Hakemler olmasa ne yapacaksınız?
Türkiye’de futbolun merkezinde yıllardır değişmeyen tek bir şey var:
Hakemler.
Oyun değil… sistem değil… plan değil…
Sadece hakemler.
Öyle bir noktaya geldik ki;
Takımın kötü oynasa da, kazansa da, farklı galip gelse de değişen bir şey yok.
Maç bitiyor, mikrofon uzatılıyor ve ilk cümle yine aynı:
“Hakem…”
Artık bu bir refleks değil,
bilinçli bir yönetim stratejisi.
Kulüpler için hakem konuşmak, sahadaki gerçeği perdelemenin en kolay yolu haline geldi.
Çünkü hakem üzerinden kurulan denklemde herkes kendini haklı çıkarabiliyor.
Ama acı gerçek şu:
Herkesin haklı olduğu yerde ne adalet vardır, ne de gerçek.
Son haftadan sadece bir kesit bile tabloyu net şekilde ortaya koyuyor.
Trabzonspor Başkanı Ertuğrul Doğan, Galatasaray’ı 4-0 mağlup ettikleri maçtan sonra Ugochukwu’nun VAR kararıyla gördüğü kırmızı kartı eleştiriyor:
“Adamın ayağını kırmak için vuruyor. 2 metre önündeki pozisyona niye kırmızı vermiyorsun?”
Peki o pozisyondan sadece 10 dakika önce ne oldu?
Savic’in Sane’ye yaptığı ve birçok hakem yorumcusunun “tartışmasız kırmızı” dediği müdahale sarı kartla geçiştirildi.
Üstelik VAR da sessiz kalarak Trabzonspor’un oyuncusunu atmadı.
Yani mesele adalet değil.
Mesele, terazinin kimin lehine çalıştığı.
Bugün Türkiye’de kulüpler adalet aramıyor.
Kendilerine çalışan bir düzen arıyor.
Ancak en kötüsü şu ki;
Bu uğurda milyonlarca taraftar bilinçli şekilde yönlendiriliyor,
algı oyunlarının bir parçası haline getiriliyor.
Aynı tabloyu AMED – Beşiktaş maçının ardından da gördük.
İki kulübün başkanı da sadece hakemi eleştirmekle kalmadı,
işi “üzerimize oyun oynanıyor” söylemine kadar taşıdı.
Bu söylem artık bir eleştiri değil,
bir tehdit dili.
“Buna izin vermeyiz” cümlesi,
futbolu konuşmaktan ne kadar uzaklaşıldığının en net göstergesi.
Bu kirli döngünün içinde bir istisna da vardı çok şükür.
Vincenzo Italiano…
Hakemi konuşmayı reddetti.
Sonucu belirleyen şeyin kararlar değil, sahadaki oyun olduğunu söyledi.
Normal olanı yaptı.
Ama öyle bir futbol iklimindeyiz ki,
normal davranışı alkışlamak zorunda kalıyoruz.
Gerçek ise çok daha basit ve çok daha rahatsız edici:
Hakem tartışmaları, başarısızlıkların üzerini örtmek için kullanılan bir kalkan.
Yöneticiler;
Yanlış teknik adam tercihlerini ve hatalı transfer politikalarını unutturmak istiyor.
Teknik direktörler;
Oyun planındaki eksikleri ve kadro istikrarsızlığını gizliyor.
Futbolcular;
Fiziksel yetersizliklerini, disiplinsizliğini ve bencilliğini örtbas ediyor.
Ve tüm bu tablonun faturası…
hakemlere kesiliyor.
Evet, hakem hataları var.
Olacak da.
Tıpkı sizin yaptığınız hatalar gibi.
Tek fark onlar konuşamazken siz, o hataları milyonları peşinize takıp gerçeği çarpıtmak için kullanabiliyorsunuz.
Ligin henüz 6. Haftasında bu kadar yükselen bu tartışma, belli ki sezon sonuna kadar daha da büyüyecek.
Ama merak ediyorum
Hakemler olmasa…
Siz neyi konuşacaktınız?
Mit der Balfour-Deklaration vom 2. November 1917 ist das Schicksal der palästinensischen Kinder besiegelt worden.
Seit 1948 gehören Massaker, Vertreibungen, Festnahmen sowie der Verlust von Eltern und Heimat zum Alltag in Palästina. Eine Animation zur Chronologie des Leids.