Beklenen çalışma geldi. Elden ele hızlıca yayalım
CİMER Başvurusu⬇️
https://t.co/jpxn62dMLB
Bu linke girerek ilgili hesaplar hakkında başvuru metni yazdırabilirsiniz. Yazdırdıktan sonra muhakkak kontrol edin. Gerekli başvuru adımları linkte mevcut
Hazırlayan @oomerfarukbilen 👏
Yıl 2025. Ankara'nın göbeğinde oturuyorum. Ne elektrik kesintimiz eksik oluyor, ne su. Trafik de cabası. El birliğiyle Ankara'yı çekilmez bir yer haline getirip insanları göçe zorlayacaksınız diye düşünmeye başladık @mansuryavas06@abbbasin@baskentdestek
Papa'nın İznik'ten sonra Volkswagen Arena'da âyin yapması, Türkiye’nin Hıristiyanlığa peşkeş çekilmesinin bir örneği değilse nedir?
Bu nasıl bir rezilliktir!
Şiddetle protesto ediyorum bunu ve buna izin verenleri.
Hür dünyanın bütün vicdân sahiplerine,
Bugün, gün boyu Gazze'deki yetkili kişilerden çok acı haberler aldım.
Gazze'deki büyük mezalim, tahammülü hatta tasavvuru dahi mümkün olmayan bir safhaya girmiştir. Başka siyasi ve insani krizlere odaklanarak Gazze'deki trajediyi geri planda bırakan kamuoyuna mevcut durumu ilan etmeyi insani bir vazife biliyorum.
Birkaç yıldır devam eden ağır bombardıman, toplu yıkım ve soykırımla beraber Gazze'de su, yiyecek ve ilaç başta olmak üzere temel hayatî ihtiyaçlar konusunda büyük bir mahrumiyet yaşanmaktaydı. Bu mahrumiyet son haddine ulaşmış durumdadır. Bebeğinden ihtiyarına, yaralısından hastasına, bütün Gazzeliler topyekün bir açlıkla karşı karşıyadır.
Uzun süredir açlığa direnen çocuklar, yaşlılar ve hastalar ölmektedir. Sınırlarda ihtiyacın binde biri dahi olmayan yardımların tabiri caizse damla damla dağıtılması nedeniyle büyük bir kaos oluşturulmaktadır. Şerefli Gazzeliler çocuklarına götürebilecekleri bir lokma için itiş kakış içine girmek zorunda bırakılmakta ve küçük düşürülmektedir. Dünya tarihinin en şerefli mücadelelerinden birini vererek her halükarda ayakta kalan bir halk, silahlı askerlerin karşısında yerlerde süründürülerek, aşağılanmaktadır. Yüzlerce kişi yiyeceğe ulaşmak isterken, hunharca katledilmektedir.
Bu açlık, tabiî bir afetin neticesi değildir. Alçakça uygulanan bir soykırım mühendisliğinin son aşamasıdır.
Değerli dostlar,
Süre tükenmektedir... Hayat tükenmektedir... Onur tükenmektedir...
Başta ilk günden itibaren Gazze'nin sesini tüm insanlığa duyuran Sayın Cumhurbaşkanımız olmak üzere tüm yetkililere tarih boyunca insanlığın vicdan yükünü omuzlayan aziz milletimizin her ferdine sesleniyorum.
Lütfen tüm önceliklerimizi değiştirerek insanlığı bir kez daha Gazze'de yaşanan büyük trajediye yöneltelim.
Bu mutlak şer ve kötülüğe derhal müdahale edilmediği takdirde, -tıpkı Bosna gibi- bütün insanlığın utançla anacağı bir Gazze'miz olacak!
Vallahi ahirette Gazze'den sorulacağız!
Vallahi ahirette bunun hesabını veremeyeceğiz!
Konak Buluşmaları'nda bu ayki konuğumuz; Gazi Üniversitesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon A.B.D'de görevli Prof. Dr. Yusuf Ünal. 'Deprem ve Sağlık Hizmeti'ni dinleyeceğimiz programımıza davetlimizsiniz.😊👋
Subhanallah. 7 Ekim festival alanı diye bin yalanla dünyayı yerinden oynattı siyonistler. Şu görüntülere dünyanın kılı kıpırdamıyor.
Kardeşini ve seni senden gayrı koruyacak yok. Güçlü olmak zorundayız. En güçlü olmak zorundayız.
Firakınla kavrulur çölde kum taneleri,
Ahuların içinde sevdan akkor gibidir,
Erdemin, bereketin doldurur haneleri,
Sensiz hayat toprağın sırtında ur gibidir,
Şemsiyesi altında yürürsün bulutların,
Sensiz, yükü zehirdir en güzel imbatların
İşgalci İsrail ordusu, Gazze'deki Al-Nasr Hastanesini zorla tahliye etti.
Hastanede kalan prematüre bebekler, yoğun bakım ünitesinde ölüme terk edilerek öldürüldü. Bebekler hastanede çürümüş halde bulundu.
The moment the Israeli military targeted the tents of displaced families in an area it had labeled as “humanitarian” and directed them to seek refuge there.
Heyecanla beklediğimiz geleneksel mezun kampımızı gerçekleştirdik. Münazara, MedX Tıbbiyeliler, Çocuk Atölyesi, Bilgi Yarışması gibi birçok programa imza attığımız kampımız geri dönütler alınarak veda toplantımız ile sona erdi 🫡
Hadrian Duvarının Ardında Hapsolmak
Adı işlevinden daha meşhur olan Hadrian Duvarı'nı Roma İmparatoru Hadrianus MS 122 yılında geldiği Britanya'da yaptırdı. 80 mil uzunluğundaki duvarın amacı Roma'nın Britanya'da fethettiği toprakları barbarlardan korumaktı. Duvarı yaptıran imparator Hadrian Aelius ailesinden olduğu için Vallum Aelii olarak adlandırılan ve tarihin en ünlü askeri bariyerlerinden biri olan duvar gerçekten de uzun süre barbarları "dışarı hapsetti".
İtalyanlar bu taktiği Libya'yı işgal ettikleri dönemde çölü dikenli tellerden bir Hadrian Duvarı ile çevirip mücahitleri çöle hapsetmek üzere uyguladılar.
Hadrian Duvarı "barbarları" görece olarak büyük bir alanda tecrit etmek, o büyük alanda kendilerini "özgür sanmalarını" sağlamak ve en nihayetinde de "asıl değerli olandan" uzak tutmak işlevlerini görüyordu.
Bugün Kudüs beklentisi olanlar, Filistin'in, Gazze'nin özgürlüğü hayalini kuranlar, yani yüz milyonlarca insan modern Roma İmparatorluğu'nun katman katman ördüğü Hadrian duvarlarının ardında kuruyor bu hayalleri.
Tarihin gördüğü en kalın ama görünmeyen katmanlarla örülü bu Hadrian duvarları. Alışkanlıklar, tüketim toplumu olmaya endeksli mutluluk algıları, üç yüz yıldır Protestan ahlâk anlayışı ile eşyaya ve dünyaya bakıp hayatı değerlendiren ve bunu yaparken de Batı karşısında sonu gelmek bilmeyen aşağılık kompleksleri içinde dirhem dirhem kimliksizleşen doğu toplumları Hadrian Duvarı'nın ardında bırakılan "barbarlardır".
En fazla sevimli ev zencileri olabilirsiniz. En iyinize Batı vizeyi kaldırır mesela. Belki o zaman Hadrian Duvarı'nın geçici olarak ve kontrollü geçmenize izin verir "efendi". Siz ise onu süresi geçmiş pasaportu, hatta kimliği ile dahi kabul edersiniz. Edeceksiniz, çünkü siz, size tanınan / belirlenen sınırlarınız içinde yani duvarın ardında belirlenen alanda görece özgürsünüz ama bu özgürlük onun giriş hakkını sorgulama ve engelleme hakkı tanımıyor size.
Tercih ettiğimiz kıyafet kodlarından müziğe, kent planından mimariye, teknoloji, sosyal medya, algı ve beğenilere kadar uzayıp giden sonsuz Hadrian Duvarları ardında olan ve bu hapsedilmişliğin farkındalığı dahi olmayan yüz milyonlarla ne yapabilirsiniz? Hiç bir şey. Size biçilen kaderi yaşamak, idealleri olmayan, ucuz ve küçük mutluluklar peşinde, en büyük derdi bir ev, araba ve borçsuz geçinmek olan insancıklar yaratan Hadrian Duvarı'nda birer silik gölgeleriz bizler.
Yahudiler M.S.70 yılından 1948 yılına kadar tam 1878 yıl boyunca tarihin her devrinde Kudüs hayali ile yaşadı. Bu hayal onların yegane varlık sebebiydi. Dinleri onları diri tuttu. Okyanuslara dağılan zerreler misali dağıldıkları yüzlerce ulus içerisinde onları asimile etmeden koruyan ve var kılan dinleriydi. Her düğünde, her yaş gününde, her cenazede, her bir araya gelişte "Seneye Kudüs'te" dediler. Bu azim ve davalarına olan inançları sürgün, katliam ve pogromlarda geçen yüzlerce yıllık Hadrian duvarlarını kırmalarını ve onlara bu duvarları örenleri daha büyük Hadrian duvarları içine almalarını sağladı.
İşte tüm bu yaşananların kilit noktası da buydu: Düşmanlarını Hadrian Duvarı ile çerçevelemek ve kendine muhtaç kılmak... Bugün Amerika'dan İngiltere'ye, Almanya'dan Fransa'ya tüm egemen küresel dünya güçleri Sionist Yahudilerin önünde çaresiz bir şekilde diz çöküyorsa bunun nedeni onları çok sevdikleri ve Müslümanlardan çok nefret etmeleri değil. Aslında AngloSakson Protestan Batı ile Katolik Avrupa Yahudilerden de en az Müslümanlar kadar nefret ediyor. Fakat tüm bu sistemleri hareket ettiren omurilikte Sionist Hadrian Duvarları örülü.
Ortadoğu toplumları kıymetlilerinden uzakta, Hadrian duvarları ardında bırakılan Barbarlar olarak kaldıkça "Nehirden Denize Özgür Filistin" sloganı boş bir kelam, karşılığı olmayan bir temenni, kabul edilmeyecek bir dua olarak kalacaktır. Çünkü sözlü dua fiili dua ile desteklenmedikçe karşılık görmüyor.
Yahudiler bunu erken anladı. Müslümanlar ise henüz anlamadı ya da anlamak işlerine gelmiyor. "Onu attığında sen atmadın lakin Allah attı" ilahi beyanında bile bir fiili bir "atma" vardır. Bu detay işte tüm yaklaşımın temelidir.
Hadrian Duvarı ardında kaldıkça birbirimizle oynar dururuz.
V'esselam
Şimdi SENİ ananlar, anıyor ağlar gibi..
Ey yetimler yetimi,
Ey garipler garibi;
Düşkünlerin kanadıydın,
Yoksulların sahibi..
Nerde kaldın ey RESUL,
Nerde kaldın ey NEBİ?
#MevlitKandili
Yemek kalmama ihtimaline günlerdir aç yatmış çocuklar tüm gücü ile haftada bir zar zor gelen yemekten nasiplenmeye çalışıyorlar
Herkes çocuğunun bu izdihamdan boş dönüp açlıktan gözünüzün içine bakıp ağladığını düşünsün hiçbirimiz o sahneyi kaldıracak dirayette değiliz değilmi?
ABD başkanı Telaviv’e gittiğinde boş bir beşik paylaşıp hamasın çocuk katlettiğini dünyaya dayattı?
Ama bizim sahtekar ikiyüzlü liderler bir umud yarın yine şu katillerle barışırım diye beklemekten katledilen 20 bin çocuktan tek birini bile paylaşmadılar
ALLAH BELANIZI VERSİN