"Zihinsel Redd-i Miras" https://t.co/6VAxcNmyyx'da yayında. İyi okumalar dileriz.
"En önemlisi de, kafamızdaki hayaletlerin değil, bizim kendi karakterimizin ve düşüncelerimizin önemli olduğunu anlayabilmemiz gerekiyor. Önce kendimize, sonra çevremizdekilere değer vererek gelişebiliriz. Sadece kendimize dayanırsak etkili bir entelektüel ortam yaratabilir, bir şeyler üretebilir ve değişimi gerçekleştirebiliriz."
🖊️@mehmetsensey
Devamı: https://t.co/jwxPJuiDzY
"Lider Olmanın Bedeli Üzerine" https://t.co/6VAxcNmyyx'da yayında. İyi okumalar dileriz.
"Lider olmak, süreklilik arz eden bir sorumluluk almak, gerektiğinde çoğunluk için ahlaksız sayılabilecek eylemlerde bulunmak - Thomas'ın yaptıklarını ahlaki olarak benimsediğim anlamı çıkarılmasın, çünkü yazının konusu bu değil- gerektiğinde rol kesmek, her daim ön planda olmak yani saldırıya açık bir pozisyonda bulunmak ve pek tabii ki yalnız kalmaktır."
🖊️ Halit Efe Yılmaz
Devamı: https://t.co/bsrjqdTlQ8
"Nasıl Geçecek Bu Ömür?" https://t.co/6VAxcNmyyx'da yayında. İyi okumalar dileriz.
"Günler, aylar ve yıllar geçiyor. O içindeki mutsuzluk ve huzursuzluk peşini bırakmıyor. Ne yaparsan yap, geçmiyor. Ne yapılması gerekiyor, bilinmiyor. Bir bakmışsın geçmiş ömür, düşünerek. Sadece düşünerek belki de…"
🖊️Halit Efe Yılmaz
Devamı: https://t.co/t9m1LC35Ox
"Dostluk Üzerine" https://t.co/6VAxcNmyyx'da yayında. İyi okumalar dileriz.
"Dostluk, beraberinde sorumluluk da getirir. Konuştuğunuz kadar dinlemek, sevindiğiniz kadar üzülmek, eğlendiğiniz kadar sıkılmak… Bütün bunları göze almak gerekir. Kurulan dostlukların sayısının, süresinin veya niteliğinin az olmasının altında yatan en önemli sebeplerden biri budur. Çünkü iyi bir dostluk, iyi bir insan olmayı gerektirir. İyi bir insan olmanın yolu da erdemden geçer."
🖊️@mehmetsensey
Devamı: https://t.co/fr5FZpNRlC
"Babamız"
🖊️@mehmetsensey
"İnsanların olduğu gibi bazı devletlerin de arkasında bir babanın olması gerekir. Devlet kurulurken çekilen zorluğu, verilen emeği ve ortaya çıkan sonucu şahsında somutlaştıran bir baba. Tıpkı bir çocuk yetiştirir gibi, bazen yeni şeyler öğretmek, bazen çocuğun tepkilerini sineye çekmek, bazen uyarmak, ama hep destek olmak ve çocuğunun seni hiç unutmamasını istemek.
Ülkemiz de, tıpkı insanları gibi, Atatürk’ün elinde bir çocuk misali doğdu, emekledi, yürüdü, koştu. Kendine gelen güveni, kim olduğunun farkına varmasıyla, kimin çocuğu olduğunun güveniyle perçinlendi. Babası, maziden güç almıştı; çocuk da babasının ona öğrettiği mazisinden. Atası gibi Türktü çocuk.
Çocuk, babasının elinde büyüdü. Büyüdükçe başka çocuklar yetiştirdi. Yetişen bu çocuklar babalarının emeğini boşa çıkarmamak ve yüceltmek için çalıştı. Şehirlerden köylere, uzanmadığı el, dokunmadığı hayat kalmadı. Uzandıkça, dokundukça büyüdü, yüceldi.
Çocuk, babasının hikayeleriyle büyüdü. Babasının nasıl büyük adam olduğunu kavradı. Giriştiği her işte “O nasıl düşünürdü?” dedi, onayını almaya çalıştı. Belki geçmişin bir yüküydü bu insanın zihnini kurcalayan. Ama çocuk bu yükü omuzladı. Yükü, gücü oldu. Durmadan yürüdü.
Yolu kolay değildi ama babası daha zor yollardan geçmişti. Küçümsendi, yok sayıldı, tutuklandı, öldürüldü ama çocuk yılmadı. Yeni çocuklar yetiştirmekten yorulmadı, çocuklar da yükü sırtlamaktan bıkmadı.
Her 10 Kasım’da babasını kaybeden çocuğa dönüyoruz. Babamız üzülmemizi istemezdi diyerek güç buluyoruz. Herkese nasip olmayan, büyük bir babamız var. Ne kadar gururlansak azdır.
Zaman yas zamanı değil, babamızın yorgunluktan diz çökmüş çocuklarını ayağa kaldırma zamanıdır.
Ruhun şad olsun babamız, büyük Atatürk."
https://t.co/kI67NbzTaE
"Cumhuriyet’imiz" https://t.co/6VAxcNmyyx'da yayında. İyi okumalar dileriz.
"Cumhuriyet’imiz gideli çok oldu. Bize kalan şey ölülerin üzerinde tepinmek, kavga etmek ve kendimizi yüz sene öncesinin insanları olarak görmek, onlar gibi düşünmeye çalışmak ve kendimizi onlara borçlu hissederek ayakta tutmaya çalışmak oldu."
🖊️@mehmetsensey
Devamı: https://t.co/jpkyDrlzqo
"Dünyaya Orman Denir'in Düşündürdükleri" https://t.co/6VAxcNn6o5'da yayında. İyi okumalar dileriz.
Sömürgecilik geçmişine kabataslak baktığımızda hep aynı olguyu görürüz: büyük, güçlü, kudretli beyaz adamın “alt” gördüğü ırkları kendi menfaatine kullanması, onlara “medeniyet” adıyla aslında yıkım götürmesi. Arzlıların sömürgeleştirmeye çalıştıkları kişilere de kendilerinden kötü bir parça verdiklerini görüyoruz: cinayet. Sömürgecisinin zulmünden kurtulmak için bu yola başvurmaktan başka çareleri kalmıyor. Meşru müdafaa da olsa, karşısındaki canavarı defedebilmek için canavarlaşan Athshelilerle empati kurabiliyorsunuz okurken. Çünkü aslında gelmemeleri gereken yere gelen Arzlılara karşı koruyorlar kendilerini. Tıpkı ABD askerine karşı kendini koruyan Vietnamlılar gibi. Sömürülenler artık “Korktukları ateşi kendi ellerine almışlardı: kötü düşün üstesinden gelmeyi kabul etmişlerdi: ve korktukları ölümü düşmanlarının üzerine salıvermişlerdi.”
🖊️@mehmetsensey
Devamı: https://t.co/zoEcwyjMeL
"Hayır! Generallere hiç güvenmiyorum ve birkaç saygın istisna dışında, bunların neredeyse hepsinin eski düzene, sarayın sahip olduğu ayrıcalıklara özlem duyduğunu söylüyorum; ancak halka, yalnızca halka güveniyorum."
Robespierre, 1 Mayıs 1792.
Georges Lefebvre, Fransız Devrimi, Hil Yayın, s. 229.
"Demokrasi: İnsanoğlunun Demokles Kılıcı" https://t.co/6VAxcNmyyx'da yayında. İyi okumalar dileriz.
"Demokrasinin sorununu tespit için insanı tahlil etmemiz gereken yerde, insanın gitgide belirsizleşmesi bunu zorlaştırmakta ve kısır döngüye sokmaktadır. Bu kısır döngüde modern hukuk ve yönetim sistemi insanlara “zaman ve mekâna göre değişebilen” bir kavramlar bütünü vermiştir. Bu kavramların temeli ise insanın “metafiziksel” olarak hiçbir şeye ihtiyaç duymadığı ve biricik insan aklının doğruyu bulmada yeterli olacağı düşüncesinde yatmaktaydı fakat insanın kontrolü ele alması kaybetmesini de beraberinde getirmiş gibi gözüküyor."
🖊️@EmirhanGed39839
Devamı: https://t.co/uKSZvcvGUP
15 Mayıs 1919'da başlayan Yunan işgali ve zulmünün son bulduğu ve Millî Mücadele'nin nihai sonuca ulaştığı 9 Eylül İzmir'in kurtuluşunun yıldönümü kutlu olsun.
"Avrupa'da Yoksulluk" https://t.co/6VAxcNmyyx'da yayında. İyi okumalar dileriz.
"Bir yanda devletin yoksulları ve yoksullukları sebebiyle dilenciliğe, serseriliğe ve hırsızlığa yönelen insanları kontrol altında tutmak ve böylece isyan etmelerini engellemek suretiyle bir çabası vardır. Ayrıca çalıştırdığı şartları önemsemeksizin ucuz işgücü olarak da kullanmışlardır. Diğer yanda da Aydınlanma düşüncesiyle birlikte elitlerin bir iyilik yapma arzusu vardır. Bu iyiliğin sebebi yoksulluktan hakikaten rahatsız olmaları mı yoksa Aydınlanmacıların giriştiği “toplum mühendisliği”nin bir sonucu mu diye de düşünmek gerekir. Ayrıca özellikle bu dönemde gelişen “yoksulsan yeterince çalışmadığın içindir” düşüncesinin hâlâ kabul görüyor olması da ilginçtir."
🖊️@mehmetsensey
Devamı: https://t.co/VPDwE0W4KR
"Fransız halkı, hayat koşullarının daha iyiye gideceğini, kendisinin değilse bile en azından çocuklarının mutlu yaşayacağını düşündü; hatta diğer halkların da mutlu olacağını ve özgürce ve eşitlik içerisinde herkesin sonsuza dek barışla yaşayacağını umdu. Böylece, baskı ve sefaletten kurtulan dünyaya barış egemen olacaktı. Devrim'in mitik niteliği ortaya çıkıyordu. Böylesine soylu bir dava, birçok insanda fedakârlık gerekliliğinin söndürdüğü ama birçok diğerini de kahramanlığa ulaştıracak kadar coşturan ve tüm dünyada parlayan bir heyecan doğurdu.
...
Bu umutlar, burjuvazinin en azından bir kısmı tarafından paylaşılıyordu. Burjuvazi, kendini bir kast olarak görmüyor ve hatta, bu ayrımı yok ettiği ve saflarını herkese açtığı için, sınıfları yok ettiğini düşünüyordu. Bununla beraber hiçbir zaman, ne var olan gerçekleri ne de ele geçirmek istediği egemenlik konumunu unuttu. İnsan haklarını Eski Rejim'e karşı kullanmak için, bunların doğal ve zaman aşımına uğramaz olduklarını ilan ediyordu. Peki bunlar, toplumdan önce gelen, gerçekten de herkese tanınan, egemenliğin bile dokunamayacağı haklar mıydı? Bu konuda, zaman zaman birbiriyle çatışan görüşler ortaya atıldı ve tartışma hiçbir zaman bir sonuca ulaşmadı. Buna karşılık, pratikte gerçekçi akıl, ilkeleri koşullara göre uyguladı; kamu güvenliğine öncelik verdi ve ilan edilen ilkelerin evrenselliğini kısıtladı. Bildiride, hakların kanun tarafından düzenlendiği belirtiliyordu; mutlak görünseler de, bu ilkeleri dile getirmek onları yasalaştırmak anlamına gelmiyordu. Böylece ilkeler görecelileştiler; yine de bir idealin, menzili koşullar tarafından belirlenen bir yönelimin ifadesiydiler."
Georges Lefebvre, Fransız Devrimi, Hil Yayın, s. 154-155.
"(Üçüncü Tabaka'nın) Ne tutanağı ne de mevzuatı vardı; bir bürosu bile yoktu; yalnızca başkan yerine geçen kıdemli bir üyesi vardı, o da 3 Haziran'dan itibaren bu göreve getirilen Bailly idi. Diğer yandan Üçüncü Tabaka başlangıçta kendisine 'Komünler' (communes) adını vermişti. Bazı bilgili kişiler dışında, Ortaçağ komünlerinin tam anlamıyla ne olduğu bilinmese de, İngiltere tarihi hakkında bilinenlerin pekiştirdiği bu terim, derebeylerine karşı yapılan bir halk direnişini uzaktan akla getiriyordu ama Üçüncü Tabaka'nın özellikle vurgulamak istediği şey, kendisini üçüncü sıraya iten toplumsal hiyerarşiyi artık tanımadığıydı."
Georges Lefebvre, Fransız Devrimi, Hil Yayın, s. 113.
"Millî Mücadele'de Yunan Mezâlimi" https://t.co/rG59fjnJS5'da yayında.
Zaferimizin değeri, Yunanlıların yaptığı soykırım teşebbüsünü öğrendikçe daha iyi anlaşılır. Okuyup paylaşmanızı rica ediyoruz.
Muhammet Tunç (@mehmetsensey) tarafından Yön Tarih oluşumu bünyesinde kaleme alınmış bir makale dikkatimi çekti.
Makalede Yunan mezaliminin kan dondurucu detayları verilmekte. Biz Türk milletinin hafızası maalesef zayıftır. Mora'da, Batı Trakya'da ve Anadolu'da yaşanan zulümleri neredeyse tamamen unuturuz. Bu konular üzerine kalem oynatılması bu sebepten çok önemlidir.
Makalenin yazarı olan Muhammet'i kutlar, Yön Tarih'i (@yontarih) takip etmenizi tavsiye ederim.
"Dış devletler her gün başka bir iftirayla üzerimize gelirken, Türklerin Ermenilere, Yunanlara ve daha birçok millete katliam yaptığını haksız yere iddia ederlerken, içimizdekiler de türlü amaçlarla zaferimizin değerini küçültmeye çalışırlarken bizim hakikaten bize yapılanları unutmamamız gerekir. Amacımız çiğ bir düşmanlık aşılamak değildir, ancak Yunanlılar mağlubiyetlerinin acısını hâlâ unutmamış ve planlar yapmaktan vazgeçmemişken bizim ne zorlu günlerden geçtiğimizi, eğer zafer kazanamasaydık bir soykırım ile karşı karşıya kalacağımızı, Cumhuriyet’imizi koruma vazifemizi, korumazsak başımıza gelecek şeylerin Millî Mücadele sürecinde Yunanlılar tarafından bizlere yaşatıldığını unutmamamız gerekir."
🖊️@mehmetsensey
Devamı: https://t.co/1aapmiXhVW
"Millî Mücadele'de Yunan Mezâlimi" https://t.co/rG59fjnJS5'da yayında.
Zaferimizin değeri, Yunanlıların yaptığı soykırım teşebbüsünü öğrendikçe daha iyi anlaşılır. Okuyup paylaşmanızı rica ediyoruz.
"Arkadaşlar, biz bu harekâtı, neticesini tamamen bilerek yaptık, bütün bunlar belki bütün cihana hayret verecek mahiyettedir. Onun için, ordumuzun kudretini anlamayan veya anlamaktan âciz olanlar, bu muazzam eseri beklenmeyen bir tesadüf eseri gibi göstermek istiyorlar. Fakat hiçbir vakit öyle değildir. Harekât bütün teferruatına kadar tamamen düşünülmüş, tespit olunmuş, hazırlanmış, idare edilmiş ve neticelendirilmiştir.
-Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Paşa, 4 Ekim 1922
30 Ağustos Zafer Bayramı'mız kutlu olsun. Başta Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere tüm komutanlarımızı ve askerlerimizi saygıyla anıyoruz.