Manipüle edilmeyen insan karizması diye bir şey var. Gerçeğin farkında, kendi değerinden emin; dedikodu, kaos ve yapay kalabalık görüntülerinden etkilenmeyen; korkuyla yönlendirilmeyen, utançla yönetilemeyen insan gücü. Kitaplarda yazmaz ama sahibine çok büyük bir iktidar verir.
“Sabrın bir zeka biçimi olduğunu öğrendim. Her şeyin hemen çözülmesi gerekmiyor, her şeyin net bir cevabı olması gerekmiyor. Bazen yapabileceğiniz en iyi şey nefes almak, gözlemlemek ve olayların kendi akışına girmesine izin vermektir..”
• viggo mortensen
“Her şey geçicidir.
Mutluluk da, acı da, zafer de, kayıp da...
Bunu hatırlamak seni özgür kılar. Bir gün her şeyi unutacaksın; her şey de seni unutacak.
Öyleyse geçip giden hiçbir şeye sonsuza dek tutunma.”
— Marcus Aurelius
Søren Kierkegaard’ın Yürümenin Önemi Üzerine
“Her şeyden önce, yürüme isteğini asla kaybetme. Her gün yürüyerek kendimi iyi hissettiğim bir hâle taşıyor, her türlü hastalıktan yürüyerek uzaklaşıyorum. En güzel düşüncelerime yürüyerek ulaştım ve insanın yürüyerek uzaklaşamayacağı kadar ağır bir düşünce olduğunu bilmiyorum. Fakat hareketsiz oturdukça, insan kendini hasta hissetmeye o kadar yaklaşır. Bu yüzden yürümeye devam edersen, her şey yoluna girecektir.”
POLİS CANIMIZI VE SEVDİKLERİMİZİ EMANET ETTİĞİMİZ CAN YOLDAŞIMIZDIR🇹🇷
Tribünler çocuklarımızın korkacağı değil, sporun coşkusunu yaşayacağı yerlerdir.
Gençlerbirliği maçında, Fenerbahçe forması nedeniyle hedef alınan minik evladımızı, şefkatle kucaklayarak koruyan ve gerginliği sağduyuyla sonlandıran duyarlı polisimize yürekten teşekkür ediyorum.
Türk Polisi; masumun sığınağı, milletimizin vicdanı ve huzurun teminatıdır.
Tribünlerde holiganizme asla geçit vermeyecek, çocuklarımızın huzurunu her daim koruyacağız.
Masum yavrumuzun gözlerinden öpüyor; fedakâr polisimize ve tüm emniyet teşkilatımıza görevlerinde başarılar diliyorum.
@EmniyetGM
Zülfü Livaneli’nin "Kardeşimin Hikayesi" romanında, sahil kasabasında münzevi bir hayat süren başkahraman, evini ağzına kadar kitaplarla doldurarak kendine dünyadan yalıtılmış bir sığınak inşa etmiştir. Genç gazeteci Pelin’le yaptığı sohbetlerde, insan ilişkilerinin, özellikle de aşk ve tutku gibi yoğun duyguların yıkıcı bir hastalık olduğunu savunur. Ona göre gerçek hayat kaotik, tehlikeli ve acımasızdır; kitapların dünyası ise sınırları belli, beklenmedik sürprizlerin onu yaralayamayacağı, mutlak surette güvenli bir limandır.
İnsan, hayatın getirebileceği hayal kırıklıklarından korunmak için bazen mutlak bir yalnızlığı "huzur" olarak adlandırma eğilimindedir. Dış dünyanın belirsizliğinden yorulan kişi, etrafını kitaplarla, rutinlerle veya güvenli ilgi alanlarıyla çevreleyerek kendine aşılmaz bir duvar örebilir. Oysa bu tür bir izolasyon, her zaman dingin bir hayat tercihinin değil, incinme korkusunun bir sonucu olabilir. Çünkü kişinin her şeyi kontrol edebildiği kurgusal veya kapalı bir dünyada yaşamayı seçmesi, gerçek bir insana temas etmenin getireceği öngörülemez sarsıntıdan kaçmanın sessiz bir yoludur.
PEDALLARIMIZI İLYAS ULUTAŞ ANISINA ÇEVİRİYORUZ
Kısa bir anma turu ardından FORUM düzenleyip, önümüzdeki süreçte neler yapabileceğimizi konuşacağız.
8 Agustos Cumartesi - 19.00
ANITPARK / ANKARA