Yıllarca Suriyeli sığınmacıların, Afgan, Pakistanlı, Afrikalı, milyonlarca kaçağın Türkiye’de kalmasının ülkemiz için bir beka meselesi olduğunu anlattık:
Milyonlarca Suriyeli sığınmacının uluslararası yasalara ve milli yasalarımıza göre vatanlarına dönmesi gerektiğini savunduk.
Milyonlarca Afgan, Pakistanlı, Afrikalı kaçağın ülkelerine dönmesinin bir zorunluluk olduğunu anlattık.
Aksi takdirde Türkiye’nin Türk milli kimliğini kaybedecegini ifade ettik.
AKP iktidarının sığınmacıları geri yollamayacağından duyduğumuz şüpheyi her fırsatta gündeme getirdik.
2023 seçimlerinden önce Suriyeli sığınmacılar başta olmak üzere çok sayıda yabancıya vatandaşlık verilerek oy kullanmaları sağlanmıştı.
Şimdi Türkiye’de kaldığı söylenen 2.300.000’den fazla sığınmacının Suriye’ye geri yollanmayacağını AKP iktidarının yetkilileri açıklıyorlar:
Onları Türkiye’ye entegre edeceklermiş!
Bu entegrasyonun Türkçesi onlara vatandaşlık verilecek olması ve böylece kitlesel oy ithalatı yapılması demektir.
Bu Türk milletinin milli iradesini tasfiye etmek demektir.
Bu Anadolu’ya yeni bir millet ithal etmek demektir.
Böyle bir eylem Türkiye’ye karşı yapılmış bir suikast niteliği taşımaktadır.
Büyük Türk milleti, aileni, vatanını ve geleceğini savunmak için Zafer Partisi’ne oy ver. Sığınmacı ve kaçakları vatanlarına yollayalım. Uyuşturucu çetelerini yok edelim. PKK ve FETÖ’yü ezelim. Ve Türk ekonomisini üreten bir ekonomi haline getirelim. @zaferpartisi
Cumhur ittifakının Terörsüz Türkiye diyerek teröre teslim olduğu süreçteki müzakere ortaklarından birisi Sırrı Sakık Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun Türk Milletinin vatanı olmadığını söylüyor.
PKK zihniyetinin derdi hiç bir zaman hukuk, demokrasi ve insan hakları olmadı. PKK “ayrı bir millet ve ayrı bir vatan” iddiası ile 1976’dan buyana Türkiye Cumhuriyetine saldırıyor.
PKK ile yapılmakta olan bu teslimiyet anlaşması da PKK’yı tatmin etmeyecek. Bir dönem için pusuya yatacak olan PKK ilk fırsatta filli ve hukuki bölünme için Türk Milletini yine arkadan hançerleyecek.
Zafer Partisi haykırıyor: Ekmeğimizi çaldırtmayacağız, vatanımızı böldürtmeyeceğiz. @zaferpartisi@zpgencresmi
Türkçe; Türk Milletinin sesi, hafızası, kimliği ve istiklalidir.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün öncülüğünde kurulan Türk Dil Kurumu, Türkçemizi yabancı etkilerden koruma ve onu çağlar boyunca yaşatma ülküsünün en önemli eserlerinden biridir.
Türkçe’ye sahip çıkmak, Türk Milletine ve Türk İstiklaline sahip çıkmaktır.
Türk Dil Kurumu’nun kuruluş yıl dönümü kutlu olsun.
Orta Doğu‘da sınırlar bir yandan savaşlar bir yandan terör örgütü ile yapılan müzakereler ile değiştirilmek isteniyor. Irak Suriye savaşlarla bölündü. İran bir savaşla iç savaşa ve parçalanmaya su yüklenmek istendi.
Türkiye ise terör örgütü ile yapılan pazarlıklar sonucunda anayasal yapısı değiştirilerek Lübnanlaştırılmak isteniyor.
Bu durum karşısında milli uniter ve laik devleti destekleyen, Atatürk’ten ve kuruluş felsefesinden taviz vermeyen bütün Türk milliyetçilerinin, yurtseverlerin, ulusalcıların, vatanseverlerin, Atatürkçülerin birlikte hareket etmesi bir zorunluluktur.
Hem DEM’i ve PKK’yı hem de Türk halkını memnun edelim şeklinde bir yaklaşım Atatürk’ün tam bağımsızlıkçı anlayisini temsil etmez. Olsa olsa mandacı anlayışın bugünkü devamıdır. Zafer Partisi bütün milli güçleri Atatürk’ün kuruluş felsefesi etrafında birleşmeye davet ediyor. @zaferpartisi
MHP Genel Merkezi MHP milletvekili İsmail Özdemir”n edepsiz bir X paylaşımını paylaşmış. Gereken cevabı Zafer Partisi Genel Merkezi vermiş. Ama bir husus eksik kalmış. İsmail Özdemir benim 15 Temmuz Henry Barkey ile birlikte olduğum utanmaz yalanını söylemiş.
Gelelim Barkey aslında kiminle birlikte sorusuna…Barkey ve Graham Fuller 1999’da bir kitap yazdılar. Kitabın adı Türkiye’nin Kürt Meselesi. Bu kitapta PKK ile müzakerelerin nasıl yürütüleceğini kaleme aldılar.
Bugün MHP’nin PKK’yla müzakerelerde yol haritasını işte bu kitap çiziyor. Müstafi tümamiral Cihat Yaycı, Fuller ve Barkey’in yol haritasını bütün anadoluyu gezerek de anlatıyor. Anladınız mı şimdi kim kim ile kolkolaymış. @zaferpartisi@zpgencresmi
Muğla’da Türk milletinin iradesini, onurunu ve geleceğini temsil eden kadro sahada! 🇹🇷 Zafer Partisi Muğla İl Yönetim Kurulumuz; milletimizin çıkarlarını savunmak, ülkemizin birliğini ve dirliğini korumak için kararlılıkla görev başındadır.
Ne Mutlu Türk'üm Diyene 🇹🇷
#çarşamba
Sığınmacılar ülkelerine dönmeli, sınırlar korunmalı ve Türkiye yeniden kendi vatandaşını önceleyen bir devlet anlayışına kavuşmalıdır.
Ne mutlu Türk'üm diyene!
🇹🇷🇹🇷🇹🇷
Yıllar önce yapılan uyarılar bugün birer birer gerçeğe dönüşüyor. O gün "abartıyorsunuz" diyenler, bugün Türkiye'nin demografik yapısında, ekonomisinde, güvenliğinde ve sosyal hayatında yaşanan sorunları görmezden gelemiyor.
#SONDAKİKA
Türk milletinin kaynakları öncelikle Türk milletine aittir. Türkiye Cumhuriyeti'nin geleceği, geçici politik hesaplara değil, milletimizin uzun vadeli çıkarlarına göre şekillenmelidir.
Bugün geldiğimiz noktada görüyoruz ki gerçekleri söylemek bazen cesaret ister.
Bu mesele devlet aklı, milli güvenlik, ekonomik sürdürülebilirlik ve milli kimliğin korunması meselesidir. Kendi ülkesinde iş bulamayan, ev sahibi olamayan, geleceğe umutla bakamayan Türk gençliğinin sesi olmak zorundayız.
Suriyelilerin ve diğer kaçak göçmenlerin uluslararası hukuk çerçevesinde, planlı ve kararlı bir şekilde ülkelerine geri dönmelerini savunuyoruz.
Bu mesele ne nefret meselesidir ne de vicdansızlık.
Bizim tavrımız nettir. Türkiye geçici sığınma merkezi değil, Türk milletinin vatanıdır. Savaşın sona erdiği, güvenli bölgelerin oluşturulduğu bu günlerde
Hiçbir devlet, sınırlarını kontrolsüz şekilde açarak milyonlarca yabancının kalıcı hale gelmesini normal karşılayamaz. Dünyanın hiçbir ciddi ülkesi, kendi vatandaşının geleceğini ikinci plana atamaz.
Ümit Özdağ'ın yıllardır dile getirdiği temel mesele; bir millete düşmanlık değil, Türk milletinin kendi vatanında azınlığa düşme riskine karşı yapılan bir uyarıydı.
CHP'nin Logosu Yüzde 20 alır mı?❗
1999 Deniz Baykal ve 2026 Kemal Kılıçdaroğlu Süreçlerinin Karşılaştırmalı Analizi
Cumhuriyet Halk Partisi'nin 1999 genel seçimleri öncesinde yaşadığı süreç ile 2026 yılında ortaya çıkan gelişmeler arasında dikkat çekici benzerlikler bulunmaktadır. Parti içi yönetim anlayışı, seçmen davranışlarının okunması ve siyasal stratejiler açısından iki dönem arasında önemli paralellikler göze çarpmaktadır.
1- Parti İçi Tasfiyeler ve Temsil Sorunu
1999 seçimleri öncesinde Deniz Baykal yönetiminin, Murat Karayalçın ve Erdal İnönü çizgisine yakın kadroları tasfiye etmesi, CHP'nin sosyal demokrat tabanıyla arasındaki bağı zayıflatmıştır. Benzer şekilde, 2026 yılında Kemal Kılıçdaroğlu'nun parti içi muhalefete yönelik tutumu da parti tabanında yeni bir temsil ve aidiyet krizine yol açmaktadır. Her iki dönemde de çoğulculuğun zayıflaması, seçmen desteğinin aşınmasını beraberinde getirmiştir.
2- Kurumsal İstikrar ve Siyasi Güven Sorunu
1999 yılında Türkbank süreci sonrasında CHP, istikrarı zorlayan bir siyasi aktör olarak algılanmıştır. 2026 yılında ise mutlak butlan tartışmaları, CHP'nin ve muhalefetin kurumsal bütünlüğünü zedeleyen bir gelişme olarak değerlendirilmektedir. Parti, toplumun sorunlarından çok kendi iç gündemiyle anılır hâle gelmiştir.
3- Siyasal Konjonktürü Okuyamamak
1999 seçimlerinde Abdullah Öcalan'ın yakalanmasının ardından yükselen milliyetçi dalga DSP ve MHP'ye yönelirken CHP bu değişimi doğru okuyamamıştır. Günümüzde de benzer şekilde yükselen milliyetçi eğilimler karşısında CHP etkili bir siyasal pozisyon geliştirememekte, bu seçmen kitlesi Zafer Partisi ve İYİ Parti'ye yönelmektedir.
4- Toplumsal Taleplerden Uzaklaşma
1999'da 28 Şubat atmosferi içerisinde toplumun önceliklerinden uzaklaşan CHP, geniş seçmen kitleleriyle bağ kurmakta zorlanmıştır. 2026 yılında da parti içi ve hukuki tartışmaların ön plana çıkması, ekonomik ve sosyal sorunların geri planda kalmasına neden olmaktadır.
Sonuç
1999 yılında CHP'yi baraj altında bırakan temel dinamikler ile 2026 yılında ortaya çıkan gelişmeler arasında güçlü benzerlikler bulunmaktadır. Parti içi tasfiyeler, değişen siyasal atmosferin doğru okunamaması, kurumsal istikrarın zedelenmesi ve toplumsal taleplerden uzaklaşılması, CHP'nin yeniden bir temsil krizi yaşadığını göstermektedir.
Bu tablo, uzun yıllardır dile getirilen "CHP logosu tek başına yüzde 20 oy alır" şeklindeki siyasal kabulün artık sorgulanmasını zorunlu kılmaktadır. Siyasal partiler tarihsel aidiyetlerle değil, güncel performanslarıyla ayakta kalır. Mevcut eğilimler dikkate alındığında, CHP'nin ilk genel seçimde yüzde 20 eşiğinin altına gerilemesi sürpriz değil, izlenen siyasi çizginin doğal sonucu olarak değerlendirilmelidir.
#Seçim #GenelSeçim #ErkenSeçim
Cumhur İttifakı'nın kapalı kapılar ardında yürüttüğü "İkinci İhanet Süreci"ne ve tavizlerle kurulan "Öcalan Komisyonu"na karşı çıktığı için hukuksuz bir şekilde tutuklanan, Düşman Ceza Hukuku uygulamalarına maruz kalan Genel Başkanımız Ümit Özdağ'ın tahliye olmasının üzerinden tam bir yıl geçti.
Bizi yargı sopasıyla, baskıyla ve hapisle susturabileceklerini sananlara en net cevabı, o gün Silivri’de tek bir cümleyle vermiştik:
"Nerede kalmıştık?"
Bu sıradan bir söz değil; Atatürk Çizgisinde Türk Milliyetçilerinin asla geri adım atmayacağının ilanıydı.
Geçtiğimiz bu bir yıl boyunca, o günkü kararlılığımızdan asla sapmadık. Bizi durdurmaya çalışanlara inat, haklı mücadelemize her geçen gün daha da güç katarak, saflarımızı sıklaştırarak yürümeye devam ediyoruz.
Terörle müzakere masası kuranlara, Büyük Türk Milletinin egemenliğini tartışmaya açanlara karşı mücadelemiz katlanarak büyüyecek. Asla susmadık, asla susmayacağız!
Atatürk’ün ışığında, vatanımızı ve ailemizi savunacağız!
Ne Mutlu Türk'üm Diyene!