Yapay Zekâ Çağında Medyada Büyük Kırılma
Medyada büyük bir kırılma yaşanıyor. Bu kırılma yalnızca televizyonun, gazetenin ya da sosyal medyanın değişmesi değildir. Haber nasıl üretiliyor, izleyici habere nasıl ulaşıyor, medya nasıl para kazanıyor, bilgiye kim aracılık ediyor ve toplum hakikati nereden öğreniyor? Bütün bu sorular aynı anda değişiyor.
Bu değişimin merkezinde yapay zekâ var.
Eskiden medya haberi üretir, arama motoru ve sosyal medya bu haberi kullanıcıya taşırdı. Kullanıcı haber sitesine girer, kaynağı görür, muhabirin emeğiyle temas ederdi. Şimdi yapay zekâ araya giriyor. Haberi okuyor, özetliyor, yeniden yazıyor ve kullanıcıya kısa bir cevap olarak sunuyor. Bu sadece trafik kaybı değildir. Okurun haber kurumu, muhabir, kaynak ve bağlamla bağının zayıflamasıdır. Biz bu riski yalnız “Google sıfır trafik” olarak değil, daha derin biçimde “insansız medya” riski olarak okumalıyız. Yani okurun haberle, kaynakla ve bağlamla bağının kopması.
İlk büyük kırılma, arama motorlarının cevap motoruna dönüşmesidir. Google artık sadece bağlantı sıralamıyor; kullanıcıya doğrudan cevap veriyor. Bu cevap doğru da olabilir, eksik de olabilir, bağlamı zayıf da olabilir. Fakat kullanıcı çoğu zaman bunu nihai bilgi gibi görüyor. Sosyal medya çağında yanlış bilgi hızlanıyordu. Yapay zekâ çağında ise yanlış bilgi cevap biçiminde üretilebiliyor. Bu nedenle artık hakikat yalnız neyin yayıldığıyla değil, neyin cevap olarak verildiğiyle de ilgilidir.
İkinci kırılma, medyanın yapay zekâ sistemlerinin içine taşınmasıdır. Artık mesele medyaya yapay zekâ eklemek değildir. Asıl mesele, medyanın yapay zekâ sistemleri içinde görünür kalıp kalamayacağıdır. Haber, okurun önüne doğrudan haber sitesi olarak değil; yapay zekâ özeti, cevap motoru sonucu veya dijital temsilcinin seçimi olarak gelebilir. Bu durumda haberin emeği medya kuruluşunda kalır; dikkat, veri ve ekonomik değer teknoloji platformlarında toplanabilir.
Üçüncü kırılma, yapay zekâ ajanlarıdır. Bunlar yalnız cevap veren sistemler değildir; kullanıcı adına işlem yapan dijital temsilcilerdir. Gelecekte insan her uygulamaya tek tek girmeyebilir. Dijital temsilci onun adına haber okuyabilir, özet çıkarabilir, karşılaştırma yapabilir, dosya hazırlayabilir, alışveriş yapabilir ve işlemi tamamlayabilir. Bu, uygulamalar çağının sonuna işaret ediyor. Medya ile insan arasına artık yalnız platformlar değil, insan adına hareket eden yapay zekâ ajanları da girecek.
Dördüncü kırılma, sentetik medyadır. Yapay zekâ artık sadece yazı değil; görüntü, ses ve video da üretiyor. Yapay zekâ üretimi sahte görüntüler seçimlerde, savaşlarda, dolandırıcılıkta ve itibar saldırılarında kullanılabiliyor. Bu durum medyanın en önemli sermayesi olan güveni zayıflatıyor. Çünkü sorun artık yalnız sahte haber değildir. Daha büyük sorun, gerçek görüntüye bile şüpheyle bakılan bir döneme girilmesidir.
Beşinci kırılma, gözetim kapitalizmi ve veri ekonomisidir. Shoshana Zuboff’un ifadesiyle insan deneyimi, teknoloji şirketleri için “ücretsiz ham madde”ye dönüşüyor. Kullanıcı yalnız haber okumuyor; tıklıyor, izliyor, bekliyor, beğeniyor, öfkeleniyor, paylaşıyor. Bütün bu davranışlar veriye dönüşüyor. Yapay zekâ çağında bu veri yalnız reklam için değil; cevap üretmek, davranış tahmin etmek ve kullanıcıyı yönlendirmek için de kullanılıyor.
Altıncı kırılma, algoritmik güçtür. Safiya Noble’ın dikkat çektiği gibi algoritmik baskı “sadece teknik bir hata” değildir. Algoritmalar tarafsız değildir. Hangi içerik görünür olacak, hangi kaynak güvenilir sayılacak, hangi ses duyulacak, hangi hayat tarzı normalleşecek, bunları da etkiler. Bu yüzden medya dönüşümü aynı zamanda kültürel görünürlük meselesidir.
Yedinci kırılma, kişi medyasının güçlenmesidir. Yapay zekâ sayesinde tek bir kişi metin yazabilir, görsel hazırlayabilir, video üretebilir, podcast çıkarabilir ve kendi kitlesine ulaşabilir. Bu bağımsız yayıncılığı güçlendirebilir. Fakat doğrulama, etik ve sorumluluk zayıflarsa aynı süreç dezenformasyonu da büyütebilir. Herkesin medya olduğu bir dünyada asıl mesele üretim değil, güven olacaktır.
Sekizinci kırılma, ileri yapay zekâ modellerine erişimin stratejik mesele hâline gelmesidir. Gelişmiş modeller artık yalnız ticari ürün değildir. Haber üretimi, çeviri, arşiv tarama, analiz, görsel üretim, video düzenleme ve kamuoyu oluşturma gücü taşır. Bir ülke başkasının modeline, platformuna, bulutuna ve cevap motoruna bağımlıysa yalnız teknolojide değil; medyada, kültürde, eğitimde ve hafızada da bağımlı hâle gelir.
Dokuzuncu kırılma, veri sömürgeciliği riskidir. Couldry ve Mejias’ın anlattığı veri sömürgeciliği, insan hayatının veri yoluyla ele geçirilmesi anlamına gelir. Eskiden sömürgecilik toprak ve hammadde üzerinden kuruluyordu. Bugün veri, dikkat, davranış, model ve algoritmik hafıza üzerinden kurulabilir. Bu yüzden yapay zekâ çağında bağımlılık yalnız teknoloji bağımlılığı değil; medya, kültür ve hafıza bağımlılığıdır.
Onuncu kırılma, çocuklar ve gençlerdir. Çocuk artık sadece video izlemiyor. Yapay zekâ ile konuşuyor, tavsiye alıyor, algoritmalarla yönlendiriliyor ve sentetik içeriklerle karşılaşıyor. Bu yüzden çocuk güvenliği yalnız zararlı içeriği kaldırma meselesi değildir. Çocuğun dikkatini, mahremiyetini, duygusunu ve gerçeklikle ilişkisini koruma meselesidir.
Türkiye açısından en kritik kırılma ise algoritmik hafızada Türkiye meselesidir. Yapay zekâ modelleri Türkiye’yi hangi kaynaklardan, hangi dilden, hangi tarih anlatısından ve hangi kültürel temsilden öğreniyor? Türkiye kendi medya arşivini, kavramlarını, kültürel kodlarını ve hakikat alanını yapay zekâ sistemlerine taşıyamazsa, başkalarının veri setlerinde tanımlanan bir ülkeye dönüşebilir.
Bu nedenle yapay zekâ medyaya eklenen basit bir araç değildir. Medyanın üretim, dağıtım, ekonomi, güven, hafıza ve egemenlik düzenini yeniden kuran ana güçtür. Geleceğin medyasında asıl güç yalnız içeriği üretenin değil; içeriği yapay zekâya öğretenin, cevaba dönüştürenin, görünür kılanın, doğrulayanın ve topluma ulaştıranın elinde olacaktır.
Türkiye için mesele açıktır: Yapay zekâ çağında medya politikası, dijital egemenlik politikası, kültür politikası, çocuk güvenliği ve bilişsel güvenlik birlikte düşünülmelidir. Çünkü yeni medya düzeninde hakikati korumak, yalnız haber yapmak değil; veriyi, modeli, hafızayı, çocuğu, kültürü ve toplumu korumaktır.
Şehir ruhunu hakikate bağlılık, kardeşlik ve dayanışmadan alır. Gerçek kardeşlik, ruhu olan şehirlerde ümmet şuuruna erişildiği zaman kazanılır. Ümmet fikrini, ümmet şuurunu yaşayan milletler kardeşlik şiirini yazabilirler. https://t.co/oYscGe7nPw @haber7 aracılığıyla