ŞAKA GİBİ!
Bu sabah öğrendik ki DEM Parti, danışmanı Dilan Karaman'ı mobbing ile intihara sürükleyen milletvekili Saliha Aydeniz hakkında başlattığı disiplin soruşturmasını 1 ay önce sonuçlandırmış, duyurmaya tenezzül bile etmemiş.
Sonuç: 6 ay uzaklaştırma ve yoğunlaşma!
Bugün şüpheli bir biçimde ölen sevgili arkadaşımız ve yoldaşımız Dilan Karaman'ın doğum günü. Bu vesile ile bir kere daha soruyoruz:
#DilanKaramanaNeOldu
TRANS İNHİTARLARI POLİTİKTİR !
TOBB ETÜ yurtlarında kalan trans öğrenci Arya’nın yaşamını yitirmesi, bu coğrafyada LGBTİ+’ların maruz bırakıldığı dışlanma, yalnızlaştırma ve korumasızlığın ne kadar ağır sonuçlar doğurduğunu bir kez daha göstermiştir.
İnsan Hakları Derneği olarak bu ölümü yalnızca bireysel bir trajedi olarak değil, LGBTİ+’ları sistematik biçimde hedef haline getiren siyasal ve toplumsal düzenin sonucu olarak görüyoruz.
Bu coğrafyada LGBTİ+’lara yönelen ayrımcılık, yalnızca tek tek kişilerin önyargısından ibaret değildir. Sorunun kökleri, devletin kurucu ideolojisinde ve resmi ideolojinin yıllardır yeniden ürettiği tekçi yaşam anlayışında yatmaktadır. “Makbul” yurttaşı, “makbul” bedeni, “makbul” kimliği ve “makbul” hayatı tanımlayan bu anlayış; bunun dışında kalanları görünmez kılmakta, değersizleştirmekte ve toplumsal tehdit gibi sunmaktadır. LGBTİ+’lara yönelen nefret de tam olarak bu siyasal ve ideolojik zeminde güçlenmektedir.
Bugün LGBTİ+’ların eğitim, barınma, sağlık, güvenlik ve kamusal alanda var olma hakları sürekli baskı altındadır. Sürekli hedef gösterilen, aşağılanan, yalnızlaştırılan ve korunmayan LGBTİ+’lar için gelecek hayali kurmak her geçen gün daha da zor hale gelmektedir. Bu nedenle yaşananlar yalnızca bireysel acılar değil, kurucu ideolojinin ve resmi politikanın ürettiği yapısal şiddetin sonuçlarıdır.
Devletin yükümlülüğü yalnızca yaşam hakkına doğrudan müdahale etmemek değildir. Devlet; yaşamı korumak, ayrımcılığı önlemek, nefret söylemi ve nefret suçlarıyla mücadele etmek, üniversiteleri ve yurtları güvenli hale getirmek, mahremiyeti korumak ve ortaya çıkan her ölümde etkili bir soruşturma yürütmekle yükümlüdür. Ancak bugün devlet, bu yükümlülükleri yerine getirmek yerine LGBTİ+’ları daha da güvencesiz hale getiren politikalarla sorunun parçası haline gelmektedir.
Açıkça söylüyoruz: Bu ölümler politiktir. Devleti LGBTİ+ karşıtı politika ve uygulamalara derhal son vermeye, nefret üreten resmi dili terk etmeye, ayrımcılığı önleyici somut mekanizmalar kurmaya ve sorumlular hakkında etkili işlem yapmaya çağırıyoruz.
Arya’yı saygıyla anıyor; LGBTİ+’ların yaşam hakkını, onurunu ve geleceğini savunmaya devam edeceğimizi bir kez daha ifade ediyoruz.
Çağdaş Hekimler olarak Ankara Tabip Odası seçimleri aday listemizi kamuoyuyla paylaşıyoruz.
Demokratik, katılımcı ve mücadeleci bir tabip odası için yola çıktık.
Mesleki bağımsızlığımızı, emeğimizi ve toplum sağlığını savunmak için buradayız.
11-12 Nisan’da birlikte güçleneceğiz!
Bir Kez Daha Dr. Ayşe Uğurlu’nun Yanındayız
Dr. Ayşe Uğurlu, 35 yıldır kamuda bir hekim ve adli tıp uzmanı olarak görev yapmakta iken, 14 Mayıs 2025 tarihinde devlet memuriyeti görevinden çıkarılmıştır. Dr. Ayşe Uğurlu; Ankara Tabip Odası’nda (ATO) 2010 yılından beri Yönetim Kurulu üyeliği de dahil olmak üzere birçok seçili kurulda görev üstlenmiş, ATO İnsan Hakları ile Kadın Hekimlik ve Kadın Sağlığı komisyonları üyeliği, Türk Tabipleri Birliği (TTB) 2022-2024 dönemi Kadın Hekimlik ve Kadın Sağlığı Kolu Yürütme Kurulu üyeliği, 2021-2023 ve 2023-2025 dönemi Adli Tıp Uzmanları Derneği Yönetim Kurulu üyeliği yapmıştır. Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası üyesidir. Halen de TTB İnsan Hakları Kolu Yürütme Kurulu’nda ve Tıp Dünyası Yayın Kurulu’nda görev yapmaktadır.
Sağlık Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığı tarafından 7 Nisan 2025 tarihinde başlatılan disiplin soruşturması ile Dr. Ayşe Uğurlu’dan, Devlet Memurları Kanunu’nda yer alan “memurluk sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici hareketlerde bulunma” gerekçesiyle “devlet memurluğundan çıkarma cezası” talepli olarak savunma istenmiştir. Soruşturmada konu edilen olay Ankara Kadın Platformu’nun 24 Mayıs 2023 tarihinde Mülkiyeliler Birliği’nde düzenlediği basın toplantısında Dr. Ayşe Uğurlu tarafından okunan metnin “Cumhurbaşkanlığı makamının şeref ve saygınlığını zedeleyici, rencide edici, hakaret teşkil eder” nitelikte olduğu iddiasıdır. Ankara Kadın Platformu; kadın haklarını savunmak, kadına yönelik şiddet ve ayrımcılık ile mücadele etmek amacıyla emek-meslek örgütlerinin, demokratik kitle örgütlerinin, siyasi partilerin aralarında olduğu 40’tan fazla kurumun bir araya gelmesiyle oluşan, yaklaşık yirmi yıldır faaliyette olan, demokratik bir hak örgütüdür. Ankara Tabip Odası da platformun bir bileşenidir ve Dr. Ayşe Uğurlu davaya konu edilen basın toplantısına ATO Kadın Hekimlik ve Kadın Sağlığı Komisyonu’nu temsilen katılmıştır.
Bakanlık idari soruşturmayla da yetinmeyerek “cumhurbaşkanına hakaret” iddiası ile suç duyurusunda da bulunmuştur.
Demokratik toplumlarda kamu makamlarının eleştirilmesi ifade özgürlüğünün doğal ve meşru bir parçasıdır. Türkiye’de ise “cumhurbaşkanına hakaret” suçu giderek daha fazla biçimde düşünce ve ifade özgürlüğünü sınırlayan bir araç olarak kullanılmaktadır.
Bir hekim ve adli tıp uzmanı olarak; ülkesine, meslek örgütüne yıllardır hizmet eden Dr. Ayşe Uğurlu’ya yönelik iddialar karşısında aşağıda imzası bulunan kurumlar olarak bu durumun hukuksuz olduğunu söylüyoruz.
Bu dava ile Dr. Ayşe Uğurlu’nun düşünce ve ifade özgürlüğü doğrudan hedef alınmıştır.
Hatırlatırız ki; düşünce ve ifade özgürlüğü, temel bir insan hakkı olarak hem Anayasa’da hem de Türkiye’nin tarafı olduğu uluslararası sözleşmelerde güvence altına alınmıştır. Düşünce ve ifade özgürlüğünün -cezalandırılması bir yana- korunması demokratik toplumun gereğidir.
Bu hukuksuzluğu kabul etmiyoruz. Dr. Ayşe Uğurlu’nun yanındayız.
Dr. Ayşe Uğurlu hakkında açılan davadaki suçlamaların bir an önce düşürülmesini istiyoruz.
18 Mart 2026 tarihinde Ankara Adliyesi 80. Asliye Ceza Mahkemesi’nde saat 10.20’de yapılacak duruşmada olacağız.
Türk Tabipleri Birliği
Adli Tıp Uzmanları Derneği
Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası
Türkiye İnsan Hakları Vakfı
İnsan Hakları Derneği
Ankara Kadın Platformu
👇
https://t.co/40EwjMwHGT
kurumlar hangi eleştiriyi muhatap aldı; hangi yöntemsel hatalar, nasıl yanlılıklar içeriyor bu rapor, böyle bir raporun çıkmasına sebep olan yapılar neydi? hangi birinin özeleştirisi var burda? intihar politik, toplumsal, girift bir mesele... eee?
hakikati tartışma sorumluluğunuz varsa en başta hakikati bu derece bulanıklaştırmamanız gerekir. bu açıklama getirilen hiçbir yapıcı eleştirinin sizlerde dönüşüme sebep olmadığını da göstermiş. raporun arkasındasınız yani, geri çekme sebebi hassasiyetler öyle mi?
Dilan Karaman raporu sonrası:
Özneler, tanıklar, bağımsız uzmanlar ve hakkında iddialar olan kadınlara ulaştım
Dilan'ın ablası, rapor yazımında 'tanık' sıfatıyla dinlenen yakın arkadaşı, emek mücadelesi ile feminist mücadele alanında uzman kadınların sesi bu haberde.
'İddialara' konu olan ve “yanıt hakkı” kapsamında ulaştığım kadınların yanıtları da...
Tüm kamuoyu için @kadin_isci de yayınlanan haberimiz:
https://t.co/pcpFrckKye
Danışmanı olarak çalışan Dilan Karaman'a aylarca mobbing uygulayan, herkesin içinde onu aşağılayan, küçük düşüren, insanlık onuruna sığmayan bir muamele yapan milletvekili Saliha Aydeniz, partiden ihraç edilsin!
#DilanKaramanaNeOldu
Dilan Karaman'a, fiziksel şiddet uygulayan, ona bıçakla saldıran, onu öldürmeye çalışan, onu tehdit eden, intiharına sebep olan ve hiçbir şey olmamış gibi aylardır elini kolunu sallayarak dolaşan fail Mazlum Toprak tutuklansın.
#DilanKaramanaNeOldu#MazlumToprakTutuklansın
Benim arkadaşım LGBTİ+ kimliğiyle açıkça yaşayan ve mücadele eden biriydi. Parti içinde neden gizlenmek zorunda kaldığını tartışmaktan kaçıp bunu kendi bireysel tercihiymiş gibi lanse edemezsiniz. Bu argümana sığınarak uğradığı LGBTİ+ fobiye dair tek kelime bile etmemişsiniz.
Öncelikle Dilan'ın defnedilmesinin ertesi günü taziye evinde Saliha Aydeniz tarafından uydurulmuş bu yalanla başlayacağım. Komisyona anlatmama, elimde arama kayıtlarının ve mesajların ekran görüntüsü olduğunu söylememe rağmen bu yalan olduğu gibi rapora geçirilmiş.
Dilan'ın ölüme sürüklenme sürecini incelemekle yükümlü komisyonun raporu açıklanmış. 8 Martın tam da ertesi günü yayınlanan bu raporun Dilan'ın anısına edilmiş bir küfürden farksız olduğunu düşünüyorum.
Ortadoğu Halklarının Kaderi Emperyalizme ve Gerici Karanlığa Teslim Edilemez! Barış İçinde Birlikte Yaşama İrademize Yönelik Provokasyonları Kınıyoruz!
Suriye’de Halep merkezli olarak süren ve IŞİD artığı gerici güçler eliyle gerçekleştirilen saldırılar, emperyalizmin Ortadoğu’yu yeniden dizayn etme politikalarının en açık örneğidir. ABD emperyalizmi ve İsrail siyonizmi tarafından desteklenen bu yapılar; halkların eşitliğini, laikliği ve bir arada yaşama iradesini doğrudan hedef almaktadır.
Halep’ten sonra Rojava’ya Kürt halkının yaşam alanlarına yönelen saldırılar ile Alevilerin, Dürzilerin ve Hristiyanların sistematik biçimde yok sayılması ve onlara karşı uygulanan katliamlar tesadüf değildir. Bu saldırıların temel amacı, halklar arasında düşmanlığı derinleştirmek, çatışmayı kalıcı hale getirmek ve bölgeyi emperyalist çıkarlar doğrultusunda yeniden şekillendirmektir. Bu yönelim, farklı halkların ve inançların eşit koşullarda bir arada yaşamasının önündeki en büyük engellerden biridir.
İşçi sınıfının, emekçilerin barışı ve kardeşliği savunmak dışında bir seçeneği yoktur. Biliyoruz ki; savaşların, çatışmaların ve şiddetin bedelini en fazla emekçiler öder. Bu yüzden ülkemizde, bölgemizde ve tüm dünyada demokrasi, barış, adalet ve insanca bir yaşam mücadelesi emekçiler başta olmak üzere tüm toplumun geleceği ve ekmeği için hayati önemdedir.
Emperyalist güçlerin, İran’a yönelik olası bir saldırıyı da kapsayacak şekilde Ortadoğu’da yeni bir paylaşım ve dizayn amaçları, Suriye’de HTŞ eliyle bölgeyi sürekli çatışma ve kaos içinde tutmaya hizmet etmektedir. Nitekim Suriye’nin güneyini Paris Antlaşması ile İsrail işgaline açan HTŞ’li Suriye Geçici Hükümeti, eş zamanlı olarak Kürtlerin yaşadığı bölgelere yönelik büyük bir saldırı başlatmıştır. Bu saldırılar sonucunda çok sayıda sivil yaşamını yitirmiş, yerleşim alanları tahrip edilmiş ve cezaevlerinden kaçan yüzlerce tutuklu IŞİD’li yeni saldırılar için hazırlık yapma olanağı bulmuştur. Ankara 10 Ekim Katliamı, Suruç, Atatürk Havaalanı başta olmak üzere ülkemizde gerçekleştirilen pek çok saldırının faili olan IŞİD, El Kaide ve El Nusra artığı gruplar ile diğer cihatçı güçlerin yalnızca Suriye için değil tüm bölge açısından büyük ve kalıcı bir tehdit oluşturduğu açıktır.
Tarihsel olarak seküler yaşam karşıtı, cihatçı siyasal anlayışlar Ortadoğu’da günümüze kadar devam eden -yalnızca kan ve gözyaşıyla sonuçlanmış- insanlık trajedileriyle dolu bir tarih yaratmıştır. Bu nedenle başta Türkiye olmak üzere bölge ülkelerinin emperyalist planlar karşısında uyanık olması, etnik, dinsel, mezhepsel her tür çatışmanın üzerinde eşitlik, özgürlük ve barış içinde bir arada yaşamaya yönelik politikalar geliştirmesi geleceğimiz açısından hayati önem taşımaktadır. Aksi takdirde ülkemizde ve bölge ülkelerinde bir savaş ve yıkım düzeni ortaya çıkacak, yoksulluk, güvencesizlik ve geleceksizlik toplumları yok edebilecektir. Çatışmaların yoğun olduğu ülkelerdeki insanlık dramları komşu ülkelere göç dalgaları ve yeni toplumsal sorunlar olarak yansıyacak, Ortadoğu’da hiçbir toplum huzur bulamayacaktır.
Bu tehditlerden korunmanın yolu ülke içinde savaşa ve emperyalist müdahalelere karşı barışı savunan yurttaşlara ve demokratik toplumsal muhalefete kulak verilmesi, laikliği, barışı ve halkların bir arada yaşam iradesini savunan toplum kesimlerine güvenilmesidir. Bu kesimlerin temsilcileri, emek meslek örgütleri olarak bizler barış içinde bir arada yaşama iradesine yönelik provokasyonları da esefle kınıyor, birlikteliğimizin simgesi olan bayrağımıza yapılan saygısızlığı kesinlikle kabul etmiyoruz. Toplumun hemen tamamının bu tür provokasyonlara ortak bir duygu ile karşı çıkmış olmasını ülkemizin geleceği açısından umut verici buluyoruz. Benzer şekilde barış, eşitlik ve birlikte yaşam talebiyle yapılan demokratik açıklamaların hedef haline getirilmemesini bu türden provokasyonlara zemin hazırlanmaması açısından önemli görüyoruz.
DİSK, KESK, TMMOB ve TTB olarak bir kez daha vurguluyoruz:
Ortadoğu halklarının kaderi gerici karanlığa teslim edilemez. Halkların özgür, eşit ve insanca bir yaşam sürebileceği bir gelecek ancak emperyalist müdahalelerin son bulmasıyla mümkündür. Laiklik, halkların eşitlik ve barış temelinde bir arada yaşamasının vazgeçilmez güvencesidir. Emperyalizme, gericiliğe ve mezhepçi politikalara karşı; barışı, laikliği ve halkların kardeşliğini ve birlikte insan onuruna yaraşır bir yaşamı savunmayı sürdüreceğiz.
Kamuoyuna saygıyla duyururuz.
Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK)
Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK)
Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB)
Türk Tabipleri Birliği (TTB)
👇
https://t.co/aomKVtbn3s
Halep’te Sivil Halkın ve Sağlık Kurumlarının Hedef Alınmasını Kınıyor, İnsancıl Hukuka Uygun Biçimde Çatışmaların Sonlandırılması Çağrısı Yapıyoruz
Aralık 2024’ten itibaren Suriye’de yönetimi devralan Heyet Tahrir Şam (HTŞ) ve ona bağlı cihatçı gruplar, yıllardır devam eden çatışmalı süreci sonlandırmak yerine; Süveyda’da Dürziler’e, Lazkiye ve Tartus’ta Arap Alevilere yaptığı saldırı ve sivil katliamların bir benzerini 6 Ocak’tan itibaren Halep’te Kürtlerin yoğun yaşadığı Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinde düzenlemektedir. Bu saldırılarda savunmasız sivillerin yaşadığı yerleşim alanlarının ve sağlık kuruluşlarının doğrudan hedef alınması sonucu birçok insan yaşamını yitirmiştir. Suriye İnsan Hakları Gözlemevi verilerine göre; 6 Ocak’tan bu yana HTŞ ve ona bağlı cihatçı grupların saldırılarında ikisi çocuk olmak üzere onlarca sivil yaşamını yitirmiş, 64 kişi de yaralanmış, on binlerce insan yaşam alanlarından zorla uzaklaştırılmıştır.
Yaşanan bu saldırılar ne yazık ki Suriye’de farklı etnik ve inanç yapısındaki halkların eşit bir şekilde ve barış içerisinde yaşamasına engel olmaktadır. Bu çatışmalı sürecin devam etmesi, etnik çatışmaların Suriye ile sınırlı kalmayıp, sınırların ötesine geçmesine ve Ortadoğu coğrafyasında büyük yıkımların olmasına sebep olabilecektir.
Türk Tabipleri Birliği olarak bir kez daha vurguluyoruz:
Savaş bir halk sağlığı sorunudur!
Silahlı çatışmalar yalnızca sakatlık ve can kayıplarına yol açmamakta; altyapıyı tahrip ederek hastalıklara neden olmakta, toplumların ruhsal ve fiziksel sağlığını uzun yıllar boyunca olumsuz etkilemektedir. Yerel, ulusal ve uluslararası basın kuruluşlarına yansıyan haberlere göre Şeyh Maksud’da bulunan Halid Fecir Hastanesi’nin ve Eşrefiye mahallesinde bulunan Osman Hastanesi’nin bombalanması, sağlık çalışanlarının hedef haline getirilmesi ise asla kabul edilemez ve Cenevre Sözleşmeleri’ne açıkça aykırıdır. Hastaneleri, sağlık çalışanlarını hedef almanın gerek Gazze’de, gerek Rojava’da, gerek Ukrayna’da yeni savaş konsepti bağlamında normalleştirilmesi insanlık adına çok büyük bir tehdit olarak önümüzde durmaktadır.
Suriye'de yaşanan gelişmeler, halihazırda kırılgan olan sağlık sistemlerini daha da işlevsiz hale getirmekte; hastaneler, sağlık çalışanları ve ambulans hizmetleri ciddi risk altına girmektedir. Sağlık hizmetlerine erişimin engellenmesi, uluslararası insancıl hukukun açık ihlalidir.
Türk Tabipleri Birliği olarak;
📌 Sivillerin, sağlık kuruluşlarının ve sağlık emekçilerinin derhal ve koşulsuz korunmasını,
📌 Sağlık hizmetlerinin tarafsız, kesintisiz ve güvenli biçimde sunulmasının güvence altına alınmasını,
📌 Tüm tarafların uluslararası insancıl hukuka ve Cenevre Sözleşmeleri’ne uymasını,
📌 Çatışmaların derinleşmesine yol açacak askeri adımların durdurulmasını,
📌 Diplomatik ve barışçıl çözüm yollarının ivedilikle devreye sokulmasını ve başta Türkiye olmak üzere, Birleşmiş Milletler ve uluslararası kamuoyu ve tüm ülkelerin bu çözüm yollarına olumlu katkıda bulunmasını talep ediyoruz.
Hekimler olarak bizler, nerede yaşarsa yaşasın, her insanın yaşam hakkını savunmayı mesleki ve etik bir sorumluluk olarak görüyoruz. Sınırlar ötesinde yaşanan acılar karşısında sessiz kalmayacağız.
Bir kez daha ifade ediyoruz:
Savaş değil barış, ölüm değil yaşam, yıkım değil sağlık istiyoruz.
Türk Tabipleri Birliği, yaşamdan ve barıştan yana tutumunu kararlılıkla sürdürmeye devam edecektir.
Türk Tabipleri Birliği İnsan Hakları Kolu
Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi
👇
https://t.co/6WIWZyzjNS