Gerçekten de Kılıçdaroğlu ile artık gazeteciler değil psikologlar konuşsun.
Ülke hak, hukuk, adalet diye bağırıyor. Ekonomiden güvenliğe her cepheden derde batmışız. Kemal Kılıçdaroğlu ise arabasının elinden alınmasını “yakışıksız” buluyor.
“İncindim” diyemez tabi. “Yakışıksız” diyor. Narsisistik incinmesini ahlaki öfke olarak yansıtmış.
Bu araba sizin için ne ifade ediyor? Elinizden alındığında tam olarak ne hissettiniz? Bu his tanıdık mı, daha önce ne zaman böyle hissettiniz? diye sormak lazım, yani ülkenin hali ortadayken araba konusunu açmak gerçekten dehşet bir perspektif kaybı.
Makam aracı, koruma ekibi, protokolde oturulan sıra… bunlar yıllarca yaşanan genel başkanlığın kişilikle kaynaması, kaybedilen “ben”in son maddi kalıntısı da araba olmuş.
Ama mesele tek bir kişi değil. Yemek konusu da örgütsel yozlaşmayı gösteriyor.
Arabalar, unvanlar, korumalar, yemekler. Bunlar güçten beslenme kültürü ağının işaretleri. Bu bir partinin değil, Türkiye’nin bütün siyaset kültürünün sorunu. Devletin tahsis ettiği koruma polisinin yemeğini devlet ödemiyor mu? Neden “hayırsever bir işadamı” ödüyor? Bu hayırseverlik değil tabi ki bir borçlandırma.
Türkiye’nin asıl arınması gereken şey particilik, siyaset esnaflığı, yaşlı kuşak siyasetçiler ve yaşatmaya inat ettikleri kültür.
LGBTİ+ hakları insan haklarıdır. İstanbul Barosu olarak, insan haklarının evrenselliği, eşitlik ilkesi ve ayrımcılıkla mücadele temelinde herkes için hak ve özgürlükleri savunmayı sürdürüyoruz.
Onur Haftası kutlu olsun.
Bu ülkede yaşayan her bir yurttaş Pelin kardeşimize destek olmak mecburiyetindedir! Çünkü o, bizlerin hakkını ve hukukunu savunduğu için mağdur oldu!
— Pelin Gümüşdağ. Boğaziçi Üniversitesi’ne Türkiye 18.’si olarak girdi. Tarih bölümünü yüksek onur derecesiyle, bölüm BİRİNCİSİ olarak bitirdi.
— Hocaları tarafından yüksek lisansa kabul edilen Gümüşdağ’ın kaydı, Ekrem İmamoğlu’nun tutuklandığı 19 Mart sürecinde anayasal hakkını kullanarak eylemlere katıldığı bahane edilerek üniversite tarafından kabul listesinden ÇIKARTILDI!
— Gümüşdağ bu süreçte yalnız değil. Aynı şekilde 5 muhalif öğrenci de mağdur edildi! Haklarının ihlal edildiğini belirten öğrenciler konuyla ilgili dava açtılar.
— Mahkeme, 4 öğrenci hakkında üniversitenin işlemini “hakkaniyete aykırı” buldu ancak kayyum yönetimi mahkeme kararını UYGULAMADI; öğrencileri yeniden kabul listesine almadığı gibi kampüse girişlerine de İZİN VERMİYOR!
Üniversiteler iktidarın arka bahçesi değildir. Kayyum rektörler, iktidara yaranmak için keyfi kararlar alamaz; öğrencilerin emekleriyle kazandığı haklara el uzatamaz! Okulları kendi siyasi ajandalarına göre yönetemezler!
Özellikle öğrencilerinin çoğu muhalif olan üniversitelerde öğrencileri cezalandırmak oldukça sıradan bir rutin haline geldi. Yurttan atmalar, kredi bursunu kesmeler, kazandığı programı iptal etmeler gibi birçok hukuksuz karar normalleştiriliyor.
Anayasa, her yurttaşa protesto hakkı vermiştir. Hal böyleyken bir öğrenciyi sırf muhalif diye cezalandıramaz okul yönetimi. Bu eğitim hakkının gaspıdır, kabul edilemez!
Pelin ve arkadaşlarının sesini duyuralım! @YuksekogretimK
“Ben gittim, oturdum karşımda bir ekran açık ama 'Adalet mülkün temelidir' yazmıyor. Bir ofis orası böyle gözüm de ısırıyor, en sonunda kırmızı bir tane kahve makinesinden anladım Savcı Beydi o”
+ Savcı: Ya Fatoş, şimdi sen ağlarsın böyle karşımda. Ben sana ne dedim? Ben senin ne olduğunu biliyorum ama sen, bu adamlar sana kumpas kuracak demedin mi? Konuşmadın sen. Verecektin ifadeni, gidecektin.
- Ama Sayın Savcım, ben bildiğim her şeyi anlattım.
+ Bak, şimdi sen git, eşyaları topla. Ben sana Çağlayan'dan araba göndereceğim. Geleceksin, burada bana ifadeyi vereceksin. Çocuklarına gidersin.
- Savcım, ben yine de ifade veririm, vermemi istiyorsanız. Bir avukatıma sorayım.
+ Hâlâ avukat diyorsun bana. Sen bir kafayla daha çocuklarını asla göremeyeceksin. Sen bekarsın, değil mi?
- Evet.
+ Velayetleri sende mi?
- Evet.
+ Senin çocukların reşit de değil, değil mi?
- Değil.
+ E, artık sosyal hizmetler alır senin çocuklarını.
Bir anneye böyle denir mi? Çocuklarıyla tehdit ettiler. Biraz insanlığınız, biraz vicdanınız kaldıysa bu insanların yaşadıklarına kulaklarınızı kapatmayın.
12 Eylül faşizminin tek tip elbise zulmünü parçalayan, ADAM DER Kurucu Başkanı,
“Su Uyur Hulusi Akar” kitabını yazarı sevgili yoldaşım Rahmi Yıldırı’ı kaybettik…
Eski ÇGD Başkanı Rahmi Yıldırım, Ankara'da tedavi gördüğü hastanede yaşamını yitirdi.
Yıldırım, 12 Eylül 1980 darbesinin ardından zorla giydirilen tek tip kıyafeti yırtan, ardından don ve atletle duruşmaya çıkan 9 kişiden biriydi. O günlerde yaşanaları 2018’de dinlemiştim kendisinden. İyi bir insan, gerçek bir yurtseverdi. Devri daim olsun.
Söyleşimizin linkini de okumak isteyenler için bırakıyorum: https://t.co/M2EUddOG8h
Özgürlük,eşitlik ve hak mücadelesinin yiğit savaşçısı,dürüst,cesur,vefakar güzel insanı dostumuz Rahmi Yıldırım’ı kaybettik. Acımız ve üzüntümüz sonsuz.Kendi deyimiyle toprak ana sevgiyle sarıp sarmalasın kardeşimizi.
Huzur içinde uyu yoldaş…
Gazeteci, yazar ve hak savunucusu Rahmi Yıldırım yaşama veda etmiş.
Darbe sonrası ordudan atılmış bir muhalifti.
23. Dönem Yasama Döneminde çok sık görüşmüş ve aynı durumda olanların gasp edilmiş haklarının iadesini sağlamıştık.
Çok zamansız oldu.
Çok sık anacağız.
Üzgünüm.
RAHMİ VE DENİZ SONSUZLUKTA BULUŞTULAR.
Dün kaybettiğimiz yiğit yoldaşımız ve meslektaşımız Rahmi Yıldırım'ı hep bu fotoğraftaki dostlarıyla birlikte hatırlayacağız.
Rahmi'nin (soldan ikinci) iç çamaşırlarıyla görüldüğü bu fotoğraf, 12 Eylül cuntasının faşist mahkemelerindeki yargılama sırasında tek tip kıyafet giymeyi protesto ettikleri duruşmada çekilmişti.
Bu simge fotoğrafı çeken de, yine bir başka devrimci yoldaşım - meslektaşım, Cumhuriyet Gazetesi'nde çalışma arkadaşım Deniz Teztel'di.
Tüm engellemelere ve yayın yasağına rağmen Deniz'in çektiği o fotoğraf karesi, hep o yılları anlatan en önemli görüntüler arasına girdi.
İkisinin de anısı önünde saygıyla eğiliyorum.
Huzur içinde uyuyun sevgili kardeşlerim.