Dünyanın aşırı hıza geçiş dönemine denk gelmiş kırılgan, köksüz ve anksiyetik nesli. Çoğunluğu güvensiz, içindeki sesle yapayalnız. Her şey hızlan diye ittirip dururken bi garipsemenin içinde kendine zararsız bi normal seçmeye çalışıyor. Genel normal onlar büyürken silindi çünkü
Tek eşli yaşamak, insanın önce kendine duyduğu saygının bir sonucudur. Bu, bir başkasına sadık kalmaktan önce, kendi değerlerini koruyabilme meselesidir. İrade, tutarlılık ve karakter ister. Herkese açık kapılarla değil, bilinçli sınırlarla yaşamak; arzuların esiri olmak yerine onları yönetebilmektir. Çünkü insan, her istediğini yapan değil, birçok şeyi yapabileceklerine rağmen vazgeçebilen bir varlıktır. Tek eşlilik bir kısıtlama değil, seçilmiş bir duruştur. Dağınık heveslerin değil, derin bağların tercihidir. Her bedene uzanabilen bir el değil; bir ruhta kalmayı bilen bir zihnin işidir. Bunu anlamayanlar için sadakat “eksiklik”, sınır “zayıflık” gibi görünür. Oysa gerçek zayıflık, kendini kontrol edememektir. Bugün her şeyi çoğaltmayı marifet sanan yüzeysel zihinler, derinliği tehdit olarak algılar. Çünkü derinlik sorumluluk ister, hesap ister, omurga ister. Ucubeleşmiş düşünceler; sadakati küçümserken aslında kendi dağınıklığını meşrulaştırmaya çalışır. Tek eşli yaşamak bir ahlak vaazı değil; insanın kendine “ben buyum” diyebilmesidir. Ve bu, ancak kendine saygısı olanların taşıyabileceği bir ağırlıktır.