Bu sabah Bakırköy Belediye Başkan Yardımcısı olan Ağabeyim Abdülhamit Pehlivan tutuklandı.
17 aydır devam eden tutukluluğumda beni her ziyaretinde, ona bu yargı iklimini, hiç ilgisi olmayan, hatta hiç hukuka da aykırı olmayan bir konu nedeniyle kapısının çalınabileceğini anlatıyordum.
Her ne kadar kardeşinin masumiyetine inanıyor olsa da yaşamının yarısını devlet memuru olarak geçirdiğinden içten içe devletin bunları yapacağını kabullenemiyordu. Kamucu anlayışa adından bile daha çok sahip çıktığı için gönlü rahattı.
Nihayetinde hiç ilgisi olmadığı konularla alakalı kapısı çalındı. Sorular soruldu. Her soruya kanunla, yönetmelikle cevap verdi. Hoş, kapısını çalanlar da o cevapları biliyordu. Zaten meseleleri ne sorulardı ne de cevaplarıydı.
Tutukladılar.
Ağabeyim, kanser hastası anne ve babamın bakımıyla ilgileniyordu. İki küçük çocuğuna baktığı gibi 17 aydır benim kızımın ihtiyaçlarına da koşuyordu. Onu tutukladınız.
Kimsemiz kalmadı.
“Bu, namustur
Künyemize kazınmış,
Bu da sabır,
Ağulardan süzülmüş.”
Av. Mehmet Pehlivan
Silivri Cezaevi
TİP`li değilim. TKP`liyim. Bunu, bunun gibilere açıklamak gereksiz ama genele söyledim zaten. Erkan`ı savunmak da bana düşmez ama Erkan`dan öte aşağılanmaya çalışılan solun kendisi. Sosyalizm mücadelesi dervişlik, keşişlik olmadığı gibi "bir lokma bir hırkacı"lık da değildir.+
Tapu müdürlüğüne gidiyorum, TC kimlik numarası ile kişinin taşınmazlarını öğrenmek istiyorum, bilgi vermiyorlar. Bu nasıl iş?
Avukatlık Kanunu madde 2 neden var?
"Kamu kuruluşları avukatlara görevlerinin yerine getirilmesinde yardımcı olmak zorundadır. Bu kurumlar avukatın gerek duyduğu bilgi ve belgeleri incelemesine sunmakla yükümlüdür."
@Akingurlek_ @barolar@erincsagkan
Bir skandalı da ben ifşa edeyim.
AKP kurmayının vurgunla suçlandığı ve patronları tutuklananÖzata Denizcilik’in yönetiminde çok kısa süre önce bir değişim yaşandı. Tesadüfe bakın ki, şirketin yönetim kurulu üyesi İskender Balcı birdenbire istifa etti.
Sanki, filikaya binip gemiyi terk etme gibi… Tıpkı hisselerini satıp milyar kazanan Fatma Betül Sayan Kaya gibi…
Peki, kim bu İskender Balcı? Yazayım: Osman Çelik’in damadı. Osman Çelik mi kim? Hazine ve Maliye Bakan Yardımcısı!
Gördünüz mü?
Memleketin hazinesini emanet ettiğimiz insanların pek “akıllı” damatları nerelerden çıkıyor?
Sahi, Mehmet Şimşek yardımcısına “bu ne iş” diye soracak mı?
İşte KAP’ta yer alan o “istifa” 👇����
Yanlış Bilgi
İki takımın Şampiyonlar Ligi'ne doğrudan katılabilmesi için Türkiye'nin hedeflemesi gereken sıra 8'incilik değil, 6'ncılık.
Serdar Ali Çelikler'i yanıltan nokta muhtemelen bu sezonki sıralama.
Hollanda an itibarıyla 8. sırada yer alıyor; ancak bu sezon Şampiyonlar Ligi'ne iki takımı doğrudan gönderebilmesini sağlayan şey, iki sezon önceki (2024-25 sezonu) sıralamayı 6. sırada tamamlamış olması.
⚠️🧵 1- Otel, bungalov veya benzeri yerlerdeki odalarda gizli kameraların çoğaldığı ne yazık ki acı bir gerçek.
🚨 Ek bir ekipmana gerek kalmadan, sadece telefonunuz sayesinde gizli kameraları bulmanın teknik yolları:
💥💥ÇARŞI DEPO KAPANMIŞTIR...bunu bu titizlikte çizebilecek birileri daha yok bırak Türkiyeyi avrupa da bile çok az....bizim bir yıldır 30 arkadaş ter akıtarak yaptığımız hazırladığımız 3 tribün organizasyonumuzu da bir türlü sergileyemedik stadda...elimizde toplam 7 dev pankart var boyanmış total 2500 m2 civarı..900 tane 3 metrelik bayrak elle boyanmış..35 tane dev kale arkası bayrağı 8 m. Sapı balık kamışlı olan..50 tane italyan pankart..ve bu şimdi paylaştığım var.........ne zaman sorsam TRİBÜNDE 2 ARKADAŞ VAR ONLARDAN İZİN ALACAKSIN imalı cümleler.....BENDE BUNU KİBARCA REDDEDİYORUM VE BIRAKMAYA KARAR VERİYORUM ÇAREM https://t.co/K9wVdL0UJx nevi kovuluyorum çok az kişinin talebi ile. biliyom...ama bişe yapamıyom...çünkü en son pankartımızı söktüler staddan..götürdüler felan..kimse bişe yapamadı. Stad görevlileri bile...bunun sonu kavga döğüş..ben istemiyorum böle bişe olsun..sahneyi bizi kovdurmaya uğraşan arkadaşlara bırakıyorum..taraftar salak değil merakla bekliyoruz görsellerinizi..elbet bir gün benide keşfeder birisi yaptığımız NORMAL DIŞI işleri farkedip..bu karar 1 sene boyunca titizlikle yapılan psikanaliz sonucu verildi yanılma payı sıfır..çArşı depo kapanmıştır..Başkanımız Serdal abiye de veda mesajı attım onu seviyorum zaten de olanlardan haberi bile olduğunu sanmıyom......BAYAĞI ZAMANDIR TÜRKİYENİN DİGER TAKIMLARINDAN DA PANKART & KOREO tasarım uygulama yaparmısınız diye mesajlar geliyodu..onlara bakacam Türkiye de kimse bizim gibi tribün görseli hazırlayamaz.....varsa isteyen diğer takımlar kurumsal olarak görüşebiliriz...tasarım..boyama..hatta uygulama..neden olmasın.....ne demiş bertolt brecht ÖNCE EKMEK GELİR, ARDINDAN AHLAK.......bunu bi kere paylaşırmısınız benim için lütfen...ÇARŞI DEPO KAPANMIŞTIR..İSTENMİYORUZ...HEM AĞLARIM HEM GİDERİM..BYE..BU SON PAYLAŞIMIM.😉tenks
abd suriye temsilcisi barrack diplomatik bir dille bu saldırıları tasvip etmediklerini duyurdu. türkiye'den ise henüz konuya ilişkin bir açıklama yapılmadı.
6 Ağustos 1977:
Çatışmada öldürülen ülkücülerin Ankara Karşıyaka Mezarlığı’ndaki cenaze töreni sonrasında ülkücüler aynı mezarlıkta Deniz Gezmiş, Mahir Çayan, Ulaş Bardakçı,Yusuf Aslan ve Hakan Yurdakuler’in mezarlarının da aralarında bulunduğu devrimcilerin mezar taşlarını kırdı
DEMOKRASİ VE HUKUKU KORUYACAĞIZ
7-8 Temmuz tarihlerinde Ankara’da gerçekleştirilecek NATO Zirvesi’nin hemen öncesinde, sabaha karşı İstanbul başta olmak üzere çeşitli illerde operasyonlar düzenlenmiş; aralarında Baromuz üyesi ve aynı zamanda Çağdaş Hukukçular Derneği İstanbul Şube Başkanı Av. Ezgi Önalan ile Av. Yunusemre Işık’ın da bulunduğu çok sayıda kişi gözaltına alınmıştır. Yine birinci Meclis önünde Baromuz üyeleri Av. Pınar Akbina Karaman, Av. Doğan Zafer Çıngı ve Av. Fettah Ayhan Erkan ile Av. Tacettin Çolak, Av. İbrahim Kıvılcım Çolak ve Av. Sait Kıran’la birlikte birçok yurttaş bu gözaltılara eklenmiştir.
Son haftalarda ülke genelinde uygulamaya konulan yaygın yasaklar, gözaltı ve tutuklama işlemleri ile savaş halinde bile koruma altında olan temel hak ve özgürlüklerin keyfi biçimde ve kitlesel olarak yok edilme sürecine dönüşmüş bulunuyor.
Öyle ki; daha geçen hafta düzenlenen operasyonlar kapsamında, içlerinde meslektaşlarımız Av. Doğa İncesu, Av. Semra Demir ve Av. Kürşat Bafra’nın da bulunduğu onlarca kişi hukuka aykırı şekilde tutuklanmıştı.
Bu operasyonlar; Anayasa ile güvence altına alınan temel hak ve özgürlükleri kullanılamaz kılmaya, muhalefeti sindirmeye ve demokratik toplumu cezalandırmaya yönelik açık bir gözdağıdır. Hukuk devletiyle bağdaşmayan bu uygulamalar, temel hak ve özgürlüklerin fiilen askıya alınması anlamına gelmekte ve hak özneleri üzerinde caydırıcı etki yaratılması amaçlanmaktadır.
Avukatların üstlendikleri davalar, mesleki faaliyetleri, düşünceleri veya üyesi oldukları meslek örgütleri ve dernekler nedeniyle hedef haline getirilmeleri; Avukatlık Kanunu’nun avukatlık mesleğinin bağımsızlığını güvence altına alan hükümleri göz ardı edilerek sabaha karşı ev baskınlarıyla gözaltına alınmaları, yalnızca meslektaşlarımızın değil, savunma makamının ve adil yargılanma hakkının da hedef alınması anlamına gelmektedir.
İstanbul Barosu olarak, gözaltındaki meslektaşlarımız ve yurttaşlarımızın derhal serbest bırakılmasını talep ediyor; savunma makamının bağımsızlığına, hukuk devletine ve temel hak ve özgürlüklere yönelik her türlü müdahaleye karşı mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğimizi ve meslektaşlarımızın yanında olmaya devam edeceğimizi kamuoyuna saygıyla duyuruyoruz.
Bugün Felsefe mezuniyet töreninde bir arkadaşımız paraşüt akademisyenden diploma alırken fotoğraf çekilmek istemedi. Bunun üzerine paraşüt Yasin Ramazan Başaran arkadaşımızın diplomasını vermek istemedi ve fiziksel olarak müdahale etti!
Yasin Ramazan Başaran derhal bölümden uzaklaştırılmalıdır.
Arkadaşımızın yanındayız, öğrenciler size boyun eğmeyecek!
Peki” dedim, “gidebilir miyim?” “Hayır” dedi. “Eşofmanını da indir” dedi. İndirdim. “Çamaşırını da”. “Nasıl yani” dedim? “İndireceksin” dedi. Dolayısıyla ikisini de ayak bileklerime kadar indirdim. “Şimdi yere çömel” dedi. Ondan sonra( salona dönerek) utananlar varsa çıkabilir, ben utanmıyorum. Bu onurunu, gururunu insanların belki şeyini yıkmak için yapılıyormuş ama hani yapan utansın, ben utanmıyorum. “Cinsel organını aç” dedi. Başını, arkanı dön, eğil filan.“Tamam” dedi. Halbuki ben şimdi biz ne olduğunu anlamıyoruz hani, bu arada ben kendi deneyimimi anlatıyorum. Diğer arkadaşlarımızın farklı polis memurları varmış, daha farklı uygulamalar olmuş olabilir. Ben kendi deneyimimi anlatıyorum. Bir de bunun biz şey olduğunu da anlamadık yani hani eldiven taktı ya eline, eldiveni kullanmadığı için biz mutlu olduk. Çünkü ben böyle jinekolojik muayene filan gibi bir şey olacak zannettim. Hani eldiven takınca biz sevindik nezarette sonra, tutuklandıktan sonra Fatoş'un çığlıklarıyla Elif'in ağlamasını hiç unutmuyorum. Çünkü şimdi biz tutuklandık her şey film gibi.
O an bir avukatın telefonuyla annemi aradım, kızlarımla konuştu. Hepsi ağlıyorlar filan. Sonra biz Silivri'ye geldik akşam vakti. Hakikaten film gibi. Çünkü insan cezaevine düşeceğini, hani bir de böyle yedi sülalesinde böyle bir şey olmayınca, hiç suça bulaşmayınca filan, hiç insanın aklının ucundan geçmiyor ama olabiliyormuş. Her şey insana dairmiş. Geldik, bize dediler ki sizi dediler merak etmeyin biz 5 kadınız. Bir de dışarıdan bir firma temsilcisinin eşiymiş o var. Siz dediler 6 kişilik koğuşa koyacağız. A biz çok sevindik filan. Sonra müdür hanım dedi ki, ‘Adalet Bakanlığı'ndan’ dedi talimat işte talimat geldi dedi. Sizi ayrı ayrı koyacağız dedi. Bizi götürdüler böyle ilk biz el eleydik Elif'le zaten. Elif de İtalya'da tatildeydi, sonra ona hani firar filan dediler de,Elif kendi ayağıyla geldi duruşma salonuna ve sürekli şey diye ağlıyor kendisi, hatırlamıyorum. "Ama ben gelmek zorundaydım Pınar Hanım, kaçamazdım" diyor. El ele tutuşuyoruz biz Elif'le, ilk koğuşun kapısına geldik, "Burası senin" dediler. Açtılar koğuşu, koydular beni içine. Kapı kapandı. Ben hemen cama koştum. Cama koştum çünkü bir yanımdaki koğuşa "Elif, Fatoş seni koydular mı?" Sonra Fatoş'u sonra seni sonra Elif'i. Fakat biz sırayla Fatoş çok çığlık atıyordu.
Fatoş çok çığlık atınca, ben ona bir şey olacak diye, ben bari susayım dedim.. yani bütün gece şey diye geçti o gecemiz. Çünkü birimiz susuyoruz, birimiz ağlıyoruz. Bir de daha fenası ses gelmezse birbirimizi görmüyoruz, camdan konuşuyoruz. Orası da ağırlaştırılmış müebbet arkadaşlar yatıyormuş. Alt katta da cama çıktı başka kadınlar, dedi ki İBB geldiniz mi dedi. Bizim için hazırlık yapılmış, o koridor boşaltılmış, biz de sizi bekliyorduk dedi. Öyle ilk geceyi geçirdik. Sonra ertesi gün mazgal açıldı, şey dedi ki bana, infaz koruma memuru, "Fatoş" dedi. "Efendim" dedim. "SEGBİS" dedi. Dedim ki "O ne?" "Mahkemeye çıkacaksın" dedi. "Ben daha yeni tutuklandım" dedim. "Dün çıktım mahkemeye" dedim. "Yine çıkacaksın" dedi. Dedim ben herhalde idam edecekler ya da şey, müebbet verecekler hemen hüküm giyiyorum. Yine ağlamaya başladım. "Dur" dedi, "mahkemeden niye ağlıyorsun?" Dedim ki "Ben bilmiyorum, bu ne SEGBİS ne?" İşte dedi böyle online ekrana bağlanıyorsunuz. Ben gittim oturdum, karşımda bir ekran açık ama "Adalet mülkün temelidir" yazmıyor, bir ofis orası. Böyle gözüm de ısırıyor Allah Allah diyorum, en sonunda kırmızı espresso makinesi vardı çünkü Savcı Bey bana o makinede kahve ikram etmişti. İfademi alan savcı, başkanım. Savcım, size soracağım şimdi. Siz tabii ki şey, sizin şahsınızla hiç alakası yok konunun ama hani meslektaşınız ya böyle bir uygulama var mı, yok mu? Dedi ki: "Ya" dedi, "Fatoş şimdi ağlarsın böyle karşımda" dedi, "ben sana ne dedim" dedi.
Devamı 👇
Fatoş Pınar Türker’in savunmasının son bölümü salonda bulunan herkesi ağlattı. Mahkeme heyeti de etkilendi ki ara verdiler…Narin, iyi yetişmiş, istese yurtdışında yaşayabilecek,İstediği makamlarda olabilecek bir kariyere sahipken yaşadıkları dram film sahneleri gibi…her cümlesi okunmalı. Bölümler halinde eksiksiz paylaşacağım. Hem ibretlik hem tarihe not düşmelik…
Medya Aş Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker:
Geçen sene benim kızım lise sondaydı Başkanım.Yurt dışında okuyacak, Koç Lisesi'ni bitirmişti. UCL diye Londra'daki dünyanın en iyi okullarından bir tanesinden bir yani kabul almıştı. Fakat şartlı kabul. Dediler ki 13 Mart 14 Mart'ta görüşmeye çağırdılar Londra'da. Biz de 13 Mart'ta ben, büyük kızım Nehir, küçük kızım ‘ben de geleceğim’ dedi. Onunla birlikte Perşembe Londra'ya gideceğiz, pazar günü döneceğiz. 14'ünde de Nehir'in görüşmesi var. Pasaport kontrolünde biz sabah güle oynaya gittik. Bana şey dediler, "Zay kaydı" var pasaportunuzda. Dolayısıyla biz gidemedik. Pasaportuma el konuldu. Ekte uçak biletlerimi görebilirsiniz. Ondan sonra da hemen ben savcılığa, yani anladık ki bir şey var, dilekçe vererek, aynı gün ifade vermek istediğimi belirttim. 14 Mart'ta bir kere daha cevap alamadık. 14 Mart'ta bir daha ve 18 Mart'ta bir daha dilekçe verdik. Ama 3 dilekçemize rağmen 1 gün sonra hayat durdu. Sabah 5.30- 6.00'da. Ben iki kızımla dediğim gibi yalnız yaşıyorum. Çok ilginç. İşte polisler eve geldi. Tam polisler gelmeden yani onlar kapıyı çaldılar.Allah'tan avukatımı arayabilmiştim, çünkü girince polisler hemen telefonumu aldılar. "Hiçbir şeye dokunmayın" dediler.
İşte çocuklarım ağlıyor, diyorum ki, "Bir su vereyim". "Hayır". İşte küçük kızım okula gidecek, "Hayır, kimse kımıldamasın, delil karartmayın" diyor sürekli Polis bey, komiser herhalde. O çok yani onun gözlerindeki bakışı hiç unutmayacağım. Bir tane kadın memur vardı en sonunda kızlarımla birlikte o da ağlıyordu. Dedi ki "Kaşe var mı". Dedim. "Ne kaşesi". "Şirket kaşesi" dedi. "Yok" dedim ben şirketin genel müdürüyüm kaşeyi ne yapayım? "Arayın evi" dedim, neyse evi arıyorlar filan. "Kimse yerinden kımıldamasın" filan dedi bize. Biz de böyle salonun ortasında pijamalarla duruyoruz. Kızlarım da haliyle ağlıyorlar ve ben yani bana sarılmak istiyorlar. "Sakın kimse birbirine dokunmasın" filan dedi. Dedim "Siz dedim mali suçlar için gelmediniz mi? Biz ne delili karartacağız?" Şey dedi polis; "Biz cinayet masadan geliyoruz" dedi. Öyle olunca benim kızlarım avaz avaz ağlamaya başladılar. Ben dedim "Ne cinayeti" dedim. Hayır dedi; "Şu an operasyon oluyor, polis kalmadı, biz geldik" dedi.
Tiyatro mu ya da kabus mu gibi desem o gerçekten polislerin gözlerindeki o şeyi hiç unutmayacağım, ama çok insani polis memuru daha vardı. O hatta sonra beni sağlık kontrolüne götürdüğünde başına bir şey gelmeyecekse, annemi aradı iki kere, benim konuşmama izin verdi, "kızınız iyi" dedi, sonra tekrar aradı. Allah razı olsun kendisinden. Ben o şekilde çıktım evden. Küçük kızım da son kez okuluna uğramış oldum. O döneceğimi düşündü tabi akşam. 15 ay geçti üstünden. Vatan'a girdik, emniyete. Hakikaten ben oradan çıkamayacağım diye düşündüm.Zaten sonra gerisi yağmur gibi yağdı, işte Fatoş geldi, Ceyda geldi. Tanımadığım bir sürü insan geldi. Sonra artık orada tabi hiç görmemişsinizdir muhtemelen görmeyin de inşallah nezarethaneyi ama zaman mefhumunuzu yitiriyorsunuz, çünkü Bodrum katı olduğu için hiç cam, pencere yok. Müthiş bir pislik var her tarafta. Artık kaçıncı gün bilmiyorum. Bir kadın memur geldi, "Arama yapacağız" dedi. Sırayla götürüyorlar bizi. Geriye getiriyorlar. Ben de gittim. Böyle arşiv odası gibi bir yere aldı kadın memur beni. "Soyun" dedi. "Nasıl yani" dedim. Eldiven taktı eline. Arkada böyle klasörler, çok küçük bir oda. "Üstünü çıkar" dedi, "Üstünü çıkardım". Ama üstünü çıkarmanın hani zaten çıplaksın, ne kontrol edeceksin ama kontrol yaptı, "Tamam" dedi. "Üstünü giyebilirsin."…
Devamı 👇
Bir gün geçmiyorki büyük bir rezalet ile karşılaşmayalım. Binlerce kuşun durağı, yüz binlerce yeşil denizkaplumbağasının yuvadan çıktığı MİLLEYHA KUŞ CENNETİ’NE KÖPEKLERİ BIRAKTIKLARI AN GÖRÜNTÜLENMİŞ. Sorumluların bulunup cezalandırılması ve en önemlisi bu köpeklerin koruma sahasından derhal çıkarılmasını temenni ederiz. Hatay Samandağ’da yer alan Milleyha’da 7/24 denetim yok, görevli yok. Kamera yok. (Var deniyor ama çalıştığını gören olmadı.) Şu an milli parklar ve emniyet soruşturuyor. BÜTÜN HERKES BİLMELİ BUNLARIN KİM OLDUĞUNU ve alacağı cezaları, yapacakları yaptırımları…
İstanbul Bilgi Üniversitesi öğrencilerinin kamuoyuna çağrısı var:
"Üniversitemizin faaliyet izninin kaldırılmasına ilişkin karar, gündemdeki yoğun siyasi gelişmeler arasında ne yazık ki yeterince görünür olamadı ve sesimizi duyurmakta ciddi şekilde zorlanıyoruz.
Okulun yeniden açılabilmesi ancak yeni bir Cumhurbaşkanlığı kararıyla mümkün. Alinan karara karşı hukuki süreç ise oldukça uzun sürecek. Sesimizin daha fazla kişiye ulaşabilmesi adına desteğiniz bizim için çok kıymetli olurdu. Mümkünse konuyu paylaşarak kamuoyunda görünür olmasına yardımcı olabilir misiniz?"
BİLGİ ÜNİVERSITESI ÖGRENCİLERİ