Yaptığı stand-up gösterisinin ardından çeşitli çevreler tarafından hedef gösterilen ve hakkında “dini değerleri aşağıladığı” iddiasıyla soruşturma başlatılan Deniz Göktaş, yurt dışı dönüşünde havalimanında gözaltına alındı.
Düşünce ve ifade özgürlüğüne yönelik baskılar kabul edilemez, politik mizah yargılanamaz.
Linç kültürüyle beslenen ve araçsallaştırılmış yargı eliyle hakim kılınmaya çalışılan bir baskı ortamının hiçbir yurttaşımıza faydası yoktur.
Deniz Göktaş derhal serbest bırakılmalıdır.
Ahmet Kaya'nın üzerine çatal bıçak atanlara inat o gece dimdik durmuş, Ahmet Kaya'nın elini sıkıca kavramıştı
Elbette o el Ahmet Kaya şahsında Kürt halkının eliydi. O eli hiç bırakmadı
Bu kadarı bile Kadir İnanır'ı güzel anmak için yeter de artar...
Kadir İnanır’ın kaybından tarifsiz bir üzüntü duydum.
O, sadece onurlu ve vicdanlı bir sanatçı değildi. Aynı zamanda barışçıl bir ruhtu.
Zulme ve haksızlığa kime gelirse gelsin karşı dururken, dili hiç kavgadan, nefretten yana olmadı.
Barışın, kardeşliğin ve insanca yaşamanın en inatçı savunucusuydu.
Bugün, barış mücadelesinin bir diğer çınarı, can dostu Sırrı Süreyya Önder ile ebedi mekânda buluştu.
Biliyorum ki orada da aynı şeyi, yaşadığımız bu topraklarda barışın nasıl egemen olacağını konuşacaklar.
Onların yarım kalan barış hayalini gerçekleştirmek için, son nefesimize kadar mücadelemiz devam edecek.
Çünkü Kadir İnanır bize sadece iyi filmler bırakmadı; omurgalı durmayı ve barıştan yana olmayı miras bıraktı.
Işıklar içinde uyusunlar. Sizi her daim derin bir sevgiyle ve minnetle anacağız.
Ah Kadir Abi… Çok ama çok üzdün bizi. Sen, yeri doldurulamaz büyük bir sanatçı, koca yürekli ve cesur bir barış savunucusuydun. Ardında unutulmayacak onurlu bir duruş bıraktın. Hepimizin başı sağ olsun.
#Kadirİnanır
Arap liginde top oynuyor, arnavut modelle evlenip çocuk yaptı türkiyeye gelince de ülkücü bıyığı bırakıp milliyetçileri pışpışlıyor son yıllarda türkiyenin gördüğü en büyük sahtekar
123 yıl önce bir grup gencin Serencebey’deki Osman Paşa Konağı’nda başlattığı bu eşsiz hikaye, bugün dünyanın dört bir yanında milyonların en büyük sevdası. 🖤🤍
Türk sporunun temel taşı #BeşiktaşJK123Yaşında 🇹🇷
Adamın biri doktora gider ve rahatsızlıklarını anlatır. Doktor, sürekli kullandığı bir ilaç olup olmadığını sorar. Adam bir ilaç ismi verir ve “Onu kullanıyorum” der. Doktor da “Kullandığınız o ilaç bağımlılık yapar, biliyorsunuz değil mi?” diye sorar. Adam şöyle cevap verir: “İyi de doktor bey, ben neredeyse 15 yıldır o ilacı her gün kullanıyorum ve bağımlılık yaptığını hiç görmedim.”
Her gün aynı şeyleri yapıp, aynı şekilde düşünerek, aynı şekilde konuşarak ne değişebiliriz ne de değiştirebiliriz. Sıkışıp kaldığımız ezberlerin, şablonların, tabuların farkına bile varamayız. Hiç kimse durduğu yerden bir adım bile kıpırdamazsa yeni ve yaratıcı çözüm olanaklarını da oluşturamayız.
Sıkışıp kaldığımız yer, 40 yıllık çatışma ortamının yol açtığı acılar, öfkeler, ön yargılar ve bunların sebep olduğu güvensizliklerdir. Bunlar önemsiz demiyorum ama bunları aşmanın, yaralarımızı sağaltmanın yollarını bulamazsak “bağımlılıklarımızın” farkına bile varamayacağız, köklü ve kalıcı çözüme ulaşmakta zorlanacağız.
İnancı, düşüncesi, idealleri uğruna canını vermenin kutsallaştırıldığı bir toplumsal gerçeklikte iki temel zorlukla karşı karşıya kalırız. Birincisi, canını feda etmiş olanların kıymetli hatırasının ve canlarını vererek yarattıkları değerlerin manevi baskısını silip bir kenara atamayız, atmamalıyız da. İkincisi de bir düşünce, inanç uğruna çok sayıda can feda edilmişse o düşünce ve inanç, sosyolojik ve siyasi açıdan otomatikman “doğru” haline gelmez ancak bizler bunu kabul etmekte zorlanırız. Vatan uğruna, bayrak uğruna, ideoloji uğruna veya örgüt uğruna bunca can feda edilmişken yeni şeyler düşünüp yeni şeyler yapmaktan işte bu nedenle korkar, çekiniriz.
Fakat artık bir noktada şuna ikna olmamız gerekiyor, gelinen aşamada tek bir evladımız bile canını boş yere feda etmedi. Yürütülen süreçte eşitlik, adalet, özgürlük ve demokrasiyi esas alan bir “kardeşlik hukuku” oluşturmaya, bir ve beraber yaşamaya odaklanmışsak kaybettiklerimizin hatırasına halel gelmeyecek demektir.
Dolayısıyla tüm taraflara ve sürecin ana aktörleri olan Cumhurbaşkanı Erdoğan'a, MHP lideri Bahçeli'ye ve PKK kurucu lideri Öcalan'a bir kardeşiniz, barış için çabalayan bir siyasetçi olarak sesleniyorum; lütfen somut adımlar atmaktan vazgeçmeyin, onun bunun ne dediğine bakmayın, kendinize güvenin ve 86 milyonun barışı hasretle beklediğine inanın.
Ayrıca silahları tümden bırakarak dağdan inmeyi bekleyen insanlar “önder” olarak tanımladıkları Abdullah Öcalan'ın sadece güvenlik birimlerince değil siyasetçiler tarafından da ziyaret edilip dinlendiğini görmek ve bu şekilde siyasete dönüşün mümkün olduğunu ve devletin bu konuda samimi ve ciddi olduğunu görmek, güvenmek ve silahları tümden bırakmak istiyorlar.
Değerli milletvekillerine de seslenmek istiyorum; gençlerimizi yıllarca dağlara, sınır ötesi operasyonlara gönderdiniz. En büyük riski onların omuzlarına yüklediniz ve ne yazık ki bazıları bunun bedelini canlarıyla, kanlarıyla ödediler. Şimdi risk alma ve bu çatışmayı kökten bitirme olanağı yakalanmışken lütfen siz de azıcık risk alın ve İmralı Adasına giderek bu meseleye noktayı koyun. Üstelik alacağınız risk gençlerimiz gibi ölüm riski de değil, azıcık siyasi risktir.
Hep birlikte cesur davranalım, son düzlükte ezberlerimize, korkularımıza takılıp da tarihi barış fırsatını zora sokmayalım lütfen.
Hepinize içten selam, sevgilerimi gönderiyor, en kısa zamanda özgürlük, barış, demokrasi ve kardeşlik dolu günlerde buluşmayı umuyorum.
Selahattin Demirtaş
8 Kasım 2025
Edirne Cezaevi