Hz. Ali [radıyallahu anh]:
-Ey oğulcuğum! Korkaklık nedir?
Hz. Hasan [radıyallahu anh]:
-Dostuna karşı cüretkâr, düşmanına karşı çekingen olmandır.
[Taberânî, Kebîr 3/68; Heysemî, Mecmau’z-Zevâid 10/282]
Allah’ım! Hata ve ihlallerden dolayı verdiğin ve bizim farkında olmadığımız mühletler varsa bunlardan dolayı bağışlanma talep ediyoruz. Mühletin sonunda kazanmış olmayı umuyoruz. Sen nail eyle Allah’ım!
… dili çok etkili bir şekilde kullanan birtakım kimseler, anlattıkları hikayelerle, kurguladıkları senaryolarla, yaptıkları tasvirlerle hakkı batıl batılı hak, hakikati yalan yalanı hakikat, varı yok yoku var gösterebilirler. https://t.co/ynBtweKhEi
İstişareyi verimsiz kılma adına şeytanın en büyük hilelerinden birisi, başkalarının düşüncesini ne kadar dikkate alırsa ortaya çıkacak ürünün/eserin o oranda kendine ait olmayacağı hissini insanda uyarmasıdır…
Sadece kendine güven ve kendi düşüncelerine delice bağlılık, dışardan fark edilen düşüşün muhataba fark ettirilmesini neredeyse imkansız hale getirir. Bu da elim neticeyi, kaçınılmaz kılar. Allah kimseyi nefsini ilah edinip istikametten ayrılma bahtsızlığına düşürmesin.
Mü’min, en fazla ilim ve araştırmaya meftun ve düşkün olmalı. Aksi takdirde zamanın ruhuna uygun şekilde misyonunu yerine getirmesini sağlayacak düşüncede enginliğe, harekette esnekliğe, halde evrenseliğe ve medeniyette zenginliğe erişemez.
Gün olmayaki şu âyetin kapsamına giren bir hadise medyaya sürülmesin: “… Gün başlarken müminlere indirilmiş olana iman edip günün sonunda inkâr edin. Belki onlar da dinlerinden dönerler.”[3/72] Akıllarınca mü’minlerin akıllarını çelmeye çalışanlar hiç akıllanmadı.
Hz. Ebû Bekir’in (radıyallahu anh) fakih torunu Kasım: “Kişinin, bilmediği bir şey hakkında konuşmaması, onun kendine olan saygısındandır.” [Belâzûrî, Ensâbü’l-Eşrâf 5/116]
Hz. Ömer (radıyallahu anh): “İnsanlar babalarından daha fazla zamanlarına benzerler.”[Belâlâzûrî, Ensâbü’l-Eşrâf 5/297] buyurur. Bu, “zamanı şekillendiren, ona hükmeden, nesilleri de şekillendirir ve onlara hükmeder” demektir ki hep öyle olmuştur…
İslamî hareketlerin “kör noktası”, yakîn körlüğü yaşayan yakınlardır. Işığın dibinde ama dipsiz karanlıklar içinde. İlim irfan, mahviyet ve tevazu ikliminde ama hep ikilemler içinde. Düzelmeye kapalı ama her türlü düzlemde kullanıma açık. Tıpkı Ebû Leheb ve İbn-i Übeyy gibi.
Niyet ve nazarda bozulma, duygu ve düşüncede yamulma, hal ve harekette savrulma, dili de etkiler ki bunu ifade sadedinde Hz. Ebû Bekir (radıyallâhu anh): “Eğer istikamette olursanız, diliniz de düzelir!” buyurur. [Belâzûrî, Ensâbü’l-Eşrâf 5/88]
Hz. Abdurrahman İbn-i Avf’ın (radıyallahu anh) vefatı üzere Hz. Ali’nin (radıyallahu anh) sözleri:
“Haydi git ey İbn-i Avf! Sen, hayatın saf ve duru olanına kavuştun; hayatın bulanık olanını geride bıraktın.” [Belazuri, Ensâbü’l-Eşrâf 5/48]
İnsanın işi biriktirmek. Ya iman ya inkar, ya iyilik ya kötülük, ya sevap ya günah, ya dost ya düşman, ya kul hakkı ya dua, ya gözyaşı ya mutluluk, ya şu ya bu. Dönüp ne biriktirdiğine bakmayan, hesap günü biriktirdiğinin altında kalır ve biter.
Gaye aşındırma olunca yazılıp çizilenlerin, görülüp paylaşılanların hakikati, makuliyeti, hayır ve hikmeti önemli değil sanırım. Önemli olan enerji kaybına ve aşınmaya sebebiyet veren sürtünmenin meydana gelip gelmediği…
Kimilerini de konumunu kaybetmiş olmanın verdiği duygusal boşlukta yakalar ve uyandırdığı kin, kibir, haset, adavet ve hırs gibi hislerle muhataplarına karşı yıkıcı faaliyetlerin içine itmeye çabalar.
https://t.co/lOXeNwDfEX