Düşünüyorum da ben çoğu şeyden mahrum kalarak devam etmişim. Hevesimi kursağımda bırakan hiç kimseyi affetmeyeceğim. Gece tweeti olsun. Öyle bir içimden geldi.
başından sonuna kadar şunu izledik, bir kadının aşık oluşunu, aldatılışını, hamile kalışını ve sonra da eski kocasıyla onu aldattığı kadın arasındaki aşkı sürekli izlemek zorunda bırakılışını. kendini ve çocuğunu korumaya çalıştığı her anda aşağılandı, değersizleştirildi, a’dan z’ye her şeyle suçlandı ve üstüne bir de bana oğlunun ölümünün onun suçu olduğu söyleniyor. ortada gerçek bir mesajı, gerçek bir hikayesi olmayan; ihanetin ve kötülüğün kazandığını anlatmaktan başka bir şey yapmayan bir anlatı.
urfa’ya adım attığı günden beri her gün ağlayan, her gün acı çeken, diğer tüm karakterlerin hatalarının yükü onun omuzlarına yıkılan bir karaktere reva görülen son bu mu? bunun bu kadar uzun süre televizyonda yayınlanmasına izin verilmiş olması bile mide bulandırıcı
Televizyon tarihindeki belki de tek örnek: utanmaz metres, evli bir adamla yaşadığı ilişki sonunda mutlu sona ulaşıyor ve istediği her şeyi elde ediyor. Üstelik aldatılan hamile eş ise perişan bir sona mahkûm ediliyor; hayatındaki her şey elinden alınıp metres uğruna yok sayılıyor. Daha da kötüsü, o metresin bütün yalanları, entrikaları ve iğrenç davranışlarının hiçbiri ortaya çıkmıyor, tek bir bedel bile ödemiyor. Sırf oyuncu torpilli ve kanalın gözdesi olduğu için. Gerçekten utanılacak bir rezalet!
Bugün herkes yazar çizer. Yarın yine herkes aynı önce şu kafa yapınızı değiştirin. İdrak edin sonra konuşursunuz. Dijital vicdan ile vicdanınızı rahatlatmayın. Önce aileni en yakınlarını gör düzelt sonra toplum için konuşma hakkın olur.
#okuldaşiddetehayır#maraş
Ünlü Oyuncu Kıvanç Tatlıtuğ ;
"Bir İnsanın Ulaşabileceği Her Türlü İmkana Sahip Oldum, Tüm Nimetleri Tattım Fakat Hiçbiri, Bir Odaya Kapanıp Allah'ı Zikretmek Kadar Haz Vermedi.."
Biz hep küçükken bana bir harf öğretenin 40 yıl kölesi olurum sözüyle büyütülen nesildik. Bu sabah bir uyandım habere bak bir öğretmen öğrencisi tarafından bıçaklanarak öldürülmüş. Siz ne yaşıyorsunuz sizi kim büyütüyor.
#fatmanurcelik
İran’daki kadınları özgürleştirmek için ABD ve İsrail’in ilk saldırdığı yer bir kız okulu oldu ve 150’den fazla kız öğlenciyi vahşice katletti.
Bunlarda kız öğrencilerin öldürülmesine sevinen israilliler! Bunlar mı masum!?
📌 Sanatçı Murat Kekilli,
“Bu ülkeye ilahi okuyan çocuklardan asla zarar gelmedi ,gelmez!
Siz onlardan değil; asıl zulme sessiz kalan ve Epstein, Rockefeller, Rothsield, Soros, Netanyahu ve Blackrock gibi ucubelerin
dikkatleri başka yöne çekmesi için kemik attığı desteklediklerinden korkun!”
AÇIK ÇAĞRIMDIR!
Bize “trol, vatan hainleri” diyerek susturmaya çalışanlara, bizi “bilim karşıtı” diye yaftalayanlara, çocuklarımızı kendi uygulamalarına tabi olmazsa eğitim hakkıyla tehdit edenlere, halka "ceza keseriz" diye parmak sallayanlara sesleniyorum:
Eğer bu kadar eminseniz söylediklerinizden, eğer gerçekten bilimin arkasına saklanmıyorsanız, eğer yaptığınızın doğru olduğuna inanıyorsanız…
Buyurun.
Elinizde hazır metin dosya olmadan, promptere bakıp konuşmadan, yanınızda danışman bulunmadan, tüm "dokunulmazlık haklarınızdan" sıyrılarak sizleri kamuya açık bir münazara yapmaya davet ediyorum!
Canlı yayın olacak, sansürsüz ve kesintisiz olacak!
Dilerseniz partice gelin, ben tek olacağım.
Milletvekili değilim ama "millet adına" konuşacağım!
Siz sorun, ben cevaplayayım.
Ben sorayım, siz cevaplayın.
Var mısınız?
Bence olmalısınız!
Çünkü bilim korkak olmamalı.
Bilim tehdit dili kullanmamalı.
Bilim, “itaat etmezsen çocuğunu sistem dışına atarım” dememeli, değil mi?
Bilimsel tüm mesnedlerinizi halkın önünde münazara etmelisiniz.
Eğer gerçekten haklıysanız;
Sade bir vatandaşın sorularından çekinmemelisiniz.
Eğer gerçekten bilimsel iseniz, bu bence inanılmaz bir fırsat olacaktır değil mi?
Yaftalamak kolaydır.
Münazara cesaret ister.
Ben hazırım.
Adımı açıkça söylüyorum; Yağmur İbiç!
Sıradan bir vatandaşım.
Sosyoloji ve Siyasi Bilimler lisansına sahibim!
"4 tane aşısız ve topuk kanı verilmemiş, hastane yolu bilmeden kız çocukları büyütüyorum!"
Sorumluluğum açık.
Siz de açık mısınız?
Bekliyorum.
@elifesendeva
BİM'deki kasiyer çocuk benim aldıklarımı geçirirken kasada bırakılmış kutu soğuk çayları da geçiriyordu. Birini geçirince fark ettim, onlar benim değil dedim. Biri alıp kasaya getirmiş, sonra da almaktan vazgeçmiş anlaşılan. Hesaptan düşeyim dedi. Baktım ki çok uğraşacak, kalsın dedim, uğraşmayın. Aldıklarımı poşetlerken o çayı size ikramım olsun, ben içmiyorum diye kendisine uzattım. İlk defa yüzüme baktı. Hocam, dedi, siz Emine hoca değil misiniz? Bizden mezunmuş, ben kendisini hatırlayamadım dersine girmediğim için. O kadar yorgun ve bitkin görünüyordu ki, çayı ikram etmesem yüzüme bakacak hâli yoktu. Ne yapıyorsunuz bu çocuklara, ne kadar çalıştırıyorsunuz ki böyle robotlaşıyorlar?
4–6 yaşındaki çocukların camiyi tanıması, Ramazan’ı öğrenmesi, kültürel ve dini bir atmosferi deneyimlemesi neden bir “rejim tehdidi” gibi sunuluyor?
Bu ülkede Noel zamanı okullarda yılbaşı etkinliği yapılırken, Avrupa’da çocuklar kiliselerde ilahiler söylerken, Vatikan’da çocuk koroları dünya turnesi yaparken kimse “laiklik elden gidiyor” demiyor. Ama mesele cami olunca bir anda kıyamet senaryosu yazılıyor.
Bu çomarların gösterdiğ refleks, pedagojik bir kaygı değil, önce bunu bilelim.
Avrupadan getirdikleri laiklik tanımı şöyledir mesela; "Çoğunluğun kültürel ve dini pratiğini bastırmamak, devletin tüm inançlara eşit mesafede durması" Avrupadan daha mı laiksiniz oğlum siz 😂
Çocuklara Noel Baba kostümü giydirildiğinde “evrensel değer”, Ramazan etkinliği yapıldığında “irtica” diyorsanız laik falan olmuyorsunuz.
Toplumun büyük çoğunluğu Müslüman olan bir ülkede Ramazan’ın tanıtılması kadar doğal bir şey yoktur.
Çocukları camiye götürmek, geleneği göstermek, atmosferi tanıtmak bir aktarım biçimidir.
Asıl problem şu:
Bazı çevreler İslam kamusal alanda görünür olunca tahammül edemiyor. Çünkü onlar için “laiklik”, dinin görünmez olması demek.
Jakoben İslam karşıtları sizi!
Eğer Avrupa’daki bir çocuğun kiliseye gitmesini “kültürel miras” diye alkışlayıp, Türkiye’deki çocuğun camiye gitmesini “gericilik” diye yaftalıyorsanız, mesele laiklik değil; mesele İslam’a duyduğunuz ideolojik alerjidir.
Alerjinizle birlikte kaşının durun, kaşırız...
İtinayla...