"Kim bütün kaygılarını tek bir kaygıda, ahiret kaygısında toplarsa, Allah onun dünyadaki tüm kaygılarını giderir. Kim de kaygılarını parçalar ve dünya hallerine dağıtırsa, Allah onun nerede helak olduğuna aldırmaz."
[İbn Mâce, Muḳaddime 23, Zühd 12]
¿Vieron a los hombres apoyar a Chris Watts?
Mató a sus dos hijas y a su esposa embarazada. Está en cadena perpetua sin derecho a fianza, por matar a su hijo Nico en el vientre también.
Pero el feminismo dice que vivimos en un "patriarcado" que "promueve la violencia hacia la mujer".
La realidad es que la repudia. Son las feministas quienes lo alientan. Sobre todo cuando las víctimas son menores. Respaldan a las asesinas.
🚨DEATH CULT: Liberal feminist says she got an abortion because "I loved my baby."
This is cognitive dissonance at its finest.
She's telling herself she did the baby a favor so she can sleep at night without feeling like a monster.
She had the baby dismembered with a pair of forceps and sucked out with a vacuum out of compassion.
Cumbasız, kafessiz ev yok. Görünmeden dışarı bakmak için tüm olanaklar kullanılmış. Daha etkili olsun diye her kat öne çıkarılmış. Mahremiyet estetiğe bürünmüş. Arkada mutlaka bahçeler var. Bunlar hep kadın ve çocuk için. Rahat etsinler diye.Deri, kıyafet ve ev.İnsanın üç örtüsü.
“Do you know why the woman is in a wheelchair? Did you even notice that she’s in a wheelchair?”
“I couldn’t care less. She’s a murderer.”
“Because she jumped out the window.”
“I couldn’t care less. I would’ve pushed her.”
Well said, bro. Me too.👏 https://t.co/02mTkm2mxs
Post-modern dönemdeki “haklar” söyleminin yozlaştırmadığı hiçbir topluluk kalmadı. Lindsay Clancy vakası bunun son örneği. Hayvanlar, LGBT’li hastalar, kadınlar, Yahudiler vs. Artık bu toplulukların ezilmişliği değil, ezilmişlikleri bahanesiyle tahakkümü ve zorbalığı söz konusu.
Birileri onların kıyafetlerinden utansa da Türk kadını buydu
Antep müdafaası sırasında kocasına yemek getiren çarşaflı hanım eşi yemek yiyene kadar onun yerine silahıyla nöbet tutuyor.
Kupkuru bir durum tespiti bu. Peki bizim sıkıntımız tespit mi acaba? Geçtim, Tarık b. Ziyad şöyle, Selahaddin-i Eyyubî böyle etti denip duruluyor. 1 adet politik figür işi midir bu? Politikacılardan biri çıkıp “Gazali nasıl bir alim bilir misin hoca” dese ne diyeceksiniz mesela?
Şu cümleleri yıllardır duyuyoruz, bir Allah’ın kuluna faydasını görmedim. Faydası bir tarafa, Kemalist “bizden adam olmaz” lakırdısının İslamcı izdüşümü bu ve sadece moral bozuyor. Bunları söyleyip acaba ne umuyorlar hocalarımız hala da anlamış değilim.
🗣️ Muhammed Emin Yıldırım:
"İki milyar müslüman 'Rehberimiz Hz.Muhammed' diyecek ama Gazze bu halde, Doğu Türkistan bu halde olacak
İslam coğrafyaları hukuksuzlukla, rüşvetle, torpille anılacak
Burada bir anormallik var"
Kadınların kalitesizliğinin erkeklerin kalitesizliğine tur bindirmesi, feminizmin ise bu kalitesizliği kutsaması ve meşrulaştırması hakkında ne zaman konuşacağız acep
🔴TikTok’ta annelerin kan donduran akımı
“Senin gibi, Lindsay”
Kadınlar, kendi çocuklarını kucağında tutarken ağlarken kendilerini filme çekiyor ve şunu söylüyor:
“Ben tam olarak Lindsay Clancy gibiyim”
Hatırlatma:
Lindsay Clancy, 2023’te üç çocuğunu (5 yaşında, 3 yaşında ve 8 aylık) boğarak öldüren ve ardından pencereden atlayan Amerikalı hemşiredir.
Ve bugün bazı kadınlar bunu yüceltiyor.
Doğum sonrası depresyon her zaman var olmuştur.
Ama tarihte hiçbir zaman kendi çocuklarını öldürmek normalleştirilmemişti.
Bu tam bir delilik.
🔴 Suriye’de İlk Türk Fabrikası Açıldı.
📍LC Waikiki, Suriye’de ilk fabrikasını açarak üretime başladı.
📍Fabrika, Halep kırsalındaki El-Rai Sanayi Kenti’nde bulunuyor.
📍Tesiste başlangıçta yaklaşık 150 kişi çalışıyor.
📍İstihdamın 3 yıl içinde 1.000 kişiye çıkarılması hedefleniyor.
📍Ürünlerin hem Suriye’de satılması hem de ihraç edilmesi planlanıyor.
📍LC Waikiki, 2024 sonunda Suriye’ye yeniden girebileceğinin sinyalini vermişti.
Mevlid-i Nebi
Çocukluğumuzda, 12 Rebiülevvel Mevlid-i Nebî'yi büyük bir heyecanla beklerdik.
Biz de bayramların törensel bir hazırlığı vardı. En az bir hafta kala imkanı olanlar yeni giysiler alırlardı.
Arefe'den bir önceki gün, temizlik günüydü, Arefe Günü yıkanma günü…
Müslümanların iki bayramı vardı. Mevlid-i Nebi günü, o iki bayram gününden biri değildi.
O gün bayram değildi, bunun bilincindeydik.
Büyüklerimiz de herhalde bu bilincimizi pekiştirmek için bayram hazırlığı türü bir hazırlık yapmazlardı. Ama herkes imkanlarınca bir ziyafet ve hayrat hazırlığı yapardı.
12 Rebiülevvel teşrif ettiğinde günün ilk saatleriyle birlikte köy evlerinde sırasıyla Mevlid-i Nebi okunurdu. Köy evleri salavatlarla dolup taşar, hane halkları ve misafirler, siyer-i nebi anlatımları ile adeta kendilerinden geçerlerdi. Kalbi Resûl-i Ekrem salallahü aleyhi vesellem'in muhabbetiyle dolu yaşlılar cezbeye kapılır, ancak kulaklarına dualar okunarak teskin edilirlerdi.
Köy, gün boyu Mevlid-i Nebi heyecanını yaşardı. Hali iyice olanlar; et, pirinç ve kayısı hoşafından oluşan ziyafetler verirlerdi. Vaziyeti zayıf aileler ise o günlerde pek kıymetli olan lokum ve bisküvi dağıtırlardı. Onu da bulamayanlar ev yapımı katık veya kiliçe denen ekmekler hazırlar, çocuklara verirlerdi.
Bütün köy hanelerine Mevlid-i Nebi'nin okunması bir gün içinde mümkün değilse, okumalar iki güne yayılırdı. Ama okumanın her evde yapılması esastı. Öyle ki o gün zaruri bir durumdan evde bulunamayanlar dahi basit bir sofra hazırlar, üzerine bir örtü örterek ortaya koyarlardı. Kapılar zaten kilitsizdi. Hanenin sırası geldiğinde hoca ve heyeti, onların yokluğunda eve teşrif eder, okumayı yapar, salavatlar getirirdi.
Kim bilir, bu Mevlid-i Nebi tebriki o yörede ne zaman bunca yaygınlık kazanmıştı. Ama ortada bir hakikat vardı: İslam'ın kadın ve çocuklara anlatılmasında, kadın ve çocukların aynı zamanda İslam edebiyatının enfes metinleriyle tanışmasında Mevlid-i Nebi tebrikleri en önemli vesileydi.
Kadınlar camiye gitmezdi, çocuklar da Kur'an-ı Kerim öğrenme amacı dışında camiye uğramazdı. Dolayısıyla her iki kesim de Mevlid-i Nebi tebrikleri olmazsa Resûl-i Ekrem'in siyerini öğrenmekten, vaaz ve nasihatten mahrum kalıyordu.
Vakit müsait olur da Mevlid-i Nebi'ye bir iki naat da eklendi miydi, kadın ve çocukların hafızasında Mevlid-i Nebi'nin yanında Resûl-i Ekrem'e dair bambaşka bir sözlü tat da kalırdı.
Mevlid-i Şerif'in Resûl-i Ekrem'in viladet anını anlatan bölümüne erişildiğinde hanede hazır olan herkes ayağa kalkar, ellerini kavuşturur ve son salavatlara büyük bir hürmetle eşlik ederdi. Bu sadece sözlü bir anma değil, aynı zamanda bir edep tedrisatıydı. Haneye girişten haneden ayrılışa kadar hane halkına yönelik bir edep tedrisatı. O tedrisatın tacı da işte o son salavatlardı.
Salavatlar tamamlandıktan sonra hep birlikte oturulur, öyle dualar edilirdi ki bir sonraki yılın Mevlid-i Nebi'sini mutlak özletirdi.
Mevlid-i Nebi günü İslam dünyasının Vehhabilik etkisi altında olmayan pek çok ülkesinde resmi tatil. Türkiye'de ise Vehhabilikten değil ama modernleşmeden dolayı tatil değil.
Bu işin devleti ilgilendiren yanıdır. Diğer yanı ise Mevlid-i Nebi'nin Vehhabiliğin kuşkulu etkileri altında bidat sorgulamaları içine çekilerek terk edilmesi ya da Mevlid-i Nebi'nin tebrik psikolojisinin katledilmesidir.
Ne yazık ki bu kuşkulu etkiler ve onun neticesindeki psikolojiyle Mevlid-i Nebi, şehirlere, metropollere göç eden hanelere taşınamadı. Bugün o tür nice hanelerin gençleri, Resûl-i Ekrem'e dair üç tertipli cümleyi, iki hoş beyti duymadan büyüyorlar. Yazık hem de çok yazık oldu! Bidatten söz edenler, toplumu İslam'dan mahrum bıraktılar, pire iddiasıyla hanenin biricik yorganını yaktılar, haneyi açıkta bıraktılar.
Mevlid-i Nebi'nin, günün gerçekliği içinde şehir ve metropollerde ihya edilmesi umuduyla Mevlid-i Nebi'miz mübarek olsun…
Yine dokuz haftalık bebeği bir yaban köpeği tarafından kaçırılan anne Lindy Chamberlain, kameralar karşısında medyanın beklediği gibi ağlamadığı gerekçesiyle “bebeğini kurban eden tarikat üyesi” ilan edilmiş, toplumsal baskı altındaki adli tıp uzmanları daha sonra çürütülen gerçek dışı bir rapora imza atarak annenin onlarca yıl ceza almasına sebep olmuşlardır. Yıllar sonra dağda, köpeğin ininde, bebeğin giysileri bulununca “adli hata” anlaşılmış ve mahkeme anneyi tüm suçlamalarından beraat ettirmiştir. Lindy’nin medyaya ilişkin şu sözleri bugünkü durumla ne kadar da benzerdir “Bir şakaya gülümserseniz umursamaz olduğunuz söylenirdi, ağlarsanız rol yaptığınız söylenirdi ve her iki durumda da eleştirilere maruz kalırdınız.”
#narinveailesiicinadalet
#narin
#naringüran
#yükselgüran
https://t.co/6HwLAEpLEI
Mustafa Sabri Efendi’nin bu konudaki tespiti çok önemli. Hoca, zina serbestisini savunan erkeklerin işte bu alış-veriş mantığını taşıdıklarını, özgürlük söyleminin sahtekarlık olduğu söyler ve ekler “diğer kadınlara erişmek için kendi kadınlarının zinasına rıza göstermişlerdir”.
Seküler bireyler arasında yazılı olmayan bir anlaşma vardır. Kişi kendi bedenini teşhir ediyorsa -özellikle plaj gibi yerlerde- karşısındakinden de teşhir etmesini bekler. Bu bir alış-veriş mantığıdır. Taraflardan birinin mahremiyete riayet etmesi bu yüzden sorundur +
Haşemalı kadınlarla, bikinili kadınların birlikte denize girmesinden rahatsız olan kadın:
◻️Ben açık bir kadınım; camiye girerken nasıl başımı kapatacaksam, onlar da bu kadar mahrem ise o zaman kendilerinin mahrem olduğu yerlerde girmeliler.
◻️ Açık açık söyleyeyim; kapalı ve açık insanların aynı denize girmesi haşemalı ve bikinili kadınların...
◻️ Mesela ben zodyağa biniyorum. Yanıma haşemalı kadın ve şalvarlı erkek oturunca bikinili kızım ve ben çok rahatsız oluyorum.
◻️Ben laik bir kadınım. Nasıl saygı gösteriyorsam, o haşemayla giriyorsa dönüp bakmıyorsam; o da bana, şortlu eşime, oğullarıma veya kızıma veya hiçbir kadına bakmamalı.
Bu yüzden eşi dekolteli giyinen erkeklerdeki tesettür düşmanlığı çok şedittir. “Ben karımı gösteriyorum, o da göstermeli” psikosu taşırlar. Bunu daha genele teşkil etmek de mümkün. Mesela zinada da bu alış-veriş (ticaret) mantığı söz konusudur.