Bizim yurttaş olarak vize kuyruklarında çektiğimiz eziyetlerin ve aşağılanmaların birileri için rant kapısı olduğu gerçeğinin üstü örtülemiyor. Hayatın her alanında “değersiz” hissettiğimiz her konuda birileri üstünüzden para kazanıyor. Tüm siyaset müessesesinin geldiği hal bu.
Vize devi VFS ve iş ortağı Gateway’in faaliyetlerini ele aldığımız “Vize imparatorluğu” yazı dizisine ilişkin ne kadar tweet’im varsa bugün hepsine erişim engeli getirildi. Hatta erişim engeli getirildiğine ilişkin tweet’e de erişimi engellediler. Belki bunu da engellerler.
Sevgili Selahattin Demirtaş’ı en son ziyaretimde çektirdiğimiz fotoğrafları yeni elime ulaştı. Yapay zeka fotoğraflarına kimse itibar etmesin. Selam ve saygılar.
Gerçekten muhalif olan bu kadroya zaten oy vermez. Kayyumla bir derdi olmayan da “bunlara oy vereceğime iktidara veririm daha iyi der” yine bunlara oy vermez. Kayyum her türlü iktidara yarıyor.
Galip Dede Caddesi’ndeki döviz bürosu ya Maraş dondurmacısı açmış ya da dükkanının önünü birine kiralamış.
Gelir çeşitlendirme konusunda gördüğüm tuhaf örneklerden biri. Belki biraz daha sıkışsalar bir de balık dürümcü araya girebilir.
İstiklal Caddesi üzerinde yer alan Konak Kebap'ın yerine "Konak Spice" diye bir dükkan açılmış. Sultanahmet tarzı turiste baharat lokum satmalık. Maliyetlerin bu kadar yükseldiği bir dönemde işletme açısından mantıklı bir dönüşüm. İnsan kaynağını azalt, fiyatlamada daha keyfi davranabileceğin ürün yelpazesine geç, her gün önünden geçen on binlerce turiste tek seferlik olta at.
Gıdada bu model lokanta olarak işlemiyor artık. Herkes fiyatların daha çok farkında. Harita uygulamalarına verilen puan ve yazılan yorumlar işletmeler için belirleyici oluyor, vs.
İstiklal'in Sultanahmetleşmesi hiç iyi bir şey değil, o ayrı mevzu.
Vize işleme tekeli VFS’nin faaliyetleriyle ilgili yazı dizisinin ilk bölümünü duyurduğum tweet’e 5651 sayılı yasanın 8/A maddesinde düzenlenen “yaşam hakkı ile kişilerin can ve mal güvenliğinin korunması, millî güvenlik ve kamu düzeninin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi veya genel sağlığın korunması” gerekçeleriyle Türkiye’den erişim kısıtlandı. Kısıtlanan tweetle duyurduğum bölüm şuydu:
https://t.co/aQhbGngcPT
İspanya’nın Filistin destekçisi Sosyalist Parti merkezlerine “yolsuzluk operasyonu” yapılıyor.
“Yolsuzlukla mücadele”, popülist sağ siyasetin muhalifleri tasfiye etmek, medyayı susturmak ve kendi güçlerini konsolide etmek için araçsallaştırdığı bir söylem. Önceleri muhalifleri ezmek için gerekli rızayı üretmek için kullanılıyordu. Şimdilerde rıza üretmek bir ihtiyaç değil. Bodoslama eyleme geçmenin bahanesi.
Putin, Orban, Bolsonaro, Duterte, Bukele… Liste uzayıp gidiyor. Bizdeki iktidar ve “muhalif” görünümlü aparatlarının söylemi de farklı değil.
İspanya’nın Filistin destekçisi Sosyalist Parti merkezlerine “yolsuzluk operasyonu” yapılıyor.
“Yolsuzlukla mücadele”, popülist sağ siyasetin muhalifleri tasfiye etmek, medyayı susturmak ve kendi güçlerini konsolide etmek için araçsallaştırdığı bir söylem. Önceleri muhalifleri ezmek için gerekli rızayı üretmek için kullanılıyordu. Şimdilerde rıza üretmek bir ihtiyaç değil. Bodoslama eyleme geçmenin bahanesi.
Putin, Orban, Bolsonaro, Duterte, Bukele… Liste uzayıp gidiyor. Bizdeki iktidar ve “muhalif” görünümlü aparatlarının söylemi de farklı değil.
🚨 BREAKING: Spain’s anticorruption police has raided the headquarters of PM Pedro Sánchez’s Socialist Party in Madrid.
Read the full story: https://t.co/eUmUcQ7MVw
70 bin mezunu,
20 bin öğrencisi,
1000 akademik personeli olan
30 yıllık bir üniversitenin faaliyetlerinin durdurulduğunu Resmî Gazete’de yayımlanan bir kararla öğrenmek, on binlerce insana verilmiş açık bir “değersizsiniz” mesajı gibi.
Bilgi Üniversitesi topluluğuna geçmiş olsun.
Zaten olan bitenler bir partinin iç işleri sadece. Yoksa iktidarın, aparat siyasetçileri ve gazetecileri de kullanarak ana muhalefeti dizayn etmesiyle hiçbir alakası yok.
AKP’nin en çok istediği tablo,CHP birbirine girdi,
iktidar keyifle izliyordur.Ben ise seçmen olarak oy verecek parti de bulurum, aday da.Ama ülke sorunlarla boğuşurken hâlâ koltuk kavgası izlemek zorunda değilim.Millet geçim derdinde,siz birbirinizi yiyin!Umrumda değilsiniz.
Tuhaf bir hikaye:
“Ahbap çavuş kapitalizmi” ve rant ekonomisi ile bir türlü düze çıkamadığımız bir kriz ortamı yaratıldı.
Bu rant ekonomisinde musluğun başını tutanların, kayırdıkları sermaye gruplarından birine köklü bir üniversite satın aldırıldı.
Satın alanların (herkesin bildiği) usulsüzl��kleri yüzünden üniversiteye kayyum atandı.
Sonra üniversite kapatıldı.
70 bin mezunu,
20 bin öğrencisi,
1000 akademik personeli olan
30 yıllık bir üniversitenin faaliyetlerinin durdurulduğunu Resmî Gazete’de yayımlanan bir kararla öğrenmek, on binlerce insana verilmiş açık bir “değersizsiniz” mesajı gibi.
Bilgi Üniversitesi topluluğuna geçmiş olsun.
Şimdi anladık mı Kılıçdaroğlu'nun niye dün konuştuğunu.
Demek ki mutlak butlan kararı çıkacağını da biliyormuş.
Hiç utanmadan gelip o koltuğa oturur mu?
Emin olun oturur.
Kifayetsiz muhterisler topluluğu...
Taksim Gezi Parkı İngiliz taraftarlar için festival alanına çevrilmiş. Ne güzel de olmuş. İnsanlar yiyip içip sosyalleşiyor.
Beyoğlu’nda UEFA finali için gördüğüm neşe 2010’lar İstanbulunu hatırlattı.
Sıkıntı, şu ortamı bugün ülkende yaşayabilmek için İngiliz pasaportunun olması gerekmesi.
Aynı ortamı İstanbullu için kurmaya kalksak hemen “yassak kardeşim”.
Halbuki bu parkta biz konser de dinledik, şenliğe de katıldık, film de izledik, 1 Mayıs’ı da kutladık.
İBB parkı kamusal etkinliklerde kullanmasın diye Vakıflara dahi devretmeye kalktılar.
Neydi o popüler kelime:
D E K O L O N İ Z A S Y O N
Evet, herkese lazım.
Londra’da en sevdiğim uygulama kredi kartınla toplu ulaşım araçlarına binebilmek oldu.
Yok 3 günlük bilet mi yok 1 haftalık bilet mi derdi yok. Otobüse de metroya binerken bir de çıkarken kredi kartını okut, aradaki parayı senden tahsil ediyor. Lokum gibi kolaylık.
Sabah Fındıklı Parkı’nda kahvemi içerken bir moto-kurye dikkatimi çekti. Tek başına sakin sakin balık tutuyordu. Sonra oltasını kovasını motorunda paket haznesine koydu ve gitti.
Belki İstanbul’un kaosu ile baş edebilmek için sabah erkenden böylesi bir “me time”a ihtiyaç duyuyordur.
Galataport’a, Türkiye’nin düzenlediği “Dünya Dekolonizasyon Forumu” kapsamında Atlantik Köle Ticareti’ni konu alan şu işi yerleştirmişler. Atlantik Köle Ticareti, Batı modernleşmesinin en çirkin kurucu şiddetlerinden biriydi.
Bu aralar iktidarın “dekolonizasyon” kavramına resmî olarak sahip çıktığı anlaşılıyor. Bu muhtemelen Türkiye’nin Batı emperyalizmi karşısında alternatif bir odak olma iddiasıyla bağlantılı. Ancak kendi emperyal geçmişi olan bir ülke için “dekolonizasyon” perspektifi, ancak onarıcı adalet gibi bir çerçeve içinde sahici bir anlam kazanabilir. Çünkü yüzleşme ihtiyacı bizim sınırlarımızın dışıyla sınırlı değil. Tam tersine, içeriden başladığında gerçekten anlamlı olma imkânı var.
Üstelik “kolonizasyon” yalnızca tarihe ait bir mesele değil; bugün kentsel ve kırsal mekânda devam eden bir dinamik. Alın size Galataport: Hepimize ait olması gereken kentsel kamusal mekân özelleştirildi. Etrafına çitler çekildi. Kapısına dedektörler ve güvenlik görevlileri yerleştirildi. İçerisi ve dışarısı üretildi. Tüketebilenler ile tüketemeyenler arasındaki ayrım kentsel mekânda keskinleştirildi. Kentliler, dâhil edilenler ve dışlananlar olarak ayrıştırıldı. Küresel tüketici sınıfını taşıyan cruise gemileri için kıyı dahi çitlendi. Bugün yerleştirilen köle gemisinin önünü bir cruise gemisi kesiyor.
Kentsel ve kırsal mekânda süren güncel “kolonizasyon” örneklerini sıralamaya kalksak listenin sonu gelmez. O yüzden önce onarıcı adalet gerek. Önce yüzleşme gerek. Önce iğneyi kendimize, çuvaldızı başkasına batırmak gerek.