Hayal kuruyor, tahayyül edemiyor. Vehmediyor, zihninde canlandıramıyor.
Var sayıyor, zannediyor, zanna kapılıp farz ediyor, olanı tasavvur edemiyor. Olmayınca zehaba kapılıyor.
Hepsi aynı deyip her şeyi bildiğine inanıyor.
Sen tahammül ederken o, hoşgörülü olduğuna inanıyor.
Tecavüz bir yapı ya da hormon meselesi değildir; kişilikle ve toplumun erkeklik kültürüyle ilgilidir.
Bir bakıma erkeklik/erkeksilik kadına benzememeye çalışma; onda olmayanın bende olduğunu kanıtlama girişimidir. Yani bir şiddet eylemidir; hadım veya hormon sonucu değiştirmez.
Cinsel organıyla yapamadığını bıçakla, silahla yapar... Belirleyici olan hormonlar ya da azmış bedenler değil azgınlaştırılmış erkeklik kültürüdür.
Her tür şiddet gibi tecavüz bir suçtur ve cezalandırılmalıdır. İki de bir af çıkartılmamalıdır. İdam da edilmemelidir;
1. Yanlış karar vermiş olabilirsiniz;
2. Bir ceza yaşayarak çekilir, ölüp cezadan, cezanın ıstırabından kurtularak değil.
Cinsel eylemlerde sapkınlığın ne olduğunu ‘bilimsel’ ve ‘ahlaki’ olarak tarif etmek zorluklar içerir.
“Sapkınlık” seçilen delikler ve yarıklarla değil, cinsel eylemin yöneldiği canlının zihinsel olarak o eylemi yorumlayamayacak konumda (çocuk, hayvan, akıl hastası) olması veya bedensel olarak karşı koyabilecek güce sahip (çocuk, kadın, hayvan vs) olmaması ile belirlenebilir.
Ancak şiddetin ve suçun ne olduğunu tarif etmek kolay ve kesindir.
Suçun gereği ise tedavi değil cezadır.
İnsan özü itibarıyla iyiyi arayan bir varlık. Örneğin sürekli kötüden, kötülükten bahseden kişiler bile içindeki kötüyü dışarı yansıtarak kendisinin iyi bir insan olduğunun düşünülmesini istiyor gibi gelir bana. İyi bir varlık değilse bile iyi bir insan olmayı arzuluyor diyebiliriz sanırım insan için.
Bir de dışarıdaki iyiyi görebilenler var. Özüne güvenmek budur işte. Hemen her gün iyiden, bilgiden, güzelden bahseden onlarca insanla karşılaşıyoruz.
Özündeki iyiye güvenen, iyi bir insan pozu kesmek için dışarıdaki kötüyü kötülemeye tenezzül etmeyen, içindeki iyiye güvenen özgüvenli insanların çoğunlukta olduğu bir hayatınız olsun.
İnsanların kaos ihtiyaçlarını karşılama, bi nevi mutlu etme, çabasına girmeyin. Sizi kaos bataklarına çektiklerinde balçıkların arasından çırpınarak çıkmaya çalışan siz olursunuz. Çünkü onlar alışmışlardır…
100 küsür sene önce, tenis maçı izlerken fotoğrafı var. Yüzerken fotoğrafı var, sahilde kumda otururken, kürek çekerken, at binerken, konser izlerken, zeybek oynarken, dans ederken, heykel incelerken fotoğrafı var.
Salıncakta çocuk gibi gülerek sallanırken bile fotoğrafı var. O dönemin kıyafetlerine, ayakkabılarına bakıyorsun, sanırın Dünya moda ikonu. Hayvanlarla fotoğrafları var, çocuklarla, delikanlılarla, cephede askerlerle, komutanlarla, dahası köylülerle, şairlerle, yazarlarla, sanatçılarla...
Aşık olmuşluğu da var, oturup rakı içmişliği de. Dua etmişliği de var, vaaz vermişliği de. "Bana yeniden üniformamı giydirmeyin" deyip ültimatom vermişliği de var. Tek bir ağacı kesmemek için koca köşkü yürütmüşlüğü de var, bozkır Ankara'ya Atatürk Orman Çiftliği'ni kurmuşluğu da.
Kalbine kurşun yemişliği de var ülkesi için. Savaştan savaşa koşmuşluğu da. Tam yirmi iki yılını cephede geçirmişliği, o ayaklarını asker potininden çıkarmamışlığı, askeri tayınını yemeden sofraya oturmamışlığı da var. Bir çok ülke liderini sofrasında ağırlamışlığı da var.
Ama ne yazık ki "Evde yiyecek kalmadı oğul" diye mektup yazan anacığına; "Bendeki para milli mücadelenin parasıdır. Vatanı kurtarmak için topladık. Konunun ehemmiyeti büyük, size şu an para gönderemem anacığım, şimdilik evdeki halıları satın" demişliği de var.
Ve tarihin görüp göreceği en yoksul, en çaresiz savaşlarından birinde "Geldikleri gibi giderler" demişliği de var. Ömrünü, emeğini, aklını, sevgisini milletine verdiği gibi, tüm malını mülkünü de milletine bağışlayıp geçmiş bir atamız var.
Söyleyin bana, kaç babayiğit yapabilir şimdi bunu. Ha bir de "Bize uymuyor, ilgilenmiyoruz; düzenleyip yeniden göndersinler, bakarız" deyip Birleşmiş Milletler Cemiyeti kurallarının değişmesine sebep olmuşluğu da var.
Yurdu sevmek nasıl olur onu göstermiş, yaşamış bir atamız var. Yetmezmiş gibi; yemesiyle, içmesiyle, oturmasıyla, kalkmasıyla, çatal, bıçak tutmasıyla, zarafet timsali bir atamız var.
Avrupa'dan önce kadına değer vermiş, ona seçme ve seçilme hakkı tanımış, kadını insan makamına layık hale getiren düzenlemeler yapmış; "Ey kahraman Türk kadını sen yerde sürünmeye değil, omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın" demiş, Müzeyyen Senar'ı Safiye Ayla'yı takdir ederek dinlemiş bir Atamız var.
Onun getirdiği alfabe ile ona hakaret etmeye çalışanlara; "Benim manevi mirasım akıl ve bilimdir" diyebilmiş,
Egemenliğin kaynağının millete ait olduğunu kabul eden bir devlet şekli olan CUMHURİYETİ Türk Milletine armağan etmiş, CUMHURİYETİ ilan ederken demokrasinin bütün kurallarının zamanı geldikçe uygulanması görüşünde olan, ve tek amacı, baş amacı Türk milletinin, siyasal haklarını dilediği gibi kullanması, memlekette çoğulcu demokrasinin işlerlik kazanması olan bir ATAMIZ var.
Nice 100 yıllara benim güzel ülkem 🇹🇷
Nice 100 yıllara canım Atam. Seni her geçen gün daha da çok seviyor ve özlüyoruz ♥️
Akıl sağlığınızı bozacak etkilerde bulunarak sizi tetikleyen, sonrasında da olumsuz tepkileriniz için suçlayarak sizi manipüle eden biriyle ilişkinizi kestiğiniz için kötü hissetmemeyi normalleştirin.
İlk günden itibaren hem kendi inisiyatifleriyle bizimle olan hem de @ultrAslan çatısı altında gece gündüz demeden yardımlarınızın depremzedelere ulaşması için emek harcayan tüm gönüllülere teşekkür ederiz.
#BizBeraberiz❤️🤍
Toplumun %15'i ahlaksız, namussuz, kötü, vicdansız, duyarsız, yağmacı, suçlu, defektli,sorunlu ve kendi işini görücüdür.. %85 bunu duyarlılığıyla boğar! Dayak, falaka, işkence insanlık suçudur.. Sakın aman sakın onların ayarına düşmeyiniz..