@TheLaikYobaz Türk Silahlı Kuvvetleri kaç merkezden yönetiliyor ki? Genelkurmay Başkanlığı Türk Silahlı Kuvvetleri'nin merkezi değil mi? Daha önce "muhteşem yapı"larımız olmadığı için mi sınırlarımız yol geçen hanına döndü? reis-i cumhur ordunun başkumandanıydı hani? külliye muhteşem değil mi
Sene 2002 başları. Epeyce bir hamileyim, eşim yine görevde. O zamanki amirim, var olsun, çok severim; eşim görevde diye çok koruyup kollardı beni. KTB'nın muazzam bir etkinliğine davet etti beni. Rahmetli eşi ve ben üçümüz gittik. Gecenin sonunda "gel bak kiminle tanıştıracağım seni" dedi. Bir baktım karşımda (mecazen) kalemi kıran Hakim bey.
Dedim ki "Öyle heyecanla bekledik ki kararınızı, kilitlendik günlerce ekrana. Biz terörle mücadele edenlerin eşleri, sevinç çığlıkları attık siz hükmü verdiğinizde".
Bu "umut hakkı" mevzuunu her duyduğumda aklıma o gün geliyor.
Mesela o duruşmada Yıldız hemşire vardı. Yıldız hemşirenin Zara'da yol kesen pkklıların şehit ettiği eşini dünya gözüyle bir kez daha görme umudunu verebilecek misiniz?
Pakize ana vardı yine o salonda. Başkale'de terörist pkklılar ile girdiği çatışmada şehit düşen Namık'ı rüyalarından başka bir yerde görme umudu olacak mı Pakize annenin?
Hatırlarsınız, protezini çıkaran bir gazi vardı duruşmalarda. O mesela iki ayağının üzerinde durma umudunu bulacak mı bir gün?
Babasıyla ancak 20 yaşından sonra normal baba kız hayatı yaşayabilen kızımın her akşam "anne, bir bakmışız babam gelmiş eve" cümlesinde yitirdiği çocukluğuna geri dönebilme umudu olacak mı mesela?
Haftalarca sesini duymadığı babasını çok özlediği için, annesiyle numara çevirerek babası diye eşimle konuşturduğumuz Batuhan,
"Emel teyze babam her aklıma geldiğinde karnımda bişeyler acıyor" diyen Eser,
Babasının şehadet haberini aldığında "biz seninle bunun da üstesinden geliriz diyen Naz,
Babasının şehadetiyle tam 10 yıl sonra genç bir hanımefendi olduğunda barışıp, babasının fotoğraflarını ancak 10 yıl sonra çantasına koyabilen Ceren,
Büyüdükçe babalarının prototipi haline gelen Bade ve Kahraman,
Aylarca göremediği eşi al bayrağa sarılı geldiğinde "2 güncük izni bile bize çok gördüler" diyen Nalan,
"Abim bizi görüyordur değil mi" diye dertlenen Nükhet,
Siyah arabalardan inen adamlar kapısının önüne geldiğinde, hamile haliyle kapının arkasına çöküp kanama geçiren İnci,
"Böyle çok sabırlı ve sert duruyorsun ama bir gün patlayacaksın, neden hiç tepki vermiyorsun" diyen Fadile ve Emel'e; "onu o gün geldiğinde düşünürüz. Şimdi ayakta durmamız lazım" diyen ben, Emel...
Siz bize sordunuz mu Allah aşkına, umudunuz var mı diye de, umut hakkı dağıtıyorsunuz vara yoğa?
Yoktur rızam...
Bugün MHP Genelbaşkanı Bahçeli grup konuşmasında : “Aziz dava arkadaşlarım;
Anadolu huzura, Öcalan umuda, Ahmetler makama ve Demirtaş yuvasına dönünceye kadar kararımız nettir” dedi.
Dedi ama maalesef yine İmralı’ya gitme konusunda olduğu gibi salondaki milletvekilleri ne hikmetse yine ayağa kalkıp alkışladılar. 50 bin kişinin katili için bu candan davranış içinde bulunan bu milletvekilleriyle ilgili artık bir yorum yapmaya gerek duymuyorum.
Bir akıl tutulması mı? Sanmıyorum.
Ancak bu konuşma gösteriyor ki, artık ne DEM’e, ne de İmralı’daki caniye ihtiyaç kalmamıştır.