Genel Başkanımız Prof. Dr. Ümit Özdağ, 22 Haziran’da Erzincan’da vatandaşlarımızla bir araya gelecektir.
Erzincanlı hemşehrilerimizle buluşmak, milletimizin beklentilerini dinlemek ve Türkiye’nin geleceğine dair kararlı mücadelemizi paylaşmak üzere Erzincan’dayız.
AKP'nin bir yudum suyu, bir lokma ekmeği çok gördüğü emeklilerimiz ile Sivas'ta bir araya geldik.
Bu vesileyle tüm emeklilerimize söz veriyorum, eskiden olduğu gibi insanca yaşam koşullarına yetecek emekli maaşı ve huzurlu bir emeklilik hayatına Zafer Partisi iktidarında kavuşacaksınız.
Biz AKP'nin ekonomi yönetimi gibi sizlerin ölmesini değil, huzur içinde bir hayat sürmenizi istiyoruz.
Ümit Özdağ:
• Heybeliada Ruhban Okulu, İstanbul’un Türk kimliğine meydan okuma hareketidir.
• Bunu kabul etmek ağır bir kapitülasyon olur.
• Bunu kabul etmek egemenlik ihlali olur.
• Bunu kabul etmek anayasa ihlali olur.
• Ve burası casus FETÖ okullarına döner. Bunu mu istiyorsunuz?
• Türkiye bir sömürge ülkesi değildir.
• Türk devletinin dışında İstanbul’u yeniden Konstantin yapma çabası ve tarihi surlar içinde Vatikan modeli bir Ortodoks din devleti oluşturma girişimleri beyhude çabalardan ibarettir.
• Türk milleti böyle bir projeye izin vermeyecek, tarihe gömecektir.
• Bartholomeos da kim olduğunu gayet açık bir şekilde artık anlamalıdır.
• Bartholomeos, Fatih Kaymakamı’na bağlı bir din görevlisidir. Bunun ötesinde bir şey değildir.
Ayak bastığımız andan beridir bizleri her yerde bağrına basan, sevgi ve ilgisiyle yalnız bırakmayan değerli Sivaslılar'a teşekkür ediyprum.
Tüm Sivas halkını bu akşam saat 20.00'de Fidan Yazıcıoğlu Kültür Merkezi'nde düzenleyeceğimiz "TBMM'de Öcalan Komisyonu Ne Yapıyor" konulu panelimize davet ediyorum.
Geçen günlerde, Mardin Kızıltepe ilçesinde, Kürdistan sosyalist partisi (psk), Kürdistan yurtseverler partisi(pwk), Kürdistan diriliş hareketi (vejin) bir toplantı gerçekleştirdi. Toplantıda Kürdistan milli marşı ey reqip diye bir saçma sözde marş okudular. Dün de aynı haltı Adana seyhan ilçesinde yediler. Burası Türkiye ve milli marşı Anayasa madde 3 te bellidir. Siyasi partiler resmi kurumlar törenler istiklal marşı ile başlamak zorundadır. Anayasa madde 4 bunu güvence altına alır. Bu anayasal bir suçtur. TCK madde 309 ve bedeli de müebbet hapis cezasıdır. Suçu işleyenler hakkında Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulundum. Bölücüleri, Hükümet takip etmese de biz edeceğiz. Türk Milliyetçisi partiler, Uyuyor musunuz? Yoksa milliyetçi davranıp sizde saraya mı çalışıyorsunuz? Bunların bedelini sizde ödersiniz.
NE MUTLU TÜRK'ÜM DİYENE!!!
#İstiklalMarşı
@tcbestepe@TC_icisleri@adalet_bakanlik@tcsavunma@iyiparti@MDervisogluTR@zaferpartisi@umitozdag@BTP_Parti@huseyinbas_BTP@mtpgenelmerkezi@ahmetyilmazmtp@anahtarparti@yavuzagiraliog@AYMBASKANLIGI@HSKKurumsal@Mardinbaro@AdanaBarosu@istbarosu@ankarabarosu@izmirbarosu
Konuşmamız yine olay olmuş.
Yunan yoğurt markası Türkiyeli Chobani şimdi de Erzincanspor’a sponsor oluyor.
Geldim Chobani’yi anlattım.
Şimdi yine bir takım Fenerbahçeliler beni yine Fenerbahçe Kongre Üyeliğinden attırmak için çalışmalara başlamışlar.
Biz Türk milleti için varız. Nerede hangi doğruyu biliyorsak onu söyleriz.
Ve yine Ne Mutlu Türk’üm Diyene!
Programın tamamı…
https://t.co/Og9D4aHqRO
CHP'nin Logosu Yüzde 20 alır mı?❗
1999 Deniz Baykal ve 2026 Kemal Kılıçdaroğlu Süreçlerinin Karşılaştırmalı Analizi
Cumhuriyet Halk Partisi'nin 1999 genel seçimleri öncesinde yaşadığı süreç ile 2026 yılında ortaya çıkan gelişmeler arasında dikkat çekici benzerlikler bulunmaktadır. Parti içi yönetim anlayışı, seçmen davranışlarının okunması ve siyasal stratejiler açısından iki dönem arasında önemli paralellikler göze çarpmaktadır.
1- Parti İçi Tasfiyeler ve Temsil Sorunu
1999 seçimleri öncesinde Deniz Baykal yönetiminin, Murat Karayalçın ve Erdal İnönü çizgisine yakın kadroları tasfiye etmesi, CHP'nin sosyal demokrat tabanıyla arasındaki bağı zayıflatmıştır. Benzer şekilde, 2026 yılında Kemal Kılıçdaroğlu'nun parti içi muhalefete yönelik tutumu da parti tabanında yeni bir temsil ve aidiyet krizine yol açmaktadır. Her iki dönemde de çoğulculuğun zayıflaması, seçmen desteğinin aşınmasını beraberinde getirmiştir.
2- Kurumsal İstikrar ve Siyasi Güven Sorunu
1999 yılında Türkbank süreci sonrasında CHP, istikrarı zorlayan bir siyasi aktör olarak algılanmıştır. 2026 yılında ise mutlak butlan tartışmaları, CHP'nin ve muhalefetin kurumsal bütünlüğünü zedeleyen bir gelişme olarak değerlendirilmektedir. Parti, toplumun sorunlarından çok kendi iç gündemiyle anılır hâle gelmiştir.
3- Siyasal Konjonktürü Okuyamamak
1999 seçimlerinde Abdullah Öcalan'ın yakalanmasının ardından yükselen milliyetçi dalga DSP ve MHP'ye yönelirken CHP bu değişimi doğru okuyamamıştır. Günümüzde de benzer şekilde yükselen milliyetçi eğilimler karşısında CHP etkili bir siyasal pozisyon geliştirememekte, bu seçmen kitlesi Zafer Partisi ve İYİ Parti'ye yönelmektedir.
4- Toplumsal Taleplerden Uzaklaşma
1999'da 28 Şubat atmosferi içerisinde toplumun önceliklerinden uzaklaşan CHP, geniş seçmen kitleleriyle bağ kurmakta zorlanmıştır. 2026 yılında da parti içi ve hukuki tartışmaların ön plana çıkması, ekonomik ve sosyal sorunların geri planda kalmasına neden olmaktadır.
Sonuç
1999 yılında CHP'yi baraj altında bırakan temel dinamikler ile 2026 yılında ortaya çıkan gelişmeler arasında güçlü benzerlikler bulunmaktadır. Parti içi tasfiyeler, değişen siyasal atmosferin doğru okunamaması, kurumsal istikrarın zedelenmesi ve toplumsal taleplerden uzaklaşılması, CHP'nin yeniden bir temsil krizi yaşadığını göstermektedir.
Bu tablo, uzun yıllardır dile getirilen "CHP logosu tek başına yüzde 20 oy alır" şeklindeki siyasal kabulün artık sorgulanmasını zorunlu kılmaktadır. Siyasal partiler tarihsel aidiyetlerle değil, güncel performanslarıyla ayakta kalır. Mevcut eğilimler dikkate alındığında, CHP'nin ilk genel seçimde yüzde 20 eşiğinin altına gerilemesi sürpriz değil, izlenen siyasi çizginin doğal sonucu olarak değerlendirilmelidir.
#Seçim #GenelSeçim #ErkenSeçim
Ahmet Türk, Mardin için "Kürdistan" diyor.
Peki neden?
Çünkü orada Kürtler yaşıyor.
O halde aynı mantıkla soralım:
Mardin'de Araplar yaşamadı mı?
Süryaniler yaşamadı mı?
Türkler yaşamadı mı?
Ermeniler yaşamadı mı?
Mardin ne zamandan beri tek bir etnik grubun tapulu malı oldu?
İşin ilginç tarafı şu:
"Türk toprağı" ifadesine itiraz ediyorlar.
Ama burada bilinçli bir kavram oyunu var.
Türkiye Cumhuriyeti'nin kullandığı "Türk" tanımı etnik değil, siyasidir.
Anayasal vatandaşlık tanımıdır.
Yani "Türk toprağı" denildiğinde kastedilen şey, Türkiye Cumhuriyeti'nin egemenlik alanıdır.
Nasıl ki Fransız toprağı Fransa'nın egemenlik alanıysa,
nasıl ki Alman toprağı Almanya'nın egemenlik alanıysa,
Türk toprağı da Türkiye Cumhuriyeti'nin egemenlik alanıdır.
Fakat "Kürdistan toprağı" dendiğinde durum değişiyor.
Orada artık anayasal vatandaşlık değil,
belirli bir etnik kimlik adına siyasi egemenlik iddiası başlıyor.
Aradaki fark budur.
Birisi devlet egemenliğini tarif ediyor.
Diğeri etnik egemenlik talep ediyor.
Üstelik tarih de bu iddiayı desteklemiyor.
Mardin hiçbir zaman yalnızca Kürtlerin yaşadığı bir şehir olmadı.
Diyarbakır hiçbir zaman yalnızca Kürtlerin yaşadığı bir şehir olmadı.
Bu şehirler yüzyıllar boyunca birçok halkın ortak yurdu oldu.
Dolayısıyla mesele Kürtlerin varlığı değil.
Kimse Kürtlerin bu coğrafyanın parçası olduğunu inkâr etmiyor.
Mesele, ortak tarihe sahip şehirleri tek bir etnik kimliğin mülkü gibi göstermeye çalışmak.
Ahmet Türk'ün yaptığı tam olarak budur.
Mardin Kürtlerin de tarihidir.
Ama sadece Kürtlerin değildir.
Diyarbakır Kürtlerin de tarihidir.
Ama sadece Kürtlerin değildir.
Ve bugün her ikisi de Türkiye Cumhuriyeti'nin egemenlik alanı içindedir.
Tarih ortak olabilir.
Kültür ortak olabilir.
Hatıralar ortak olabilir.
Ama egemenlik tektir.
O da Türkiye Cumhuriyeti'nindir.
"İyi ama siz de İstanbul'a Türk şehri diyorsunuz."
Hayır.
Yine aynı kavram oyunu yapılıyor.
İstanbul'un bugün Türkiye'ye ait olmasının sebebi İstanbul'da yalnızca Türklerin yaşaması değildir.
İstanbul'un Türkiye'ye ait olmasının sebebi, Türk milletinin bu topraklar üzerindeki egemenliğini tarih boyunca kurmuş, korumuş ve uluslararası hukukla tescil ettirmiş olmasıdır.
Egemenlik böyle oluşur.
Nüfus sayımıyla değil.
Etnik aidiyetle değil.
Siyasi güçle, devletle ve hukukla oluşur.
Bugün İstanbul'da Türkler kadar Kürtler de vardır.
Lazlar vardır.
Çerkesler vardır.
Boşnaklar vardır.
Arnavutlar vardır.
Araplar vardır.
Ama kimse çıkıp "İstanbul artık Kürt şehridir" demez.
Neden?
Çünkü egemenlik başka şeydir, nüfus başka şeydir.
Üstelik Türkiye Cumhuriyeti bu meseleyi daha kuruluşunda çözmüştür.
Anayasa etnik köken saymamıştır.
Kan bağı saymamıştır.
Irk saymamıştır.
Vatandaşlık bağı esas alınmıştır.
Türkiye Cumhuriyeti'ne vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk'tür denmiştir.
Yani burada "Türk" kavramı etnik bir üstünlük iddiası değil, siyasi ve hukuki bir vatandaşlık tanımıdır.
Dolayısıyla Mardin'in Türkiye toprağı olması için herkesin etnik olarak Türk olması gerekmez.
Diyarbakır'ın Türkiye toprağı olması için herkesin etnik olarak Türk olması gerekmez.
Nasıl ki Fransa'da yaşayan herkes etnik Fransız değildir ama Fransa Fransız Cumhuriyeti'nin egemenlik alanıdır;
nasıl ki Amerika'da yaşayan herkes Anglo-Sakson değildir ama Amerika Birleşik Devletleri'nin egemenlik alanıdır;
aynı şekilde Türkiye Cumhuriyeti'nin egemenlik alanı da etnik homojenlik üzerine değil, vatandaşlık ve egemenlik üzerine kuruludur.
İşte Kürtçü siyasetin bir türlü kabul etmek istemediği nokta budur.
"Kürdistan toprağı" dediğiniz anda vatandaşlıktan çıkıp etnisiteye giriyorsunuz.
Türkiye Cumhuriyeti ise tam tersine etnisiteden çıkıp vatandaşlığa geçmiştir.
Bu yüzden "Türk toprağı" ile "Kürdistan toprağı" aynı şey değildir.
Birisi anayasal egemenliği ifade eder.
Diğeri etnik egemenlik talebini ifade eder.
Aradaki fark tam olarak budur.
Türk halkının proteine erişiminin kasıtlı olarak imkansızlaştırıldığı bir süreçteyiz. Çünkü et yemeyen, beslenmesi kontrol altına alınmış bir toplumu yönetmek, çok daha kolaydır
Bu bir "beslenme krizi" değil, tam kapsamlı bir "sosyal uysallaştırma" operasyonudur. Protein kaynaklarına erişimi kesilen, biyolojik olarak zayıflatılan kitleler,algı yönetimine ve dayatılan zorlamalara daha açık hale getirilir. Peki bu iş nasıl başladı?
1950 - 1980:İlk operasyon algı yönetimiyle başladı. Anadolu’nun doğal mirası küçükbaş hayvancılık, "koyun eti kokar" propagandasıyla itibarsızlaştırıldı. Amaç; coğrafyanın ucuz proteinini devreden çıkarıp, endüstriyel sığır odaklı bağımlı bir sisteme geçmekti.
1980 - 2000'lerin Başı: İthal ırk tuzağı devreye girdi. Yerli genetik ırklarımız tasfiye edildi. Yüksek verim vaadiyle getirilen yabancı ırklar; ithal yem ve ilaç bağımlılığıyla yerli besiciyi çökertti. Yerli üretici bittiğinde, sofralara hükmetmek çok daha kolaylaştı.
2006:Operasyonun yasal sacayağı atıldı. AB uyum süreçleri bahane edilerek domuz eti "kasaplık et" statüsüne alındı. Hemen ardından
2005-2008 yıllarında Kuş Gribi ile milyonlarca yerli tavuk itlaf edildi; halkın kendi proteinini üretme yetisi bitirildi.
2010 ve Sonrası:"Fiyatları düşüreceğiz" vaadiyle ithalat kapıları açıldı. Yerli besici ahırını kapatırken, Türkiye etin dünyada en pahalı tüketildiği ülkelerden biri haline geldi. Et, lüks bir tüketim maddesi yapılarak halkın gıda egemenliği elinden alındı.
2020 ve Günümüz: Covid, dolar kuru ve İklim krizini bahane ederek geleneksel hayvancılık baskılandı. Batırılan üreticilerin yerini büyük firmalar aldı. Laboratuvar eti ve böcek unu, "geleceğin gıdası" etiketiyle halkın gözü boyanıyor. Amaç biyolojik olarak haram ve pis ve sentetik gıdalarla halkın fıtratını bozmak.
Unutmayın gıdasını kontrol eden, toprağını ve toplumunu kontrol eder. DemirPusula olarak uyarıyorum
Kendi etinizi üretemezseniz, beslenme geleceğinizi başkalarının elinde olursa, otta yedirir, böcekte yerdirir, plastikte yerdirirler. Hemde kendi isteğinizle . Temiz, helal olmayan gıda hele et yemeyen toplum köle olmaya mahkumdur @DemirPusula
Dün İstanbul'da sigara isteyen sokak çetesine "sigara içmiyorum" dediği için 15 yaşındaki Abdülbaki Demirel, 17 yerinden bıçaklanarak öldürüldü.
Bugün Manisa'da kız meselesi yüzünden bıcaklanan üniversite öğrencisi gencin kafasına sopayla vuran caninin güvenlik kamerası görüntüleri yayınlandı.
Türkiye'de sokak şiddetinin sebebi için onlarca sebep sayabilirsiniz ama asıl ve en önemli sebep, devletimizin sokaklardan çekilmiş, kanunlara uyanların adalete inancının kalmaması, suçluların ise kanundan korkmaması gerçeğidir.
Sevgili anne ve babalar, sevgili gençler, size söz veriyorum. Sokaklarda yeniden güvenlik sağlanacak, çocuklarımız gece yarısına değin sokaklarda güven içinde oynayabilecek. Zafer Partisi olarak Tertemiz Türkiye projemizi mutlaka hayata geçireceğiz.
@zaferpartisi
#SONDAKİKA
NÜFUSU AZALTMAK İÇİN HERŞEY YAPIYORLAR!
Balıklarda mRNA Devri Başlıyor!
Sofralarımıza gelen çiftlik balıkları hakkında bilmediğiniz karanlık bir gerçek var.
Çiftliklerde yetiştirilen somon, alabalık ve levrek gibi milyonlarca balık, her yıl 50'den fazla farklı aşıya maruz kalıyor.
Bu balıklar "aşı banyolarına" daldırılıyor ya da devasa otomatik makinelerle seri halde enjekte ediliyor.
Endüstri şimdi de bu süreci bir adım öteye taşıyarak mRNA versiyonlarını devreye sokmaya hazırlanıyor.
Bu Yapıları Durdurmalıyız?
Genel Başkanımız Prof. Dr. Ümit Özdağ, Babala TV ekranlarında Oğuzhan Uğur’un sunduğu Mevzular Açık Mikrofon programına konuk oldu ve katılımcıların sorularını yanıtladı.
https://t.co/l0x9HIDbbK
Genel Başkanımız Prof. Dr. Ümit Özdağ ve beraberindeki parti heyetimiz bugün Bursa ziyaretlerine Gemlik sahilde devam ediyor.
Ziyaret kapsamında Genel Başkanımız, ekonomik zorluklarla mücadele eden esnafımızın dertlerini dinledi, geleceğe dair umutlarını paylaşan hemşehrilerimizle kucaklaştı.
Zafer Partisi olarak Türkiye’nin dört bir yanında halkımızın sesi olmaya, gerçekleri yerinde konuşmaya devam ediyor, çözümleri anlatıyoruz.
Halk çözüm istiyor!
Zafer Partisi Sözcüsü Azmi Karamahmutoğlu, PKK elebaşı Abdullah Öcalan’ın göz ameliyatı olmasına tepki gösterdi. Karamahmutoğlu, gözlerini kaybeden gazimizi hatırlatarak “Ey PKK ile pazarlık masasına oturanlar. Abdullah Öcalan göz ameliyatı geçirmiş, yüzde 20 çok daha parlak görecekmiş. O pazarlık masasında bir şeyler alıp verirken lütfen gözlerini kaybetmiş olan gazi Mehmetçiklerimizin de gözlerini isteyin. Veremiyorlarsa şayet o pazarlık masasını dağıtın” dedi.
#zaferpartisi #haber #azmikaramahmutoğlu #öcalan