Türkiye'de herkesin üzerinde ortaklaştığı nefret objesi olma konusunda @RasimOzan_K ile yarışmaya başladın haris ihtiyar @kilicdarogluk@herkesicinCHP 'yi %5'e çektiğin noktada o şerefsiz Rasim'i de geçmiş olacaksın.
Keskin Dürbünün alıntıladığı paylaşım İsrailli muhalif Alon Mizrahi’ye ait .
Çok çarpıcı yazıda en önemli kısımlar kamuoyunun dikkatine sunuyorum.
“Şu anda öncelikli hedef İran olduğu için Türkiye ve Suudi Arabistan’a savaş uçakları, nükleer teknoloji veya stratejik ortaklık vaatleri sunuluyor.
Suudi Arabistan bu vaatlere inanarak İran’a karşı İsrail’e yardım ediyor.
İran tasfiye edilirse sıradaki hedefler Suudi Arabistan ve Türkiye olacak.
Bölgedeki ülkeler, kendilerine “gerçek müttefik” oldukları söylenerek sırayla kullanılacak ve ardından parçalanacak.
İsrail’in hiçbir gerçek müttefiki yoktur.”
SİLİVRİ SICAKTIR : FATMA SİBEL'DEN MEKTUP VAR
======================================
Ne diyelim...Silivri'den selamlar.
Hakim dedi ki:
"Maktul İbrahim Paşa olayını gündeme getirmenizi kamu düzenini bozucu nitelikte bulduğum için tutuklanmanıza karar verdim."
Ben de zaten, benden önce 55 adet uyuşturucu şüphelisini sorgulamış ve 50'sini serbest bırakmış olan hakimi hiç yormak niyetinde değildim.Uzatmadım.
Biz zaten; 50 adet uyuşturucu şüphelisinin toplumun içine salınmasının kamu düzenini bozmayacağını ama adı sanı yıllar önce unutulmuş bir eski bakana Maktul İbrahim Paşa hatırlatmasının bozacağını bilen insanlarız.
O bakımdan gülümseyerek Silivri'nin yolunu tuttuk. Zaten, "bırakır" umudu ile sorgu hakimine dil dökmeye karşıyım.
Silivri (yeni adıyla Marmara Ceza İnfaz Kurumu) güzel bir yer; adeta bir "yaşam alanı". Her taraf tertemiz, görevliler güleryüzlü. Kurum içi düzen tıkır tıkır işliyor.
Bir reviri var; "revir" dediysek neredeyse sadece ameliyathanesi eksik.
Belki de Vatan Emniyet'İn nezarethanelerinden sonra burası bize otel gibi gelmiştir ama Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi'ni de görmüş biri olarak , "Bakırköy mü, Silivri'mi" diye sorsalar Silivri'yi tek geçerim.
Atacağı twitle başını belaya sokacak arkadaşlar; tutuklu nakillerinin o ay hangi cezaevine yapılacağını öğrenerek ona göre twit atsınlar.
Artık sıraya koymuşlar.
Bir ay Bakırköy, bir ay Maltepe, öteki ay Silivri.
Temmuzda nöbet Silivri'ye geçtiği için bir gün farkla Silivri'yi yakaladım. Kendimi ikramiye çıkmış gibi hissediyorum.
Şu da var ki; Ekrem İmamoğlu ve ekibinin Silivri'ye gelmesinden sonra sanki Silivri'nin şartları olumlu anlamda epey değişmiş. 2008 yılından 2012 yılına kadar "Ergenekon" sanığı olarak Silivri'ye gelip gitmiş biri olarak söylüyorum.
VIP konukların barındırıldığı, dünyanın gözü önündeki bir infaz kurumu olarak bir hayli çeki düzen verilmiş bu güzide kurumumuza.
İçeride,eski bir siyasetçiyi Maktul İbrahim Paşa'ya benzettiğiniz için yatıyor olmanız Libya, Pakistan ligi bir demokrasiye delalet ediyor olabilir ama fiziki şartlarda kusur bulursanız ayıp edersiniz.
Biz zaten hiç bir zaman, bir eli yağda, bir eli balda gazetecilerden olmadık. Mesleğimizin taşıdığı riskin bilincindeyiz. Gazeteciyi tutuklatarak cezalandıracağını zannedenler gülünç duruma düşmesin.
Bir gazeteci için böyle bir dönemde Silivri'de olmanın mesleki tecrübeye ve ülkeyi daha iyi tanımaya katacağı şeyleri düşünebiliyor musunuz?
Silivri Türkiye'nin laboratuarı. Burada inanılmaz insan manzaraları, dramlar ama onların yanısıra da komedi filmlerini aratmayacak hayatlar var.
Aktarmaya devam edeceğim.
Sağlıcakla kalın.
Hakemin her türlü haksız faulu vereceğini bildiğiniz maçı hakeme rağmen kazanmalısınız.
Kusursuz bir takımla sahada olmalı, hakemin eline en ufak kozu vermemelisiniz.
Bir yolsuz müteahhit, bir kumarbazla kurarsanız takımı; hakemin haksız faul çalmasına bile gerek kalmaz.
Eyyy basın mensupları!!!
Neredesiniz?
Bu vatana canından parça, kanından kan vermiş Şehit Şahitleri Gazilerin, seslerine ses olmayacak mısınız?
Güvenparktalar.
Gagavuz Türklerinin Moldova içindeki özerk konumu Soğuk Savaş sonrası Türkiye’nin desteğiyle sağlandı. Türkiye bu özerkliğin bir nevi garantörüdür.
1930’larda Atatürk’ün talimatıyla yaklaşık 80 öğretmen Gagavuz (Gökoğuz) Türklerine gönderildi. Amaç ana dili yaşatmak, kimliği korumak ve kardeşlik bağlarını güçlendirmekti. Gagavuz Türkleri Atatürk’e hâlâ ‘Ata’ der.
Geçen yıl Ağustos ayında Gagavuz Türklerinin seçilmiş Başkânı Yevgenia Gutsul’un siyasi saiklerle mahkûm edilmesine Ankara’nın sessiz kaldığını eleştirmiştim.
Bugün ise Moldova Anayasa Mahkemesi, 9 Temmuz 2026 kararı ile 1994 tarihli Gagavuz Özel Statü Yasası’nın kritik hükümlerini iptal ederek özerkliğin önemli yetkilerini budadı. Bu durum Gagavuz özerk yapısının ABD, AB ve NATO çıkarlarına uygun şekilde adım adım aşındırıldığını açıkça ortaya koyuyor.
Daha da dikkat çekici olan ise,
Gagavuz Türklerinin hakları budanırken NATO Zirvesinin ardından Ankara’dan kamuoyuna yansıyan tek bir resmî tepki gelmiyor olmasıdır.
Türk dünyasının liderliği söylemle değil, soydaşlarının hakları hedef alındığında gösterilen diplomatik iradeyle gösterilir. Sessizlik, tarihin hiçbir döneminde çözüm olmamıştır.
TÜRK MİLLETİ OKU VE TEPKİNİ GÖSTER…
Moldova anayasa mahkemesi, Moldova meclisinde 23 Aralık 1994 tarih, 344 sayılı kanunla kabul edilen Gagauz'yanın özel hukuki statüsü kanununda yer alan seçim hakkı maddesinin Moldova Anayasası'na uygun olmadığına karar vererek, Türk Devleti Gagauz Özerk Yeri'nin yetkilerini elinden aldı. Yani dün itibariyle Gagauz özerk Cumhuriyeti tarihe karıştı.
Özerklik, 32 yıl önce rahmetli Süleyman Demirel’in müdahalesi ile elde edilmişti.
Sayın @TC_Disisleri Bakanlığı,
Gagauz Özerk Yeri'nin özel hukuki statüsüne dair yasanın Moldova Parlamentosu tarafından kabulünün her yıl dönümünde kutlama mesajı yayınlıyordunuz. Dünden beri bekliyorum, hiç sesiniz çıkmadı.
Sayın dışişleri bakanı Suriye olayları sırasında, Türkiye Cumhuriyetinin bölgede bulunan Kürtlerin hamisi olduğunu söylemişti. Suriye’deki Kürtlerin bile hamisi olan devletimiz Türk Gagauz özerk yerinin hamisi değil mi? Neden sesiniz çıkmıyor?
Her sözlerine Türkiye yüzyılı diye başlayanlar, bir Türk özerk bölgesi olan Gagauz’yanın 32 yıl önce elde edilen özerkliğini dahi koruyamadılar. Ancak lafa gelince dünya lideriyiz diye coşku veriyorlar. Sahte dopamin gibiler.
#Gagauzya
#Gökoguzlar
Kıymetli arkadaşlar yardım isteğidir.
Lütfen paylaşalım.
Gazi İdris Tuğunmuş'un hayatı tehlikededir.
İdris Tuğunmuş bir terörle mücadele gazisidir. PKK terör örgütü ile hasımdır. Bingöl'de yaşayan komple korucu bir aileye mensuptur.
Daha önce PKK terör örgütünden sayısız ölüm tehditleri almıştır.
Ancak son günlerde bir kurumun başındaki müdürle alakalı yaptığı suç duyurusundan dolayı, sanki yolsuzluğu kendi yapmış gibi cezalandırılmaktadır. Başta sayın Bingöl valisi @celikcahit ve sn bakan @MahinurOzdemir olmak üzere tüm yetkililer yolsuzluğu tam anlamıyla araştırmak yerine, ihbarı yapan gazim sayın İdris Tuğunmuş'u hedef alıp itibarsızlaştırma çalışmalarına girişmişlerdir.
En son ise hukuk kurallarına aykırı bir biçimde resimde gördüğünüz itirazın karşılığı olan duruma el birliği ile Mahal vermişlerdir. Bu durum Gazi İdris Tuğunmuş'un aile mahkemesinden, aile koruma kanunu gerekçe gösterilerek silahına 6 aylık daha el koyulma durumudur.
Bundan böyle Gazi İdris tuğunmuş'un başına gelebilecek her olayın 1'inci derece sorumlusu vali sayın Cahit Çelik'tir.
Valisi olduğu Bing��l ilinin hem evladı, hem gazisi olan İdris Tuğunmuş'u korumakla mükelleftir.
Bu genç adamı Cumhurbaşkanı yapın!
Patara plajının kumlarını çaldılar.
Öyle üç beş kürek değil, 2 bin 168 kamyon dolusu çaldılar.
Göz göre göre talana herkes göz yumuyordu. Bir kişi hariç...
Namuslu bir orman muhafaza memuru, sessiz kalmadı, hırsızlığı yargıya taşımak üzere zabit tuttu.
Kaş ilçe yöneticileri müdahale etti, sakin zabıt tutma, biz bölge müdürünü aradık, sen burnunu sokma dedi.
Orman muhafaza memuru kabul etmedi, "değil bölge müdürü, cumhurbaşkanı bile gelse ben bu zapti tutarım" dedi.
Kaş kaymakamı derhal devreye girdi, orman muhafaza memuru derhal görevden alındı, cumhurbaşkanına hakaretle suçlandı, apar topar lojmanından bile atıldı.
E yok öyle tabii...
Bu defa, Tarım Orman İş Sendikası'nın namuslu yöneticileri müdahale etti, Kaş kaymakamı geri basmak zorunda kaldı, orman muhafaza memuru görevine iade edildi.
Olay medyaya yansıdı. Patara kumlarının nereye götürüldüğüne dair, hangi özel plaja döküldüğüne dair haberler çıktı.
Vay sen misin bu haberlere sebep olan...
Hadi bakalım, müfettiş raporu bile olmadan, orman muhafaza memuru yine görevden alındı.
Bölgedeki diğer muhafaza memurları tehdit edildi, sesinizi kesmezseniz sizin sonunuz da aynı olur filan.
Namuslu orman muhafaza memuru geri adım atmadı, sendika aslanlar gibi direndi.
Kaş kaymakamı hakkında suç duyurusunda bulunuldu, olay iyice dallanıp budaklandı, üstü örtülemez hale geldi, mecburen savcılık soruşturması açtılar. Böylece, hırsızlığın çok daha büyük boyutlarda olduğu ortaya çıktı.
Depolanmış halde 3 bin kamyon kum ele geçirildi.
Namuslu orman muhafaza memuru ikinci defa görevine iade edildi.
Bu memur olmasaydı, dünya varolduğundan beri orada duran, mitoloji hazinesi, antik çağın başkenti, insanlığın mirası, Türkiye'nin eşi benzeri olmayan değeri, carettaların evi yağmalanıyordu.
Bu memurun yüreği sayesinde her şey duyuldu ve durduruldu.
Tek başına başkaldıran bu namuslu orman muhafaza memurunun ismi ne biliyor musunuz...
Umut Utku.
Vatana millete hayırlı evlat olsun temennisiyle yetiştiren annesi babası, geleceğe dair beklentilerini isim olarak vermişler..
TUTUKLAYACAKLAR TABİ ; HAYIFLANMAYINIZ
====================================
.@FSYuksek 'in Silivri'den herkese selamı var.
15 yıl sonra nöbeti devralmış; düzenini kurmuş durumda.
Sizlere yazdığı mektubu dışarı çıkarmasına izin vermedikleri için aynen iletemiyoruz.
Telefonla ve sosyal medyadan desteğini sunan herkese , özellikle zıtlaştıklarına ayrıca teşekkür ediyor.
Yalnız bir ricamız var:
Bu süreci iki ayrı noktada farklı yönetmektir dileğimiz:
1) "Siz nasıl bir gazeteciyi bir twiti için tutuklarsınız"
Bu ülkede yüzlerce gazeteci yazdıkları bir cümle/bir twit yüzünden içerideyken bu haykırışlar birilerinin gevrek gevrek gülümsemesinden öte işe yaramıyor.
Fatma Sibel bu ülke için nice bedeller ödeyen gazetecilerden biri olarak girdiği hamamın da, nasıl terleneceğinin de bilincinde.
O yüzden Türkiye karakıştan ilkbahara evrilirken, bütün bu yaşananları bir çöküşün öfkesi ile değil bir doğumun müjdesi ile karşılamalıyız.
30 bin takipçili bir gazeteci, Türkiye'de Cumhurbaşkanlığı seçimleri sürecinde oyunbozanlık yapabiliyorsa bu ülkemiz ve demokrasisi adına ümitvar bir gelişmedir.
Tutuklayacaklar tabi; o yüzden hayıflanmayınız.
2) "Annesini çocuğundan nasıl ayırırsınız"
Bizi en çok düşündüren klişe ise bu.
Bu ülkede nice ana/baba çocuklarından ayrı kaldı hem de en kahredici şekilde.
Onların yaşadıklarının karşısında, Fatma Sibel'in evladından ayrı kalması, bu ülkenin fedakar analar/babalar ve evlatları tarihinde bir dip not bile değildir.
Kendisi de evladı da, bu ayrılıklara hazırlıklıdır ve nazar boncuğu misali taşıyacakları bir hediyedir.
O yüzden bu ülkenin nice Kardeleninin anısına saygıdan, yaşananların bu boyutuna bir hayıflanma/isyan değil bir kutlama boyutunda dile getirmeniz en büyük dileğimiz.
Hep beraber yaşayıp göreceğiz.
Üzerine cezaevleri dolusu kar boca edilen bir Millet'in bağrından filizlenen nice Kardelen'in ortalığı bahara çevireceğini.
Bu yolda bir katkımız olursa ne mutlu bize.
Bilgilendirmeye devam edeceğiz.
Milli takımın villaları istememesine rağmen İbrahim Hacıosmanoğlu'nun neden zorla o villaları yaptırıp vermek istediğini biliyor musunuz…Çünkü o bölge sit alanı. Milli takım üzerinden bütün izinleri çıkartıp, birinci derece korunması gereken o bölgeyi yaşam alanına çevirerek tam 4000 tane villa yapacaklar..Bunu hayata geçirebilmek için de basını ve medyayı çok güzel kullandılar, durumu futbolculara "Milli Maç Hediyesi" olarak servis ettiler..O yasaklı bölgenin eski sahibi Ali Ağaoğlu'ydu. Eskisi gibi gücü ve imkanı kalmadığı için, projeyi TFF'nin başına geçen İbrahim Hacıosmanoğlu'na devretti. O da elindeki bütün imkan ve gücü bu doğrultuda çok güzel kullanarak izinleri çıkardı. Üstelik kamuoyu algısı yaratılarak yaptırılan haberlerde, sanki sadece milli takımdaki oyuncu sayısı kadar villa yaptırılacağı söyleniyor ama maalesef gerçek bu değil..Toplamda 4 bin tane villa yapılacak. Ve birinci derece korunması gereken sit alanında yüzlerce yaşayan canlı var..Hem doğaya hem de hayvanlara yazık olacak..Umarım proje iptal edilir, futbolcular da adam gibi çıkıp "O villaları istemiyoruz" diye basın açıklaması yapar. Çünkü bizler hiçbir zaman yapılan bu kötülüğü unutmayacağız.
“Sizin köyünüzden 34 insan uçaklarla bombalansaydı, acaba siz o ülkenin milli takımını tutar mıydınız?” diyen
dem partili mv. gülistan koçyiğit'e Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ seslendi ;
“gülistan, kundaktaki bebekleri sobaya atıp yakan, kadınları ve çocukları kurşuna dizen, silahsız köylü, asker polisleri öldüren, yabancı ülkelerin istihbarat servisleri ile ortak çalışma sonucu AVM’leri bombalayan, otobüsleri yakan pkk’nın yanında olan, onu savunan hainlerin TBMM’de olmasına izin verilmeli mi?
gülistan, sen Ankara’da, İstanbul’da, İzmir’de başına hiç bir şey gelmeyeceğini bilerek rahat rahat yürüyebiliyor, Ankara’da AVM’lerde huzur için alışveriş yapabiliyorsun. Ben Diyarbakır’a gidince jandarma-polis alarma geçiyor. Sen ve senin gibiler mağdur değil, zorba, saldırgan, tecavüzkarsınız. Siz hak-hukuk-demokrasi kavgası değil Türk topraklarını parçalama ve bir bölümünde EMPERYALİSTLEİN İSTEKLERİ DOĞRULTUSUNDA, devlet kurmak için bizi pislik terörünüzle yıldırmak istiyorsunuz. Zafer Partisi DEMİR GÜVERCİN Anti-terörist eylem programı ile terörü YOK edecek.”
Bitlis'in Düzköy Erikli Köyü İlköğretim Okulunda görev yapan sınıf öğretmeni Yasemin Tekin, sosyal bilgiler öğretmeni olan eşi Bayram Tekin ve 3 yaşındaki kızları Betül Tekin, 25 Ekim 1993'te PKK'lı teröristler tarafından şehit edildi.
Köy okulunun lojmanında akşam yemeğini yerken sofra başında şehit edildiler!
Betül şehit edildiğinde ellerinin arasında ekmek kırıntıları vardı!
Anne Yasemin, şehit edildiğinde 8 aylık hamileydi!
Kurşunlar karnını delik deşik etmiş, doğmamış bebeği bile parçalanarak şehit olmuştu!
Baba ise tüm bunları gördükten sonra şehit edildi.
Fatma Sibel Gürcihan (Yüksek) Türkiye’de gazeteciliği alnının akıyla yapan, onurlu, dik, namuslu bir gazetecidir.
Zor, sivri dilli bir insandır, en sevdiğini bile gün gelir, en sert şekilde eleştirir.
Lüks nedir bilmez, kızını devlet okulunda okutuyor, her sabah boğazdan denize giriyor. Öyle işadamlarının yatlarında, otellerinde ağırlanan bir gazeteci olmamıştır.
İstese Cumhurbaşkanı Erdoğan ‘ın uçağında baş köşelerde ağırlanırdı.
Eşi Behiç Gürcihan ile Açık İstihbarat’ta analizler yazar, güzel tweetler atar. AKP’ye CHP’ye, MHP’ye, DEM’e kimi hatalı eksik görürse yapıştırır.
Tanıdığım en dik başlı, samimi insanlardandır. Çok üzüldüm, kabul edilecek bir durum değil, inşallah kısa sürede özgürlüğüne kavuşur.
Kes!
Başarı miyon dolarlık prim, villa vs. olarak size,
Başarısızlık Cenab-ı Allah'a.
En ufak bir özeleştiri yapmamak için Allah'ı suçlamak nasıl bir yüzsüzlük seviyesidir?
Emekli Albay Mustafa Önsel, “Kürt sorunu benim” diyen Ahmet Türk'ün siyasi geçmişi ve servetini sıraladı:
“Bu bir mağduriyet hikâyesi değil, ayrıcalık hikâyesidir!”
• Kendisi ta 1972'den beri çeşitli partilerden (DP, CHP, SHP, HDP) yıllarca milletvekilliği yapmış, 32 yıl üstüne belediye başkanlığı! Hangi yetenekle, hangi öğrenimle diye sormaya gerek bile duymuyorum.
• Kardeşi Abdurrahim de 12 Eylül öncesi Adalet Partisi'nden milletvekili olmuş. (Ne güzel değil mi?)
• Dedesi, 1915'te Ermenilerin mallarına çökmüş. Onlardan gasp ettikleri ve Kasr-ı Kanco ismi verdikleri şatoda yaşayıp, onlardan ele geçirdikleri topraklarda pek çok köyün sahibi olarak feodalitenin zirvesine yerleşmiş.
• Zenginliğin hepsi orada değil haliyle, Çeşme'de de bir malikanesi, pardon yazlığı var.
• Derik'teki şatosunda, Mart 1980'de, kendisi milletvekili iken, saklanmakta olan o zamanki ismiyle Apoculara PKK yapılan operasyonda kurulan tuzakla 1'i yüzbaşı 3 askerimiz şehit oldu.
• Bugüne gelirsek; Yavuz Selim sonrası İran-Zagros'lardan geldikleri bu coğrafyadan arsızca Kürdistan diye bahseden bu bölücü şahıs, şimdi kimliğini beğenmediği ülkenin her zenginliğinden, her olanağından en azından benden daha fazla yararlanmış.
• Pek milliyetçi adı lazım değil bir liderin bile övgülerine mazhar olmuş.
• İddialara göre, Suriye sınırındaki duvarın yapım ihalesinin alt yüklenicilerinden biri bunun yeğenlerinin şirketi imiş.
• Vesselam, ne verirseniz verin, daha fazlasını isteyecek arsız ve Türk devletine emperyalist devletlerin desteğiyle meydan okuyan, meydanı boş gördüğü için pervasız bu ve bunun gibiler yüzünden ülkeye yazık olacak.
• Ama daha çok zarar gören de, meclisin %65'ini Edirne'de bile bir milletvekili Kurmanç Kürt, düşünün. İş insanlarının %60'ından fazlasını oluşturan Kurmanç kardeşlerimize olacak.