Yeni keşfettiğim bir belgesel kanalı. Keşfettim derken kendime adıma konuşuyorum, yoksa 600 bin abonesi var.
Bir kanal düşünün ki Ekşi Sözlük gibi bir yerde 40'a yakın yorumun tamamı olumlu.
Türkiye'nin farklı noktalarındaki yayla ve köy yaşamlarının, göç hikayelerinin, birçoğumuzun çok uzak olduğu hayatların derinliklerine iniyor.
Konuları ele alışını, çekim kalitesini, işleyişini çok beğendim. Tavsiye ederim.
@ddamllats Sosyal bilimler bölümleri ülkemizde fen bilimlerinden ayrı değerlendiriliyor. Fen alanından birinin söylediği bilirkişi konumundayken sosyal bilimlerde ise okumuş bilgili -ama liyakati olmayan- sıradan biri gözüyle bakılıyor.
20'li yaşların başında aşk, eğitim veya iş için aile dışındaki dünyayla temas kuran insan, henüz büyüdüğü evdeki çocuktan başka biri değildir. Evden kaçmış bile olabilir ama o evde büyümüş çocuktan başka biri değildir. Bazı insan tam hayatın kavşağı denebilecek böyle bir noktada oyalanır; evinden çıkmaz, okumaz, çalışmaz, kapandığı alanda flört etmek de mümkün değil. Telefona bakar, bilgisayar oynar... Aylarca, yıllarca hayatın akışını bekleme odasına alır. Bu gergin boşluk duygusu, şimdilerde yanlış biçimde konfor alanı olarak isimlendirilebiliyor. Tembellik desen her zaman böyle tembel biri de olmamış, hatta tam tersi bile olabilir. Dışardaki hayatla doğrudan temas anında, üniversite biterken, işe başlarken, nişanlanacağı vakit, tam kavşak noktalarında, tekrar bir çocuk konumuna geriler. Ekonomik olarak finanse ediliyorsa uzun süre bu işlevsiz, çözüm üretmeyen savunma hattının arkasında kendini güvenli bir alanda tutmaya çabalar. Tehdit nedir ki güvenli bir alan kurar? Bu alana, konfor alanı demek yerine güvenli alan demeyi daha açıklayıcı buluyorum. Neye karşı güvencede olmak istiyor kişi? Güvenli alan fikri, otomatik olarak bu soruyu doğurur. Klinikte varsayımda bulunmak yerine kişilerin kendilerini dinleme şansımız oluyor elbette. Bu tür durumlar psikotik bir sürecin parçası değilse, iki başlık belirgin biçimde öne çıkıyor. Birincisi, küçük düşme, aşağılanma hissinden kaçınma. Kişi böyle bir olay yaşamış veya yaşamamıştır ancak sıkça aşağılandığı, küçük düştüğü duygusuna kapılıyorsa buna tahammül edemez insan. Diğer sık görülen başlık, sorumlu olmanın boyun eğme gibi algılanması. Aile kurmayı bir sürü mecburiyet olarak tarif etmesi tipiktir böyle insanın. İş, aile, çocuk, bağ kurmanın kendisi ağır bir yük olarak hissedilir. Eve ve çocuksu konuma gerileyen bireyin, dışardaki hayatla kurduğu bağ, büyüdüğü evdekiyle aynıdır. Aynı problemleri yaşama endişesiyle öğrenci evinden çıkmayıp sınıfta kalır mesela. Tam bu noktada çözülmesi gereken düğüm; tekrar edecek olanın diğer insanlar, toplum değil kişinin kendisi olduğuna ayılmak. Çelişkili görünen bir biçimde muhtaç çocuk konumunda aileyle ilişkiyi sürdürür zaten kişi. İnsanlar aynı açıklamasının, ciddi bir gediği vardır. Bu durum doğal olarak ebeveyn tarafından tepkiyle karşılansa da hakaret, azar işe yaramaz, bir biçimde finanse edilmesinin maddi imkanların yanında genelde psikolojik bir anlamı da vardır. Maddi imkan yoksa ne oluyor? Böyle biri hayatta kalmak için çalışmak zorundaysa şifa bulmaz, panik atağı geçirmeye, obsesyon geliştirmeye başlar mesela. Tabii ki kimse durumdan memnun değil ama muhtaç, aciz çocuk rolü, belli ki çocuk için, belki aile için de bir biçimde kabul edilebilir bulunuyor bu tür durumlarda.
Çocuk dışardaki dünyayla bildiği kişi olarak temas kurar konusu burada anlam kazanıyor. Gittiğimiz yere kendimizi götürürüz. Meselenin özü burada. Birey aynı bağı kurmaya yönelir ve asıl zorlandığı, bildiği bağı tekrar edememektir. Dünya, olumlu veya olumsuz olmasından bağımsız olarak, ebeveyn gibi yanıt vermez. Hoş görmez veya hakaret etmez. Anlayış bekleyen nasıl zorlanacaksa, hakaret bekleyen de o ölçüde gergin ve dalgalı olacaktır. Ailede şımartıldı onun için böyle açıklaması, sadece bu açıklamayı öneren kişi hakkında fikir sahibi olmamıza olanak veriyor. Bir biçimde psikolojik ihtiyacı doyuma uğramış çocuğun doğal yönelimi aileden mesafelenmektir. Aileden ayrılamayan çocuk el üstünde tutuldu hikayesi, çocuğun ebeveyn tarafından ideal bir nesne gibi görülme arzusunun ifadesidir. Kişi bildiği yoldan yeni gerçeklikle baş edemiyor bazen. Tabi tam olarak neyle, neden baş edemediği her birey için ayrı bir konu.
Kişinin kendi kurduğu bağdan bahsediyoruz. Bağ büyüdüğümüz evde şekillendiği için konunun doğrudan aileyle ilişkisini netleştirmek gerekir. Ancak bir toparlanma arzulandığında, durumu toparlayacak olan kişinin kendinden başka biri değildir.
@m_fkocsln Okurken gelişigüzel mi okudum yoksa aklımda kaldı mı emin olmadığımda çok faydalı oluyor, aklımda kalan kısımdan başlayınca diğer sayfalara göz atınca ayaküstü ikinci tekrarı atmış oluyorum, hoş öyle sık okumuyorum ama umarım size yararı dokunur
@m_fkocsln Merhaba, ben bir olayda okuduğum kitaba göre düşünmemi sağlayacak süre boyunca ilgili bölümlerin çıktısını dolaba pencereye vb yapıştırıyorum. Bölümleri bitirince ne öğrendim ne anlattı diye kendi kendinize konuşmak da epey verimli, son olarak kitap okurken ayraç kullanmıyorum +
Sadece 2 gün ara verdim, teze geri döndüğümde son 15 sayfayı kimin yazdığına dair en ufak bir fikrim yok. Başkasının makalesini inceler gibi kendi yazdıklarımı düzeltiyorum. Tez biraz da nankördür…
It is a feedback loop of the person torturing themselves, isolating themselves, growing attached, realizing they are attached, getting scared of having an attachment, cutting that attachment, confirming what they are unworthy of an attachment and repeating the cycle.
İnternette kopyala yapıştır fikirler ve akımlar görmek beni sığlaştırdı, eskiden Bobiler’de orijinal paylaşımlar olurdu, şimdi Ekşi’de müzik öneri vb başlığına daldım.
El işi, deneme, şiir vb önerebileceğiniz site/ kişi/ yazı önerebilir misiniz
@Jsheridanlefanu Aynısını açık giyinene, çalışana, ailesinden ayrı evde yaşamak isteyene de yapıyorlar. Sözünü geçirmek için zorlamanın mantığını anlamıyorum
@opheliacomeback Çünkü doğruların ve yanlışların dikte edildiği yerde şikayet ve çözüm bellidir, karar almak ve kararı doğru hale getirmek belirsizlikle uğraşmak yürek ister, dahası yaşlılığa kadar güvence ve kimlik lazım. Zaman aleyhimize işliyor
Olay bilinse de eşine az ratlanır bir fotoğraf serisi oldu. Şanlıurfa’da çektiğim bu karede saksağan üvey yavrusu tepeli guguk kuşunu besliyor. Şahaneydi belgelemek💚
Vaka: "Tükenmişlik mi, Yoksa Performans Kırbacı Karşısında Bedenin Grevi mi?"
Danışan: 31 yaşında, uluslararası bir danışmanlık şirketinde Kıdemli Analist olarak çalışan, prestijli bir üniversiteden dereceyle mezun olmuş bir kadın.
Klinik Teşhis: Majör Depresif Bozukluk ve Burnout (Tükenmişlik Sendromu).
Semptomlar: Yataktan kalkamama, kronik yorgunluk, anhedoni (hayattan zevk alamama), derin bir anlamsızlık hissi, iş maillerine bakarken gelişen mide bulantısı.
Klinik Yanılgı: "Sınır Çizememe" ve "Mükemmeliyetçilik" Şablonu
Terapist, danışanın durumunu tamamen bireysel psikodinamik süreçlerle açıklar. Ona çocukluğunda ebeveynleri tarafından başarı odaklı büyütüldüğünü bu yüzden "mükemmeliyetçi bir şema" geliştirdiğini söyler.
Çözüm olarak: İş hayatında hayır demeyi öğrenmesi, iş-yaşam dengesini kurması ve öz-şefkat (self-compassion) pratikleri yapması önerilir. Terapiste göre sorun, genç kadının kendi sınırlarını koruyamamasıdır.
Oysa Sınıfsal Gerçek Tablo Şöyledir: Danışanın gecenin 11'inde maillere cevap vermesi içsel bir başarı tutkusu veya şema sorunu değildir. Şirketin uyguladığı Yukarı çık ya da dışarı çık (Up or Out) politikası ve çalışanları sürekli birbirine kırdıran performans metrikleridir. Sınır çizmek o vahşi kurumsal eko-sistemde doğrudan Gözden çıkarılabilirsin sinyali vermektir. Dolayısıyla ortada bireysel bir sınır çizememe sorunu değil sınır çizeni sistemin dışına fırlatan yapısal bir zorbalık vardır.
Yataktan kalkamamak, hiçbir şey yapmak istememek klinik olarak 'depresyon' diye etiketlenir. Oysa bu yabancılaşmış emeğin zirve noktasıdır. Ürettiği artı-değerin hazırladığı yüzlerce sayfalık slaytların toplumsal hiçbir karşılığı olmadığını sadece bir üst yöneticinin bonus almasına yaradığını gören zihin ve beden anlamsızlığa karşı tek silahını çeker: Fişi çekmek. Beden sömürüye daha fazla yakıt taşımamak için kendini sabote etmekte yani bir nevi pasif grev yapmaktadır.
Haftada 70 saat çalışan birine "kendine şefkat göster, banyo köpüğü yap, meditasyon yap" demek yapısal şiddeti estetikle maskelemektir. Sistem, çalışanı posası çıkana kadar sıkar, terapist ise ona hafta sonu kendini tamir etme yolları sunar ki pazartesi günü aynı verimlilikle sömürülmeye devam edebilsin.
Burada "öz-şefkat" işçinin pazartesiye hazırlanma bakım maliyetini yine işçinin kendi omuzlarına yükleme aracına dönüşür.