Yeşilden mavi ve mora… Haliç’i tersaneler merkezinde yaşayan, üreten, dönüşen yönleri ile bağlamından koparılmış veya toplumsal bellekte bir köşede kalmış gibi duran konuların birbiriyle bağı ve ilişkisi ile ele alan belgeselimizin fragmanı⤵️ #YaşayanÜretenDönüşenHaliç
Kıyılarında üretimin ve dönüşümün izlerini taşıyan Haliç'in 'Yaşayanla Yaşayacak Olan' belgeseli, 18. İstanbul Uluslararası 1001 Belgesel Film Festivali kapsamında
📆 1 Nisan 2026 Çarşamba günü
⏰️ Saat 19:00'da
📌 Beyoğlu Sineması'nda gerçekleştirilecektir.
"Güzel". İşte o sihirli kelime. Haliçport (Tersane İstanbul), Galataport, Büyükyalı Fişekhane, Terminal Kadıköy ve niceleri.. Kamuya ait olan mekânlar asli işlevlerinden uzaklaştırılıyor, zenginlerin daha da zenginleşmesi üzerinde yepyeni kurgularla ele alınıyor, kültür-sanatla talan düzenleri meşrulaştırılıyor, garlar garlıktan çıkarılıyor insanlar yeni havaalanına yönlendiriliyor vs. Ama tüm bunlar "güzel" gözükünce iş çözülüyor. Halka ait olan neymiş, hangi mekanizmalarla belli bir zümreye tahsis edilmiş veya kullanımına verilmiş, kimler hangi ilişki ağlarıyla kamuya ait olan mekânlara tünemiş, bunlar önem arz etmiyor. Kentin iki ana tren garına 10 seneyi aşkın süredir kent dışından ziyaretçilerin gelememesi sorgulanmıyor. Her neyse. Dünyaca ünlü küratör de gelecekmiş ve Sirkeci Garı ile Haydarpaşa Garı'nı bizler için kürate edecekmiş. Teşekkür ederiz.
Galataport gibi bir kentkırım projenin özelleştirilmiş kamusal alanlarında konuşlandıracağınıza o vapuru Boğaz'ın mavi sularında İstanbullularla buluşturaydınız. Köklü çınarlar! el birliğiyle nostalji üzerinden kamusal alan gasbının aklamasında.
12 Aralık cuma günü Koşuyolu Muhtarlığının daveti ile #YaşayanÜretenDönüşenHaliç belgeselimizin gösterimi ve ardından tersane emekçisi Necati Bereket ve belgesel emekçisi Gül Köksal'ın katılımı ile keyifli bir söyleşi gerçekleştirildi.Emeği geçen herkese teşekkür ederiz🍀
Tersane İstanbul neden bir kent suçu olarak nitelendiriliyor?
Başta Haliç Dayanışması olmak üzere birçok sivil toplum kuruluşu, meslek odası ve uzman Tersane İstanbul’u bir “kent suçu” olarak nitelendiriyor. “Kent suçu”, kentsel mekânda geri dönülmez tahribat ve kamusal zarara yol açan, hukuk dışı veya etik dışı uygulamaları tanımlamakta kullanılan bir kavramdır.
-Tersane İstanbul projesi ilk olarak “Haliç Yat Limanı ve Kompleksi (Haliçport) Projesi” adıyla 2013’te Ulaştırma Bakanlığı tarafından yap-işlet-devret modeliyle gündeme getirildi. Koruma Amaçlı İmar Planları, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından 3 Şubat 2016’da onaylanarak askıya çıkarıldı. Dikkat çekici biçimde, konut fonksiyonuna resmi planda yer verilmemişti.
-Proje alanı, İstanbul 1 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu kararıyla kentsel ve arkeolojik sit alanı ilan edilmişti. Bu nedenle tüm uygulamaların Koruma Kurulu onayına tabi olması gerekmesine karşın, süreçte merkezi idarenin baskısı ile kurul kararlarının by-pass edildiği iddia edildi. Nitekim 2018’de İstanbul II Numaralı Koruma Kurulu, bakanlık yetkililerinin ısrarına rağmen inşaat ruhsatı için onay vermeyi reddetti; ancak buna rağmen bazı tescilli yapıların yıkıldığı öğrenildi. Özellikle Osmanlı döneminden kalma Divanhane Karakolu binası, 2021 başlarında “yol genişletme ve kavşak düzenlemesi” gerekçesiyle gece yarısı iş makineleriyle yıkıldı.
-Türkiye’de kıyı alanlarında kalıcı konut inşası ve satışı normalde kısıtlanmışken, 2018 yılında yapılan bir yönetmelik değişikliği ile bu engel aşıldı. Turizm Tesisleri Niteliklerine İlişkin Yönetmeliğe eklenen maddeyle, kamu arazilerinde yap-işlet-devret modeliyle kurulan turizm tesislerine %20 oranında kat mülkiyeti oluşturma ve birimlerin satışı imkânı tanındı. Bu düzenleme sayesinde proje üzerindeki bazı yapıların hukuken “apart otel” statüsünde olması planlandığı halde, fiilen lüks rezidans olarak pazarlanıp satılmasının önü açıldı. Meslek odaları, kiralanmış hazine arazisi üzerinde konut satılmasının yasa dışı olduğunu vurgulasa da şirket yetkilileri “49 yıllık üst kullanım hakkı (leasehold) tapusu” ile satış yaptıklarını duyurdu.
-Resmi tanıtımlarda 2 km uzunluğundaki kıyı şeridinin yeniden insanlarla buluşacağı vurgulanıyor. Kağıt üzerinde bunun doğru olduğu söylenebilir. Ancak, proje kapsamındaki kamusal alanlar, gerçekte özel işletmelerin kontrolünde olacak ve bu alanlara erişim, tüketim gücü ve sosyal statü ile sınırlanacaktır. Haliç Dayanışması temsilcileri, kıyı hattının yalnız belli gelir grubundan kişilerin kullanımına sunulacağını, arka tarafta kalan yoksul mahallelerin ise denizle bağlantısının koparılacağını ifade etmektedir. Proje tanıtımında vurgulanan müze, kültür merkezi gibi unsurların da “herkes için erişilebilir kamusal mekân” olarak sunulup projenin meşrulaştırılması amacıyla kullanıldığı ileri sürülmektedir.
Sonuç olarak kamu yararı ilkesinin ihlali, doğal ve kültürel mirasın tahribi, şehir planlaması ilkelerine aykırılık ve toplumsal rızanın yok sayılması gibi unsurlar, projenin sivil toplum kuruluşları, meslek örgütleri ve uzmanlar tarafından bir kent suçu olarak değerlendirilmesine yol açmaktadır.
@HalicDayan2015
Yüzyıllarca bir emek mekanı olan Haliç Tersanesi ve çevresindeki kent kültürünü toplumsal unutuşa terk etmeme mücadelesinin belgeseli "Yaşayan, Üreten, Dönüşen Haliç".
Sohbette @tgulkoksal da aramızda olacak.
Dilerseniz birlikte izleyelim.
📅12.12.25
⏰️18.00
📍Koşuyolu M. Evi