Genel Merkezimizdeki iğrenç araç görüntülerinden sonra iki kelam etmek farz oldu:
-İki araç da partinin parasıyla alınmıştır, faturaları mevcuttur.
-Araçlardan biri 2022 yılında Kılıçdaroğlu tarafından alınmış ve kullanılmıştır. O aracı oraya koyanlar bunu bilmeyecek kadar cehalet sahibidir.
-Kılıçdaroğlu, Çubuk’ta saldırıya uğradıktan sonra, Erdoğan Toprak, Aziz İhsan Aktaş’tan bir zırhlı araç almış ve Sayın Kılıçdaroğlu’nun kullanımıma sunmuştur. Kılıçdaroğlu, Aziz İhsan Aktaş’ın zırhlı aracını 1,5 yıl boyunca kullanmıştır.
-Evi camdan olan başkasının evine taş atmasın!
Herkes bilsin ki;
Türkiye bir doğum sancısındadır!
Bugün yaşanan acılar bir matemin işareti değildir.
Bugün yaşananlar, değişimin doğum sancısıdır!
Bana bu yolda kime güveniyorsun diye soruyorlar:
Ben millete güveniyorum!
İşte Cumhurbaşkanlığı Aile Fertlerine İBB’den araç tahsisi yapıldığının belgesi❗️
AKP dönemi İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde;
Cumhurbaşkanlığı Aile Fertlerine, İstanbul halkına ait kaynaklardan, 200 gün boyunca, 34 ZC 5121 plakalı aracın tahsis edildiğini tespit ettik.
🔴Aracın sahibi: İBB
🔴Aracı kullanan: Cumhurbaşkanlığı Aile Fertleri
🔴Aracın markası: Volkswagen
🔴Modeli: Passat 2.0 TDI
🔴Motor No: CFFK44923
🔴Şase No: WVWZZZ3CZFE018447
🔴Araç tahsis ve teslim tarihleri:
24.08.2016 - 13.03.2017
Aracın tahsis süresi 1 gün değil, 5 gün değil, 10 gün değil!
Tam olarak 200 gün❗️
Bunun adı, İBB’ye ait kamu kaynaklarını keyfi olarak kullanmaktır❗️
Ekrem İmamoğlu davasında "etkin pişman " olan Servet Yıldırım’ın, verdiği röportajda
“ Orada Elçin diye bir kadın vardı “
sözleriyle bahsettiği İBB Boğaziçi İmar Müdürü Elçin Karaoğlu’nun kadın değil erkek olduğu ortaya çıktı.
Farkında mısınız?
Ülke olarak cinnet geçiriyoruz. Marmaray’da son 10 günde 4 kişi rayların üzerine atlayarak intihar etti. Sürekli polis ve jandarmadan intihar haberleri alıyoruz. İnsanlarımızın antidepresan kullanma miktarı son 10 yılda iki katına çıktı. Hapishanelerimiz %140 doluluk oranına ulaştı. Son olarak daha önce hiç görmediğimiz okullardaki silahlı saldırılar…
Bu ülke bu hale nasıl geldi? Eğitimde yapılan hatalar, gençlerin içine düşürüldükleri ümitsizlik, adalete olan inancın tamamen kaybolması, ekonomik güçlüklerle boğuşan insanımızın kolay çıkış yolları araması, TV dizilerinde yer altı dünyasına yapılan güzellemeler, şiddet sahnelerinin sıradanlaştırılması gibi bir seri hata ve bunları çözecek bir siyasi iradenin olmaması toplumsal bir buhran yaşamamıza neden oluyor. Maalesef iktidar hiçbir sorunu çözemiyor, olaylar karşısında tepkisel küçük adımlar atmanın ötesine geçemeyen, meseleleri temelden çözecek yaklaşımları geliştirmekten aciz liyakatsiz kadroların yukarıdan talimat almadan karar alamadığı bu rejimde problemlerimiz sadece katlanıyor. Ekonomimiz kötü, trafiğimiz kötü, eğitimimiz kötü, beslenmemiz kötü, güvenliğimiz kötü, adaletimiz yok.. ama dış politikada, savunma sanayinde süper işler yapılıyor cakası satılıyor. Bir fizik öğretmeni olarak söylüyorum: bir sistemin parçaları iyi çalışmıyorsa bütünü de çalışmaz ve sonunda dağılır. Gözümüzle gördüğümüz ve ölçebildiğimiz sorunlarda beceriksiz olan bir iktidarın ölçülemeyen ve görülemeyen alanlarda başarılı olması imkansızdır.
Cumhuriyet Halk Partisi’nin 100 yıl sonra bir kez daha bu ülkeyi kurtarmaya ant içmiş neferleri var.
Yürüyeceğiz, durmayacağız, çalışacağız, yorulmayacağız.
Baş eğmeyeceğiz, gerekirse baş vereceğiz!
Türkiye çok şey gördü, çok şey yaşadı.
Ama yargının bu kadar açık biçimde siyasete alet edilmesine, insanların aile bağları üzerinden cezalandırılmasına ve hukukun böylesine bir baskı aracına dönüştürülmesine ilk kez bu kadar yakından tanıklık ediyoruz.
Abim Ali Kaya’nın, hakkında ortaya konulmuş tek bir somut suç yokken tutukluluğunun devamının istenmesi hangi hukuk anlayışıyla açıklanabilir? Hangi yasaya, hangi vicdana sığar bu karar?
Ortada ne bir delil var ne de suçu ortaya koyan bir kanıt. Buna rağmen ezbere cümlelerle, klişe gerekçelerle insanların hayatları karartılıyor. “Kaçma şüphesi,“somut deliller”, “henüz toplanmamış unsurlar” deniliyor… Ama sorulduğunda elde tutulur hiçbir şey gösterilmiyor.
Tüm testler iki kez yapıldı ve hepsi temiz çıktı. Yöneltilen suçlamaların hiçbir karşılığı yok. Buna rağmen bir insanı özgürlüğünden mahrum bırakmaya devam etmek; hukukla değil, peşin hükümle, hatta açıkça düşman hukuku anlayışıyla açıklanabilir.
Burada cezalandırılmak istenen bir suç değil. Burada hedef alınan bir bağdır; bir kardeşlik, bir yakınlıktır. İnsanlar yaptıklarıyla değil, kim olduklarıyla, kimin yakını olduklarıyla yargılanıyor.
Sormak istiyorum:
Hiçbir somut dayanağı olmayan bu kararları verirken vicdanınız nasıl susuyor? Bir insanın hayatına, ailesine, onuruna bu kadar ağır bir yükü nasıl bu kadar kolay yükleyebiliyorsunuz? İtibar suikastına nasıl bu kadar rahat başvurabiliyorsunuz?
Artık yeter!
Hukuk, intikam duygusuyla işletilemez.
Adalet, varsayımlarla dağıtılamaz.
Hiç kimse; bir soyadının, bir yakınlığın, bir kardeşliğin bedelini özgürlüğüyle ödemek zorunda bırakılamaz.