Partimizin Genel Merkez ve İstanbul İl Başkanlığı X hesaplarına erişim engeli kararı verildiğini sosyal medya aracılığıyla öğrendik. Söz konusu kararlar ise henüz uygulamaya konmamıştır.
Yaptığımız incelemede, fon vurgununu ifşa ettiğimiz açıklama ve yayınlarımız için bu baskı ve sansüre maruz kaldığımız anlaşılmaktadır. Bir siyasi partinin sözünün engellenmeye çalışılması açıkça özgürlüklere ve hukuka aykırıdır, siyasi partilere dönük saldırı niteliğindedir.
Saray rejimi, derinleşen yönetim krizini ve toplumun farklı kesimlerinden yükselen itirazları baskı, sansür ve yasaklarla bastırmaya çalışıyor. Kendisine yönelen her eleştirel sesi susturmayı, halkın örgütlü mücadelesini görünmez kılmayı ve toplumsal muhalefetin sesini kısmayı bir yönetme pratiği hâline getiriyor.
Partimizin sosyal medya hesabına yönelik bu müdahale, yalnızca bir iletişim kanalının engellenmesi değil; halkın haber alma hakkına, düşünce ve ifade özgürlüğüne ve demokratik siyasete yönelik bir saldırıdır.
Erişimi de engelleseler; sansürle, baskıyla da gelseler halkımızın emek, özgürlük, eşitlik ve adalet mücadelesini susturamayacaklar.
Bu karanlık, ne olursa olsun bitecek!
Baskılarınız sökmeyecek, halkın mücadelesi kazanacak. Biz kazanacağız!
Biz aynı tasa kaşık sallayalım, onlar bir defa giydiğini bir daha giymesinler. Bizim sırtımızdan geçinsinler, milyarları cebe indirsinler, bir istifayla geçiştirsinler…
Yok öyle yağma!
Bu sabah Manisa Turgutlu'da bir lise önünde yaşanan silahlı saldırıda yaralanan çocuklarımız olduğunu büyük bir üzüntüyle öğrendik. Can kaybı yaşanmamasını temenni ediyor, yaralananlara acil şifalar diliyoruz.
İktidarından başka hiçbir şeyi düşünmeyen Saray'a soruyoruz: Bu kaçıncı?
Öğretmenin kılık kıyafetine karışıp tarikatları okula sokmaktan başka bir şey bilmeyen beceriksiz Yusuf Tekin’in görevden alınması için daha kaç okula saldırı düzenlenmesi gerekiyor?
Mustafa Çiftçi, saldırıların toplumsal ve ekonomik nedenleriyle uğraşmak yerine her okula polis ve bekçi dikmeyi çözüm olarak sundun. Çözüldü mü?!
“Ailem güvende” diye cadı avı başlatanlar, okula giden çocuklarımızı korumaktan bile aciz. Bir kez daha çocuklarımız canıyla tehdit ediliyor, bir kez daha iktidar üç maymunu oynuyor.
Saray varolduğu sürece çocuklarımız güvende değil.
Düzeniniz suça özendiriyor!
Yaşananların sorumlusu siyasi iktidardır. Yusuf Tekin derhal görevden alınmalıdır!
“Mazlum Türkiye’yi kurtaracak ancak Kızıl İnkılaptır. Kahrolsun buna karşı duran kara kuvvetler!”
106 yıl önce bugün Türkiye Komünist Partisi’nin kuruluşunu ilan eden Mustafa Suphi ve yoldaşlarını saygıyla anıyoruz. İşçi sınıfının dünyayı değiştirecek gücüne olan inancımızla kavgamıza sımsıkı sarılıyoruz.
Genel Başkanımız Erkan Baş, Sivas Kangal'da bulunan Kocakurt Köyünde düzenlenen Birlik Aşı etkinliğine katıldı:
"Biz hepimiz, yetmiş iki millete bir nazardan bakan ve kendi elinde avucunda ne varsa onu eşiyle, dostuyla, arkadaşıyla, kardeşiyle, yoldaşıyla paylaşmayı en büyük erdem gören bir gelenekten geliyoruz. Türkiye'nin de dünyanın da kurtuluşu burada.
Biz sadece Alevilerin değil, bu ülkede yaşayan herkesin eşit, özgür bir Türkiye'de barış içinde yaşamasının güvencesi olmaya devam edeceğiz."
Genel Başkanımız Erkan Baş, Sivas Divriği ilçe büromuzun açılış törenine katıldı. Törenimize ilgi gösteren emekçilere teşekkür ediyor, partimize yeni katılan yoldaşlarımıza hoş geldiniz diyoruz.
Genel Başkanımız törenin ardından saat 19.00'da Divriği Halk Buluşmasının konuğu olacak.
Yoğun bir mesai sürecini dün akşam tamamladık. Yaptığımız tartışmaların olumlu sonuçlarını yakında tüm Türkiye görecek ama hislerimi o zamana kadar gizleyemeyeceğim için, biraz rutin dışına çıkıp burada içimden geldiği gibi yazmak istedim.
Son 4 günde iki ayrı kampta, yüzlerce parti yöneticimiz ve kadromuzla bir aradaydık. Önce genç kadrolarımızla; ardından Genel Merkez yöneticilerimiz, il başkanlarımız, sendikalarda, kitle örgütlerinde ve farklı mücadele örgütlerinde sorumluluk üstlenen yoldaşlarımızla aralıksız bir mesai yürüttük.
Her gün 14-15 saati bulan yoğun toplantılarda dünyaya, ülkemize, partimize ve güncel mücadele başlıklarına dair değerlendirmeler yaptık. Sunumlar dinledik, notlar aldık, gerçek tartışmalar yaptık. Görev ve sorumluluklarımızı netleştirdik, hedeflerimizi somutlaştırdık. Sadece iddialarımızı değil; eksiklerimizi ve hatalarımızı da cesurca ortaya koyduk.
Zaten öyle düşünüyordum ama artık eminim: Bu memleketi patronların, tarikatların ve Saray’ın insafına teslim etmeyecek muazzam bir insan kaynağımız var. Aklıyla, yüreğiyle, bileğiyle gözünü kırpmadan, en küçük bir kişisel hesap gütmeden bu kavgaya giren binlerce yoldaşlarımız var. Şansımız mı demeliyim, en büyük zenginliğimiz mi bilmiyorum.
TİP denince pek çoğumuzun aklına üç-beş kişinin yüzü geliyor olabilir. Bunun Türkiye’de siyaseti yalnızca tek yönlü bir temsil ilişkisine indirgeyen düzenle de kuşkusuz alakası var. Ancak şunu gururla söylüyorum: Adını ve yüzünü bilmediğiniz on binlerin yarattığı Türkiye İşçi Partisi, kuruluşunun 10. yıl dönümüne yaklaşırken memleketin tarihinde yerini alacak bir büyük “İsimsizler Hareketi” haline geliyor.
Sabahın kör ayazında direksiyon sallayan şoförler; market reyonlarında gençliğini bırakan, gece yarısı sağanağın altında sipariş yetiştiren motokuryeler; hastane koridorlarında nefes nefese koşturan hemşireler, hekimler, hasta bakıcılar; çocukların gözlerine umutla bakan öğretmenler; yerin yedi kat dibinde kömür kazıyan, sokaklarda tesisat çukurlarında ter akıtan işçiler; banka gişelerinde, çağrı merkezlerinde hayatı öğütülen büro emekçileri; fabrikalarda vardiyadan vardiyaya koşturanlar…
İsimlerini bilmeseniz de hayatın her anında yanı başımızda olan yoldaşlarımız, bu hareketin isimsiz kahramanları, partimizin mihenk taşı, geleceğimizin kurucularıdır.
Bugünlerin pek çok insanın canını sıktığını, moralini bozduğunu; halkımızın hayat pahalılığı, güvencesizlik ve geleceksizlik cenderesinde neler yaşadığını çok iyi biliyoruz. Muhalefetin içinde bulunduğu sıkışma hali ve nefes darlığı nedeniyle de kendini çaresiz, umutsuz hisseden milyonlarca yurttaşımızı görüyoruz. Ama gelin biz umuda bakalım: Direnenlere, teslim olmayanlara, yenilgiyi tatsa da yılgınlığın kapısının önünden bile geçmeyenlere!
Türkiye siyasetinde hepi topu 9-10 yıllık bir geçmişe acıyı, sevinci, hataları ve başarıları sığdırdık. Ama kendimize sermayenin, karanlık odakların, yılgınlığın lekesini bile sürdürmedik. Bize güvenip yola çıkanları kimi zaman üzdük ama asla yarı yolda bırakmadık, utandırmadık, başını öne eğdirmedik. Yol yürüdükçe öğreniliyor; hata ettiğimiz, yanlış yaptığımız olmuştur ama ihanet ve teslimiyet bizim sokağımızdan bile geçmemiştir.
Bugün bu kararlı yürüyüşü sürdürürken daha fazla isimsize ihtiyacımız var. Çünkü her sabaha Türkiye’de emekçilerin iktidarını kurma hedefiyle uyananların, sınıfının muazzam kuvvetini siyasi bir iradeye dönüştürmek için daha da kalabalıklaşması gerekiyor. Daha fazla imkana, kadroya, o kadroları mümkün kılacak siyasete…
Halkımız devrimcilere güvensin; çünkü biz tertemiz duygularla memleketin eşitlik ve özgürlük kavgasına baş koyduk. Dünden daha büyük bir özgüvenle şu çağrıyı yapıyorum: Karşı-devrime direnmek, bu ablukayı dağıtmak ve halkın kendi kaderini kendi ellerine alacağı yolu açmak için bu kavgaya omuz verin.
Biz hazırız, kararlıyız; inadımız da irademiz de her zamankinden daha güçlü…
Başladığımız işi bitireceğiz! 🚩
https://t.co/BIeBYe3TSo
Genel Başkanımız Erkan Baş ve Bağımsız Maden İş Sendikası Örgütlenme Uzmanı Başaran Aksu, madencilerin direniş alanında SÖZCÜ TV ekranlarının canlı yayın konuğu olarak son durumu değerlendirdi:
"Madenciler bu memleketteki tüm yoksulların, tüm işçilerin, tüm emekçilerin onuru için direniyor. Kendi evlatları için direniyor. Herkese soruyorum: Siz evladınız açken evinize dönebilir misiniz? Siz evladınızı yarın okula gönderemeyeceğinizi bilerek evinize dönebilir misiniz? Üstelik bir tane patron, herkesin gözü önünde hakkınızı gasbetmiş."
Çerçeve Yasa’dan Mekke Anlaşması’na...
❓Sosyalistler neden "evet" dedi?
❓Türkiye savaşa mı hazırlanıyor?
▶️Doğan Ergün ile Zamana Karşı, yeni bölümüyle yayında!
@dgnergun
https://t.co/FFihmid1t2
Genel Başkanımız Erkan Baş, direnen madencilerin yanında kamuoyuna açıklamalarda bulundu:
"İçişleri Bakanı, Çalışma Bakanı ve Enerji Bakanı işçilerin taleplerine garantör oldu. İşçi arkadaşlar hep dediler ki 'biz daha önce bu patron tarafından defalarca aldatıldık'. Defalarca yüzümüze bakarak yalan söyledi. Her Pazartesi Cuma vereceğim dedi. Her Cuma Pazartesi vereceğim dedi.
Dalga mı geçiyorsunuz bizimle siz? İşçiyle dalga mı geçiyorsunuz? Alın teriyle dalga geçiyorsunuz! Çoluğun çocuğun geleceğiyle dalga geçiyorsunuz. Yeter be! İşçilerin ne yapmasını istiyorsunuz? İşçilerden ne istiyorsunuz?"
İstanbul Milletvekilimiz Ahmet Şık, TBMM Genel Kurulu’nda görüşülen çerçeve yasaya ilişkin olarak partimizin görüşlerini dile getirdi:
"Barışın gerçek güvencesi kanunların herkese eşit uygulandığı bir hukuk düzeninde gerçek bir yüzleşme ve onarıcı adalettir. Ve o düzen olmadan hiçbir yasa kendi başına güvence değildir. Bu yüzden dayatılan teklife ‘Kürt meselesinin kök yasası’ demek, ‘demokratikleşme’ diye sunmak abartılı bir iddiadan ibaret.
Devletle örgüt arasında bir tür fesihle beraber kısmi ve özel bir affı içeren bu mütareke metnine, iktidar mahfilleri dışında kalanlarca verilecek evet oyu sizlere duyulan güvenden değil. Niyet, ciddiyet ve samimiyet konusunda güven yaratmasa da savaşın sürmesine razı olmadığımızdan, her kim olursa olsun tek bir çocuğun daha ölmemesi ihtimalini ciddiye aldığımızdandır. Bizim evetimiz tasarının eksiklerini örten bir onay değil; ödenen bedellere, kuşaktan kuşağa taşınan dayanışma ve barış iradesine duyduğumuz sorumluluğun ifadesidir.”
NATO Zirvesi nedeniyle Ankara’ya gelen haydut Trump ve işbirlikçilerini protesto eden Ankara İl Başkanımız Fırat Çoban, Çankaya İlçe Başkanımız Ilgın Baran Öcal, Ankara İl Gençlik Sorumlumuz Oğulcan Boz ve beraberindeki yoldaşlarımız, günlerce süren gözaltı sürecinin ardından serbest bırakıldı.
Emperyalist katillerin ülkemizde elini kolunu sallayarak gezmesine izin vermeyeceğiz! Tüm gözaltılar ve cezaevindeki yoldaşlarımız, yurttaşlarımız derhal serbest bırakılmalıdır!
168 kız çocuğunu katleden, Orta Doğu’yu kan gölüne çeviren savaş örgütü NATO’yu protesto ettikleri için, aralarında Ankara İl Başkanımız Fırat Çoban, Çankaya İlçe Başkanımız Ilgın Baran Öcal ve İl Gençlik Sorumlumuz Oğulcan Boz’un da aralarında bulunduğu 17 arkadaşımız üç gündür gözaltında tutuluyor.
Memleketimizin bağımsızlığı için, demokrasi ve sosyalizm için mücadelemizi sürdüreceğiz.
Tüm gözaltılar derhal serbest bırakılsın!
Ankara‘da Kurtuluş Parkı’nda kanlı suç örgütü NATO’nun liderlerini ve katil Trump’ı protesto eden yüzlerce yurttaşımız zorbalıkla göz altına alındı.
Bölgemizi kan gölüne çeviren, Filistin topraklarındaki soykırımı destekleyen Trump’ı selamlamak için Boğaz Köprüsü’nü ABD bayrağının renkleriyle donatan iktidarın polisi bugün de ABD askerliğine soyundu.
Ankara İl Başkanımız ve onlarca üyemizin de gözaltına alındığı protestoda basın emekçilerine de şiddet uygulandı.
Türkiye’nin dört bir yanında ve bugün Ankara’da, katil sürüsüne meydan okuyan, ülkemizin çocuk katilleriyle anılmasını kabul etmeyen tüm onurlu yurttaşlarımıza selam olsun.
Yaşasın Tam Bağımsız Türkiye!
Kahrolsun ABD!
Kahrolsun NATO!
Kahrolsun işbirlikçi AKP!
Genel Başkanımız Erkan Baş:
"Bizim Trump'ın kırmızı halılarla karşılanıp bir kahramanmış gibi ağırlanmasına tahammülümüz yoktur! Bizim Filistin'de, İran'da çocukları, halkı katledenlerin Türkiye'de kahraman gibi karşılanmasına tahammülümüz yoktur! Türkiye'de halka eziyet eden; yoksulluk, sefalet, açlık içinde yaşamaya mahkum eden bu iktidarın dostlarıyla düğün-bayram eğlenmesine tahammülümüz yoktur!"
"Taşına toprağına ölürüz Türkiye'm" türküleriyle sokaklarda gezen milliyetçiler, ülkücüler, alperenler...
Neden biriniz de çıkıp NATO'ya, Trump'a, Amerikan emperyalizmine laf etmiyor?