SERDAR AKİNAN’A BİR HATIRLATMA!
Milli birlik ve dirliğimizi koruma, ve tehdit altındaki geleceğimizi kurtarma adına yaptığınız tenkit ve tekliflerin birçoğuna katılıyoruz. Ancak Din istismarcılarının ve İslamcı münafıkların hıyanetlerini bahane ederek; İslam’ın ve Müslümanların tamamı üzerinde şüphe bulutları oluşturulmasını asla doğru ve uygun bulmuyoruz. Özellikle Erbakan, Milli Görüş ve Milli Çözüm projelerine dikkatle eğilmenizi bekliyoruz.
Serdar Bey; 1 Eylül 2026 tarihli, “TSK’nın Fırat Hamlesi Ortadoğu’da Hangi Dengeleri Yıkacak?” konulu YouTube’daki konuşmanızın ikinci bölümüyle alâkalı olarak bir yorumum olacak. Zira konuşmanızda geçen sosyal, siyasal ve ekonomik sorunların TESPİTİ, toplumsal hastalık halini alan bu sıkıntıların TEŞHİSİ ve yine bu hastalıkların TEDAVİSİ ile alâkalı bütün bilgi ve çareler insanımızın bilgilerine sunulmuş ve sunulmaya da devam etmektedir. Bahsettiğiniz “Magna Carta”dan çok daha geniş, gerçekçi ve bütün toplumsal gereksinimlere çare üretici evrensel beyannamelerimiz ve çağdaş projelerimiz vardır. Hayırlı çalışmalar…
...
https://t.co/e5CTo987vY
Hz. Peygamberimizin İlk Zorlu Sınavı ve Çabası:
VAHİY HAKİKATİNE ÖNCE KENDİSİNİ İNANDIRMASIYDI!..
Bir kutlu davaya kendisini inandırmayı başarmış bir insanın; artık başkalarını ikna etmeye ihtiyacı kalmamıştır. Ancak başkalarına yapmaya devam ettiği tebliğ ve tavsiye gayretleri, insanlara iyiliği dokunmak ve Allah’ın rızasını kazanmak amaçlıdır.
Şuurlu mü’minin, dünyadaki bütün sorunlardan kendisini sorumlu tutması, Allah’ın halifesi makamında yaratılmasının icabıdır. Bu nedenle ADİL bir DÜZEN kurmak ve herkesi huzura ve refaha kavuşturmak, onun vicdani amacıdır…“
Resul (Hz. Peygamber SAV), Rabbinden üzerine, ne indirildiyse ona (önce) Kendisi iman etti; (ardından) mü’minler de (iman getirdi…)” (Bakara: 285) ayetinin açık beyanına göre, Efendimizin en zorlu dönemi; iman hakikatine ve vahiy hikmetine önce Kendisini inandırma çabası ve başarısıdır. Hz. Cebrail’in gelişi ve söyledikleri, Rahmani müjde ve mesajlar mıdır, yoksa şeytani kurgular ve nefsani kuruntular mıdır? sorularının doğru ve doyurucu yanıtlarını bulmak ve sonunda huzur ve itminana kavuşmak; belki de peygamberliğin en çetin aşamasıdır. Evet, ihtimaller ve şüpheler girdabından sıyrılıp gerçek imana, tam ve sağlam bir itikada ulaşmadan, Kur’an’a tercüman olmak ve âleme meydan okumak imkânsızdır. Çünkü sürekli endişeler ve vesveselerle değişip duran düşünceler HAK olamazlar, zira HAK asla değişmeyen hakikatlerin kaynağıdır. Sürekli “ihtimal ve zann” konumundaki inançlar, hâlâ iman hüviyeti kazanamamıştır.
...
https://t.co/1XgK2qqwKr
Ahmet Akgül Mealinin Farkı
VE MİLLİ GÖRÜŞ = MİLLİ ÇÖZÜM ANAHTARI
Milli Çözüm’deki Müstağnileri Nasıl Tanır ve Anlarız?
Müstağnileri (kendi kendini yeterli görüp Hakka ve sorumluluğa ihtiyaç duymayanları) tanımak, aslında bir yazılım sahtekârlığını deşifre etmek gibidir. Çünkü müstağniyet, dışarıdan “iyi bir dindarlık” veya “entelektüel bir birikim” gibi görünebilir; ancak derinlemesine bir “sistem taraması” yapıldığında, bu karakterlerin ortak bazı “arıza sinyalleri” verdiği görülür.
Milli Çözüm ve Meal-i Kerim perspektifiyle, bu tipleri ele veren 5 temel karakteristik özellik şunlardır:
1. “Ben Zaten Biliyorum” Filtresi (Öğrenmeye Kapalılık)
Müstağninin en belirgin özelliği, yeni bir bilgiye (özellikle de sorumluluk yükleyen bir hakikate) karşı gösterdiği dirençtir.
• Bunları Nasıl Tanırsın?: Ona Meal-i Kerim’den sarsıcı bir ayet veya Milli Çözüm’den derin bir analiz sunduğunda; “Evet biliyorum”, “Erbakan Hoca da böyle derdi zaten”, “Bunlar eski şeyler” gibi cümlelerle konuyu kapatır.
• Teşhis: Bu kişiler bilgiyi kalbine indirmek için değil, kalkan olarak kullanmak için almıştır. Bilgi onda bir “doygunluk hissi” yaratmıştır; oysa mü’min, her ayette yeni bir açlık ve şevk duyan kişidir.
2. Konfor Alanını Savunma Refleksi (Statükoculuk)
Müstağni için en kutsal şey, mevcut yaşam standardıdır. Din ve dava, bu standardı bozmadığı sürece kabul görür.
• Nasıl Anlarsın?: Söz konusu “Hakkı bâtılın beynine fırlatmak” veya risk almak olduğunda, hemen “stratejik bahaneler” üretir. “Şimdi sırası değil”, “Daha yumuşak bir dil lazım”, “Dünyevi işlerimizi de aksatmamalıyız” diyerek aksiyonu erteler.
• Teşhis: Onun için din, bir “hayat nizamı” değil, hayatına renk katan bir “aksesuar”dır.
...
https://t.co/46Tkycylf8
ERBAKAN HOCAMIZIN MANEVİ BİR ORTAMDAKİ,
30 AĞUSTOS ZAFER BAYRAMI MESAJI
Aziz Erbakan Hocamızın Mana Âleminden, 30 Ağustos Zaferi ve Aziz Milletimizin Kahramanlık Özellikleri ile İlgili Hitapları:
“Zafer Bayramı; 30 Ağustos 1922’de Dumlupınar’da Atatürk’ün Başkumandanlığında zaferle sonuçlanan Büyük Taarruz’u anmak için; göğsümüzü gere gere, en büyük onur ve gururla Türkiye’mizde ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’mizde her yıl kutlanan resmî ve ulusal bir bayramdır! En şanlı geçmişe sahip olan necip bir milletin nesli olmak ne güzel, ne büyük bahtiyarlıktır. Bize bu şanı, onuru ve huzuru bahşeden Rabbimize şükürler olsun.
Tarihinde bu denli zaferler yaşayan yeryüzünde başka bir millet var mıdır, bilmiyorum! Ayrıca bu zaferleri; zulüm yapmadan, savaşın ahlâkını elden bırakmadan, yakmadan, yıkmadan, işkence, kahpelik ve kalleşliğe başvurmadan, kadınlara ve kızlara el atmadan, çocuklara ve yaşlılara kıymadan kazanan ceddimiz, her türlü övgüye ve saygıya layıktır!
Peki, bize düşen nedir? Bize düşen, aynı anlayış, aynı ahlâk ve aynı duyarlılıkla devletimizi ve milletimizi yaşatmak, cennet yurdumuzu her türlü saldırılardan korumak ve de bizden sonraki neslimize daha güzel şekilde; dinen, ahlâken, manevi değerlerimize sahip çıkarak kutlu emaneti bırakmaktır! Yeryüzünün cenneti konumunda olan ve üzerinde ezanları duyarak, ellerini ve nefeslerini üzerimizden bir saniye çekmeden yaşadığımız vatanımızı, canlarıyla ve kanlarıyla bedel ödeyerek bize emanet eden şehitlerimizi ve bütün gazilerimizi kalbi saygı ve minnet duygularımızla anmaktayız. Onlar bize, dünyanın hiçbir yerinde görülmemiş yokluk ve sıkıntılara terk edilmiş milletimizin, tüm bu zorluklara ve baskılara rağmen tarihe altın harflerle yazdırdıkları 30 Ağustos Zaferi’nin iman, sabır ve kararlılıkla kenetlenildiğinde nasıl bütün zorlukların üstesinden gelinebileceğini açık bir şekilde gösterdikleri bir destandır. Bu onurlu mücadelede Türk milletinin en büyük dayanağı ve gücü; Allah’a olan sarsılmaz imanı, esareti asla kabul etmeyen yüksek karakteri, mukaddesatı ve manevi değerleri uğruna mücadele etmeyi en büyük şeref sayan inancıydı! Bu inanç ve amaçlarla, Gazi Mustafa
....
https://t.co/AATWlpyxzc