🇹🇷🇵🇸Hayatını mazlumların sesi olmaya adamıştı, Filistin direnişinin simge isimlerinden biri oldu…
Soykırımcı İsrail güçlerinin Batı Şeria’da kasten hedef aldığı Ayşenur Ezgi Eygi’nin şehadetinin 2. yılı.
Birçok insan, #MehmetAlikavalali hanedanlığının tarihini yüzeysel bir tarih anlayışına dayanarak yazıyor.
Hatta bazıları bana Kavala'yı ziyaret ettiklerini ve orada hiç Türk bulamadıklarını söylüyor. Peki neden, diye soruyorlar, Muhammed Ali'nin Türk kökenli olduğunu, Yunan veya Arnavut kökenli olmadığını ısrarla savunuyorsunuz?
Onlara cevabım her zaman aynı: “Size sadece iki kelimeyle cevap vereceğim: Osmanlıca #Mübadele ve İngilizce #İkonTürkler ifadesi.”
Elbette, ne dediğimi anlamadıkları için hemen susuyorlar.
Bu siyasi bir mesele değil beyler; bu tarih ve bundan asla utanmamalıyız.
1- Mehmet Ali, 1820'de ordusunu Mora'ya gönderdiğinde, Türk Müslüman akrabalarını ve ailesini fanatik tiranların suçlu saldırılarından koruyordu.
Balkan milisleri, 1820 Yunan Savaşları sırasında Türk Müslümanlarını katletti ve bu durum 1912 Balkan Savaşları sırasında da tekrarlandı.
(Sadece Mora'da ilk yıllarda 40.000'den fazla Türk Müslümanı öldürdüler.)
Ardından, 1919 Büyük Savaşı'ndan sonra Yunanlar, müttefikleriyle birlikte Türk Müslümanlarını Yunanistan'dan zorla çıkardı.
Balkan halklarının, Sultan Fatih Sultan Mehmed zamanından beri bu topraklarda yaşayan Türk Müslümanlarının (İkon Türkleri) kovulmasını her talep etmeleri, tarihte eşi benzeri görülmemiş bir küstahlıktır.
Bu zorla yerinden edilme ve etnik temizlik, bugün Kavala'da Konya'dan hiçbir Türk bulamamanızın tam nedenidir: Onlar basitçe kovuldular.
1923'ten sonra sadece 500.000'den fazla Müslüman sınır dışı edildi; buna ek olarak, 1912 ile 1923 yılları arasında en az iki katı sayıda, yani bir milyondan fazla Müslüman ya zorla göç ettirildi ya da öldürüldü.
Ve sonra bana neden bugün Kavala'da Türk bulamadığımızı soruyorsunuz?
İronik bir şekilde, Mehmet Ali'nin Arnavut olduğunu iddia etme cesaretini gösteren Afaf Lotfy gibi tarihçiler, Balkanlar'da savunmasız Müslümanlara karşı işlenen bu vahşet ve suçlar hakkında tek bir kelime bile etmiyorlar - sırf bu kurbanlar Müslüman olduğu için.
Bize çifte standartlar hakkında daha fazla bilgi verin.
Bir kardiyolog olarak Cem Yılmaz’a taburcu olurken ne tavsiye ederdim? Sıralıyorum:
1. Kendisine ikili kan sulandırıcı tedavi verilecek. Ben de bir yıl süreyle kullanılmasını önerirdim.
2. Beloc, Saneloc gibi ilaçlar yazılacak. Ben yazmazdım.
3. Mide koruyucu verilecek. Ben yazmazdım.
4. Zaten tansiyon ilacı kullanıyor. Şimdilik devam ettirir, ileride kesmeyi hedeflerdim. Nedeni finalde yazılı!
5. Kolesterol ilacı yazılacak. Ben kesinlikle yazmazdım. Asıl meselenin kolesterol değil, insülin direnci olduğunu anlatır; bu ilaçların faydaları ve yan etkileri konusunda mutlaka bilgi verirdim.
6. “Tuzdan uzak dur.” denilecek. Ben böyle bir kısıtlamayı asla önermezdim.
7. “Yağlı et ve tereyağı yeme, ölürsün!” denilecek. Ben asla böyle söylemezdim. Yağlı et, balık, tavuk, yumurta, peynir, yoğurt , sakatat yemesini önerirdim. Hayvansal yağlardan zengin beslenmesini önerirdim. Yağlar hakkında epeyce konuşurdum.
7. “Meyve ve tahıldan zengin beslen, bol bol yeşillik ye.” denilecek. Ben kendisine buğdayın her çeşidine, pirince, mısıra ve patatese veda etmesini önerirdim.
8. Tatlı ve şeker konusuna hiç kimse değinmeyecek. Ben kendisine, bu meselenin acayip önemli olduğunu “İki bayram, bir doğum günün, bir de yılbaşı var. Yani yılda en fazla dört kez tatlı yiyebilirsin.” derdim.
9. Sigara içiyor mu, bilmiyorum. İçiyorsa elbette bırakmasını önerirdim.
10. İyi rakı içtiğini biliyorum. Bırakmasını önerirdim. Ancak illa içmek istiyorsa ilk üç ay sıfır alkol; sonrasında ise haftada en fazla bir-iki kez ve bir-iki kadehten fazlasını önermezdim.
Ve en önemli uyarım:
11. Aynı damarın veya başka bir damarın yeniden tıkanmasını önlemede ilaçların rolünün sıfıra yakın olduğunu, asıl mücadelenin “insülin direnci” ile verilmesi gerektiğini söylerdim.
“İnsülin direncini ilaçla değil, yaşam biçimini değiştirerek yenmezsen bu hastalık peşini bırakmaz; daha fazla stent takılır.” derdim.
Sevgili @CMYLMZ, çok geçmiş olsun. Seni seviyoruz.
Orta vadede büyük metropollerde işsizlik dahada artacak,nüfus tersine göç ile azalacak.Bu gelişme buralarda gayrimenkul fiyatlarını ve kiraları reel olarak düşürecek.
Orta -küçük ilçelere ve köylere yönelin kendi başınıza iş geliştirin maaşlı işlere ve emekli maaşına güvenmeyin!
AI is changing the software engineering craft. Anders Hejlsberg (@ahejlsberg) - creator of C#, TypeScript and industry legend - on why code review needs to get more enjoyable in response:
#1 - AI is shifting the craft from writing code, to reviewing code:
"In a sense, we're all turning into project managers.
We can have an army of junior programmers, called agents, that will just spit out reams of code but someone's got to have the big picture and review all of that. And so, increasingly, our craft is going from one of writing the code, to one of reviewing the code and building the architecture of the code and overseeing the work.
It's a different kind of craft. It's a different kind of enjoyment. I've always liked writing the code. To me that was the fulfilling part, seeing it work. In a way, AI robs a little bit of that, because I am less interested in reviewing code."
#2 - The code review experience should be improved:
"I think we could also make the process of reviewing code much more interesting than it is today. I mean, today, you see a list of diffs in alphabetical order and now it's up to you to make heads or tails of it.
There are more pedagogical ways of presenting that. And you could have commentary generated by the AI that tells you what the changes are and whatever, and then tries to guide you along. So that symbiotic relationship, I think we need to work on that more and to keep the enjoyment in there."
Elazığ’da bir bina yöneticisinin çevredeki otları biçmek için anlaştığı kişi, elektrikli tırpan yerine 100 baş koyunla gelerek hem yöneticiyi hem de bina sakinlerini şaşkına çevirdi.
Yapay zeka var diye kitaplar çöpe mi? En büyük yanılgı burada başlıyor:(
Gençlerde ve özellikle genç akademisyenlerde tehlikeli bir zihniyet yayılıyor: Nasıl olsa yapay zeka var, bilgi anında önümde. Okumaya ne gerek var? Bu sadece bir kolaycılık değil, zihinsel bir çöküştür.
Çünkü okumadan zihinler gelişmez. El kitaba değmeden, göz satır aralarında kaybolmadan, kitabın kokusu zihne sinmeden ve zihin yoğrulmadan düşünce derinleşmez.
Bugün ortaya çıkan tablo çok net. Okumayan ama her şeyi bildiğini zanneden bir gençlik. Her konuda fikri var, ama temeli yok. Dili uzun, bilgisi sığ. Kendinden emin, ama içi boş.
Bu sadece ukalalık değil; tartışmada zorbalığa dönüşen bir özgüven, bilmeden konuşmayı marifet sayan bir alışkanlık, derinlikten kopmuş bir nesil riski.
Unutmayalım, bilgiye ulaşmak ile bilgiyi sindirmek aynı şey değildir.
Yapay zeka bir araçtır. Ama okumayan bir zihin, o aracı bile doğru kullanamaz.
Kitap okumayan nesil, çok konuşur ama az düşünür.
Tebriz’de bombardımanda bir kadın soydaşımız şehit oldu ama şehit olan öğretmen soydaşımız #NedaEminiAzer’in adı dünya medyasında yer bulmadı.
Çünkü arkasında kendini mağdur göstermeye çalışan emperyal güçlerin maşalarının propaganda yapan örgütleri (PJAK/PKK) yoktu.
Türk’ün acısına yine Türk’ten başka sahip çıkan olmadı. Hatta Türk bile yeteri kadar sahip çıkamadı.
Ruhu şad olsun. El Fatiha.
Allah rahmet eylesin, nur içinde yatsın İlber Hoca. Kendisiyle ilk tanışmam Türkiye Günlüğü dergisinin yazıhanesinde olmuştu. Rahmetli Hocam Mustafa Çalık bizi yayın dünyasına mutfaktan -gerçek mutfaktan- başlatmıştı. Bugün ilim dünyamızda behresi bulunan hemen herkes o yazıhanede gençlere dersler, öğütler verdi; kitabın, kağıdın ve kalemin itibarını içimize nakşetti. Bilkent’te okuduğumu öğrenince İlber Hoca derslere davet etmiş, daha ikinci sınıf öğrencisi olmama rağmen lisansüstü öğrencilere verdiği Osmanlı Millet Sistemi dersini takip etmemi sağlamıştı. O gür ve neşeli sesiyle, hep o mütebessim çehresiyle zihnimde kalacak.
Zekayı takdir eder, derslerde laubaliliğe katiyyen müsamaha göstermezdi. Hocayla biraz vakit geçirme bahtiyarlığına eriştiğim için şunu net bir şekilde söyleyebilirim: Hoca sıkılmıştı. Hem de çok sıkılmıştı. Bedavacılardan, emek vermeyenlerden, okumayanlardan, araştırmayanlardan… “Tırnaklarımla kaza kaza çıkarttım size anlattıklarımı. Buyurun arşiv orada, kütüphane burada, elleriniz sağlam, göreyim sizi.” dediğine şahidim.
Bugün hocanın arkasından atıp tutan, hoca popülerlik peşinde koştu diyenleri toplayın, hocanın ilme ayırdığı toplam vakte erişemezler.
Türkiye Cumhuriyeti devleti, büyüklüğüne ve vizyonuna yakışan bir kararla Hoca’yı uğurluyor. Bu mesajı anlamak istemeyenlere davul zurnayla anlatsanız boş.