneş nem hepsi var. Cahil ve fakir kalman imkansızken, halkın yarısı açlık sınırında. Sebep? İki sebebi olmalı: 1) Cehalet 2) İhanet
Abartmıyorum, altın-zümrüt içinde yaşayan bir millet olmalıydık. Tarımın cenneti, tohumu taşa atsan, taş filizlenir. Yirmiden fazla maden var İncil'deki 7 kilisenin 7'si de burada. Nuh'un gemisinin indiği topraklar... Mezopotamya'nın yanı, Göbeklitepe! Hitit, Bizans...
Ben özür dilemekten de affetmekten de hiç gocunmam. Çünkü sevdiğim ve hayatıma aldığım insanlarla hiçbir zaman ego sorunum olmadı ya da bunu acizlik olarak görmedim. Tam tersi sevdiğim insanları sevmeye devam etmek için savaş veren tarafım.
"Kavga çıkmasın diye sustuğum zamanlar, kırılmasın diye yuttuğum konular ve kaybetmemek için alttan aldığım insanlar oldu. Şimdi anlıyorum ki bazı kavgalar çıkmalı, bazı kalpler kırılmalı, ve bazı insanlar kaybedilmeliymiş. Sürekli gönül yapmaya çalışınca kıymetin kalmıyormuş."
Her şey gelir geçer önemli olan o zor anlarda yanınızda kimin olduğu. Bir mezarın başında ağlarken sırtını kim sıvazladı mesela, hastane koridorunda seninle kim dua etti, yokluğu kiminle paylaştın, her zorluk atlatılır da bunlar unutulmaz. Vefa en büyük bağdır.