1925 de Ankara'ya elektrik gelmiş. Cumhuriyet kurulurken elektriği yok. Aradan 40 sene geçmiş, 1965 de yalnızca 300 köyde elektrik var.
Ara ara açar izlerim bu konuşmayı. Demirel'in hafızasına ise hayran olmamak mümkün değil. Köy köy tüm rakamlar kafasında
Yardım faaliyetlerinin ve kurumlarının bile iktidar-muhalefet kampları arasında kutuplaştığı şu ortamda her iki tarafa da yaranamayan bir garip dava var 90’lı yıllardan kalan, akılda kalması kolay bir isim olduğu için çoğu kişi hatırlar ve fikir sahibi olduğunu düşünür ancak gerçekten bilgi sahibi olan kişi sayısı çok azdır. Muhalifler, sanıklar eski yol arkadaşları olduğu için iktidarın bir ayıbı olarak sık sık öne sürer bu davayı, iktidar ise 90’lı yıllarda trafik cezası yiyen dindarlara bile iade-i itibar törenleri düzenlemesine rağmen bu olay adeta yaşanmamış gibi davranır, hükmedilen rekor adli para cezasının adını anmaz, elindeki olağanüstü medya gücüne rağmen olayın faillerini aklamak şöyle dursun, konuyu gündeme taşımaktan bile imtina eder. Aslında benim boynuma da vazife değil bunları yazmak, kabuk bağlayarak kapanan bir yarayı açarak iyi mi ediyorum, onu da bilmiyorum ama dava dosyasına giren bazı evrakları gören ve yaşananları başından itibaren takip eden biri olarak vicdanıma ağır geliyor ismi her anıldığında “Bosna’ya toplanan yardım paralarına çöken kişi” olarak tahkir edilen bu kişi hakkında bildiklerimi içime atmak. Hazır NATO gündemi soğumamışken İslamcı camianın 30 yılda geçirdiği dönüşüme de ışık tutar belki anlatacaklarım.
Paylaşmadan edemeyeceğim.
Trump’ın “NATO bizim için yoktu” çıkışına bir Avustralyal��dan gelen cevap:
Dostum…
600 bin evsizin bu gece sokakta uyuduğu bir ülkeyi yönetiyorsun.
Yetişkinlerin %40’ı, 400 dolarlık acil bir masrafı borç almadan karşılayamıyor.
İnsülin, araba taksidinden pahalı. İnsanlar hayatta kalmak için doz kısmak zorunda kalıyor.
Tıbbi borçlar iflasın bir numaralı sebebi.
Kadınlar, kürtaj yasalarından korkulduğu için müdahale edilmeyen hastanelerin otoparklarında hayatını kaybediyor.
Dünyada en fazla insanı hapseden ülkesin.
2 milyon insan parmaklıklar ardında.
Üstelik bunların büyük kısmı henüz suçlu bile değil—sadece kefalet ödeyecek kadar paraları yok.
Yaşam süresi düşüyor.
Gelişmiş ülkeler arasında bu tabloyu yaşayan tek ülkesin.
Çocuklar okulda matematikle İngilizce arasında “aktif saldırgan” tatbikatı yapıyor.
Sen ise silah üreticilerini zengin ediyorsun.
Asgari ücret 15 yıldır yerinde sayıyor.
Öğretmenler iki işte çalışıyor, gaziler sokakta yaşıyor.
Ama sen, sana saldırmamış bir ülkeye karşı savaşlara trilyonlar harcıyorsun.
Sonra çıkıp Grönland’a “kötü yönetiliyor” diyorsun.
Grönland’da evrensel sağlık sistemi var.
Eğitim ücretsiz.
Hapis oranı düşük.
Kimse hasta diye iflas etmiyor.
“NATO bizim için yoktu” diyorsun…
Ne zaman? 11 Eylül’de mi?
Çünkü NATO tarihinde ilk ve tek kez 5. maddeyi senin için devreye soktu.
Onlarca ülke asker gönderdi, savaştı, öldü.
Avustralya NATO’da bile değildi.
Ama yine de geldik. 20 yıl boyunca.
Ve sen, kimseye haber vermeden, sabaha karşı çekildin.
Herkesi kaosun içinde bıraktın.
O yüzden belki de başkalarını eleştirmeden önce
kendi ülkene bir bakmalısın.
Çünkü bu tabloda kötü yönetilen tek şey
başkaları değil.
📌 İRAN Savaşı’nın Sebepleri ve Bir Ateşkesin İmkanı
Öncelikle savaş, Clausewitz’in dediği gibi “siyasetin başka araçlarla devamı”dır.
ABD-İsrail’in amacı: Mevcut statükoyu değiştirmek ve savaş sonrası avantajlı bir pazarlık masası kurmak
İran'ın amacı: Ayakta durabilmek
📍Jeopolitik sebepler: İran’ın “Direniş Ekseni” (Hamas, Hizbullah, Husiler, Haşd-i Şabi) üzerinden Irak-Suriye’den Doğu Akdeniz’e inme stratejisi. 7 Ekim 2023 sonrası bu eksen çöktü, Aralık 2024’te Suriye Baas rejimi devrildi. Bu, İran’ı doğrudan hedef haline getirdi.
📍Güvenlik endişeleri: İsrail’in Begin Doktrini (“Düşmanın nükleer silaha ulaşmasına izin vermemek”) ve İran’ın balistik füzeleri + İHA’ları. İran hava zayıflığını füzelerle kapatıyor; Haziran 2025 (12 günlük savaş), Ocak 2026 (batı vilayetlerindeki kalkışma) ve Şubat 2026 üçüncü fazda savunma sistemlerini kısmen aştı.
İran da İsrail'den benzer bir nükleer saldırı tehdidi algılıyor, bu karşılıklı güvensizlik sürekli çatışma üretti / üretecek.
📍İdeolojik ve tarihsel saikler: 1979 Devrimi ile Velâyet-i Fakih, “Mustaz’aflar”ı savunma ve ABD-İsrail’i “Büyük/Küçük Şeytan” ilan etme. İsrail'in Vadedilmiş Topraklar miti, 1953 darbesi, 1980-88 İran-Irak Savaşı yalnızlığı ve 2018 JCPOA’dan çekilme derin güvensizlik yarattı.
📍Ateşkes imkanı: Trump 21 Mart 2026’da “ateşkes istemiyorum” derken, 23 Mart’ta “verimli görüşmeler” ve enerji altyapısına 5 gün saldırıları erteleme kararını açıkladı. Kısa vadede geçici bir ateşkes mümkün görünüyor.
Ancak kök sebepler (jeopolitik rekabet, güvenlik kaygıları, ideolojik husumet) değişmediği için ateşkes geçici olacak. Savaş bitmedi, sadece ara verilebilir; yeni fazlar (dördüncü, beşinci) yaşanma ihtimali yüksek.
Uzun zamandır Yapay Zeka ile yazışıyorum. Öncelikle belirtmem lazım. Siz yeteri kadar bilgili değilseniz, yapay zeka güvenilebilecek bir kaynak değil. Ağıŕ saçmalayabiliyor. Siz bilginizle ona yön verdiğinizde ise olağanüstü yetenekli bir alet.
1- İşte size, İstanbul'u işgal eden İngiliz askerlerden birinin çarpıcı röportajı...
İngiliz asker dedim fakat bunlar Müttefik Polis Komisyonu gibi çalıştılar. İngiliz hükümeti; bir devletin yönetimini ele geçirdiğinde sokaklara, bu asker kökenli asker/polisleri salıyordu👇
@Sahruhmeftun@GrigorySivkov Çinliler (daha doğrusu Uzak Doğulular) batılılar kolay telaffuz edebilsin diye nickname gibi bir İngiliz ismi seçerler. Gerçek ismi Jack değil.
“Diktatörlerin göz göre göre onca yalan söylemelerinin nedeni, tabanlarının ahlakını bozmak ve suç ortağı haline getirmektir. Bilirler ki ertesi gün o yalanın tam tersini söyleyecekler ve tabandakiler bunu 'ne büyük taktik deha' diyerek bir kez daha alkışlayacak”
[Hannah Arendt]
YORUM YOK…
Türk silahlı kuvvetleri İç hizmet yönetmeliği madde 120:
Düşman eline esir düşmek çok acı ve büyük bir felakettir. Yurt uğrunda ölmek ise büyük bir şereftir. Bundan dolayı esir olmamaya son dereceye kadar çabalamalıdır. Bir asker, ancak yaralanıp da tamamen dermandan kesilerek veya bütün kuvvetini sarf ettiği ve vazifesini tamamen yaptığı halde kurtulmak çaresini bulamayarak esir olursa mazur sayılır.
Son kuvvetini ve kurşununu sarf etmeden evvel ve hele korkaklık yüzünden esir olan asker cumhuriyete ve yurda hıyanet etmiş sayılarak ağır suretle cezalandırılır. Esaretten dönüşte her asker esir düşmekte kendisinin bir kusuru olmadığını ispata mecburdur.
Dünya Büyük Bir Kaosun İçinde Hızla Küresel Bir Savaşa Sürüklenirken Türk Ekonomisinde Durum
📌 Önümüzdeki 12 ayda 235 milyar dolar dış borç ödemesi, 50 milyar dolar da cari açık yaklaşık 285 milyar dolar bulmak zorundayız.
📌 Yılda 80 milyar dolar dış ticaret açığı veriyoruz. Bunun yaklaşık 35 milyar doları petro kimya ürünlerinden geliyor. Sanayi üretimi % 75 oranında ithalata bağlı. Yani ithalat yapmazsak sanayi çarkları dönmüyor.
📌 Teknoloji üretiminde çok geriyiz. İmalat sanayi ihracatı içinde yüksek teknoloji malların payı %3. Bizden çok daha geri kalmış ülkelerin bile yüzdesi bizden yüksek, bkz. grafik 👇
📌 Olası bir kaosta en büyük döviz gelir kalemi olan turizm geliri kesilecek.
📌 1923-2002 arası geçen 80 yılda 125 milyar dolar dış borç stoku yaptık. AKP ise 20 yılda bunu 500 milyar dolara yükseltti.
Aldıkları bu borcu sanayi ve tarım yatırımları, modernizasyon, teknoloji geliştirme, eğitim kalitesini yükseltme ve yurt çapında yaygınlaştırmaya harcamadılar. Harcasalardı, bugün dış ticaret fazlamız olur, dış borcumuz da kalmazdı.
📌 Karşılıksız çek ve takipteki alacak oranlarında yükseliş var, bakınız grafik 👇
📌 Bir önceki aya kıyasla reel kesimin net döviz pozisyonu açığı 14 milyar 499 milyon dolar artarak 115 milyar 170 milyon dolara çıktı.
📌 Vatandaşın toplam bireysel borcu 2.5 trilyon TL’nin üstüne çıktı. Kredi kartı borcu geçen yıl %120 arttı ve 1 trilyon TL’yi geçti.
Hane halkı 2002’de 100 liralık potansiyel gelirinin 5.5 lirasını borçluydu, bugün 61 lirasını borçlu. Buna karşı alım gücü sürekli geriliyor; sabit gelirlinin milli gelirden aldığı pay son beş yılda süratle düştü. Buna karşı faizler yüzde 55’in üstüne çıkınca borçlu halkın üstündeki yük dayanılmaz hale geldi.
📌 Boş duran verimli tarım topraklarımızda dünya çapında bir gıda üretimi yapabilir; bölgemizin gıda merkezi olabilirdik. Tarım politikamız; İsrail ve Hollanda’dan hibrit tohum almak, gübre ithal etmek, tarım toprakları üstüne bina yapmak olarak belirlendi. Tarım planlanıp desteklenmedi. Çiftçi zarar etti. Eğitim, sağlık, sosyal imkanlar da olmayınca köyleri terk etti, büyükşehirlere göçtü. Bu politikaları uygulayanlar şimdi Afganlar olmasa tarım biter türküsü söylüyor.
📌 Bunlar yetmezmiş gibi 13 milyon sığınmacı ve kaçağın yükünü de sırtladık.
📌 Yüksek faiz ve güvensiz ortam sebebiyle yeni yatırımlar durdu. İşsizlik zaten yüksekti; daha da yükseliyor.
📌 Affedilen, toplanmayan ve kaçırılan kurumlar ve gelir vergisi toplamı yaklaşık 3 trilyon TL. Yani 2024 tahmini bütçe açığının üç katı!
📌Vergi yükü varlıklı servet sahiplerinde değil, geri kalan vatandaşın üstünde; KDV ve ÖTV'den toplanan vergiler toplam vergi gelirlerinin yüzde 68’ini oluşturuyor.
📌 Ezcümle, ekonomi büyük buhranda. Nüfusun %75’i kademeli olarak yoksunluk ve yoksulluk içinde.
📍 Ancak Türkiye’nin büyük bir potansiyeli var. Bu potansiyel doğru planlanır, gerekli tedbirler süratle alınır, kendine özgü milli kalkınma programı hazırlanıp, uygulanırsa iki yıl içinde bu buhran kırılır, dört yıl içinde vatandaş rahatlar, altıncı yılın sonunda lider ülke konumuna doğru büyük yürüyüşünü başlatır.
📍 Ana hatlarıyla ilk önlemler; aynı anda sığınmacı ve kaçaklar yollanacak, devlet sosyal konutlar inşa edecek, büyük bir tarım ve hayvancılık planlaması, doğru ürün, doğru bölge, doğru destekleme ile ekilmedik bir karış verimli toprak kalmayacak.
📍Aynı anda, petro kimya ve demir çelik olmak üzere iki dev, entegre tesis kurularak dış ticaret açığı durdurulacak.
📍Milli kalkınma programı kapsamında para ve maliye politikaları sanayi, teknoloji ve eğitim yatırımlarını besler biçimde şekillendirilecek.
Erdoğan'a soruyorlar: ..... Güney Kıbrıs, Yunanistan'la Larnaka kıyılarında bir deniz üssü inşa etme girişiminde. Amerika ve Avrupa Birliği ile anlaştıkları yönünde haberler çıkıyor. Bunlar yalanlanmadı” .......
Cevap veriyor Erdoğan: Ada’da Kuzey Kıbrıs Cumhurbaşkanlığı binasıyla, Kuzey Kıbrıs Parlamento binası inşaatı yapıyoruz. Onları bir göreyim, durum nedir dedim. Her ikisi de muhteşem birer bina oluyor. Allah nasip ederse en geç Kasım ayı ortalarında bitecek. Bu iki bina, başkanlık binasıyla parlamento binası bittiği zaman, yanında da oraya hizmet verecek gayet güzel bir mescit yapılıyor. Herhalde bu üslerden daha önemli bir şey yok. Onlar askeri üs yapıyor, biz siyasi üs yapıyoruz.
(E) Oramiral Kemal Kayacan Kıbrıs Harekatı sırasında Deniz Kuvvetleri Komutanıydı. 1992 yılında DEV-SOL tarafından şehit edildi.
Muzaffer Tekin 1974 yılında Kıbrıs Barış Harekatı’na Komando Teğmen olarak katıldı. Kıbrıs'ta gösterdiği üstün başarılardan dolayı bir tepeye ona atfen ‘Zafer Tepe' adı verildi ve üstün cesaret ve feragat altın madalyası ile ödüllendirildi. TSK’da ‘şövalye subay' diye bir tanım olsa o Muzaffer Tekin olurdu.
FETÖ’cü hainlerin kumpasları ile 5 yıl hapiste kaldı. Kanser oldu ve tedavi görürken hayatını kaybetti.
TÜRK MİLLETİ
Bu kahraman evlatlarını sen unuttun. Ancak düşman onların Türk’e, sana olan hizmetlerini unutmadı. Gavur içimizdeki hizmetkârları vasıtasıyla bu kahramanlarını yok etti. Senin için öldüler…
TÜRK MİLLETİ UYUMA, UNUTMA
Ülkenizin aslanlarını öldürmeyin. ( Öldürtmeyin) Düşmanlarınızın köpeklerine yem olursunuz
Kendi Askerine İyi Bakmayanlar, Gelecekte Başka Milletin Askerlerine Bakarlar..
@HarunOzanCeylan@fatiheryilmaz0 Bu yardım kuruluşlarının, o yardımı şuradan gelen parayla yapmadık tavrına hastayım. Kızılay da aynı mantıkla Amerika'ya para göndermişti. Demek ki yardım kuruluşları aldıkları parayı istedikleri gibi harcayabiliyorlar.
Bugün panayır günü, sahte kahramanlar panayırı...
Biz Silivri hücrelerinde FETÖ ile göğüs göğüse vuruşurken ıslık çalan, sessizliğe bürünen ve FETÖ'cü hakim savcıların heykelini dikmek, ayaklarını yalamak için en havalı cümleleri kuranların...
"Gazetecilik" sıfatıyla, bazen karı-koca, bazen tek başlarına en adi fikir fahişeliklerini yaparak para karşılığında vatanını satanların...
FETÖ ile siyasi ittifak kurarak cumhuriyetin en temel değerlerini yok etmek için yıllarca uğraşan, devletin en kritik makamlarına sorgusuzca yerleşmelerini sağlayan, ama ortaklık bozulunca kenara çekilip helallik isteyen, sonra da önüne geleni FETÖ'cü diye damgalayan Atatürk ve Türklük düşmanı suç ortaklarının...
Biz dağlarda PKK ile vuruşurken daha iyi yerlerde görev yapabilmek, daha çok yurt dışı görevine giderek birkaç dolar kazanmak için komutanlarına her yalakalığı yapan ve bugün "stratejik analist" olarak ekran dolduranların...
Sözde muhalefet etmek adına FETÖ ve onun sahibi Amerikan emperyalizmi ile işbirliği kuran Chatam house kapı kullarının...
Ve bunların peşinden giden şahsiyetsizlerin kahramanlık pozu yapıp alkış toplayacağı panayır.
O ihanet gecesinde, yıllar öncesinde ve sonrasında Türk vatanı için savaşan gerçek vatanseverler en ağır bedelleri ödeyip, Ömer Halisdemir gibi, Sait Ertürk gibi ölümsüzlerin yanında kahraman diye anılmaktan utanarak, dudaklarında acı bir tebessümle panayırı ve alkış dilencisi soytarıları izliyorlar. Onların tek derdi, yarının yeni düşmanlarının kimler olacağı ve onlara karşı nasıl savaşacaklarıdır.
Unutmayın, bir CIA ünitesi olan FETÖ ve şu anda onun yerini almak üzere palazlandırılan diğer tarikatların yöneticileri, bunlara göz yuman ve işbirliği yapan devlet görevlileri, silah arkadaşları kumpaslarla hapsedilirken kenardan izleyen soğancı paşalar ya da önündeki bütün kuvvet komutanları istifa edince onurunu bir kenara bırakarak makama yürüyen ağlak paşalar AKP iktidarında yetişmedi.
Çoğu FETÖ okullarında da okumadı. Onları ABD ittifakıyla enfekte olan bir sistem yetiştirdi. Eğer bu gerçeği görüp, hastalığı ve sebeplerini ortadan kaldıramazsak, FETÖ'nün yerine, METÖ, SETÖ, İTÖ koyarlar, soğancı paşaların yerine bu kez sarımsakçı paşa bulurlar, ihanet ortağı yeni siyasetçiler zaten kapıda bekliyor.
15 Temmuz gecesinde, daha öncesinde ve sonrasında Türk vatanı için şehit olan, yaralanan ve savaşan bütün kahramanlara aşk olsun, adları ölümsüz, aziz ruhları şad olsun.
1-‘Petrodolar Sistemi Çöktü’ diye haberler çıktı.
Ancak ABD tarafı konuyu yalanladı. Hatta iddiayı ortaya atanları ‘komplo teorisyenliği’ ile suçladılar.
“#Petrodolar” gerçekten öldü mü?
Haber doğru ise #dolar ın tahtı sarsılır mı?
Gelin ‘Petrodolar Sistemi’ nedir, nasıl ortaya çıkmıştır bir bakalım 👇
@Muhamme37842012@mai_ve_siyah_ @tsumut71 Ne şeriatmış kardeşim. Varan Millet Sakarya diyorlar ya. Hah, işte bu adamlar tam karşısındaymış. Şeriata gelince, hakiki şeriat yani adalet, Cumhuriyet ile geldi. Osmanlı devam etseydi benzer reformlar yapmak zorunda kalacaktı, ayrı mesele. Sizin derdiniz kaşıntınız başka.