hiç yumuşatmaya gerek yok, alttaki yorumların sahiplerinin çoğu dümdüz ruh hastası. örgütlü bir cebir mekanizmasından ibaret olan devlet aygıtının bir başkasının yaşamına müdahalesinden bu kadar keyif alanın insan, hür insan onuruyla alakası tümden kopup gitmiştir.
valla knk uzgunum ama istanbulda bunun anca sovunu yaparsın metrobuste kac kere telefon elimde uyuyakaldım gayet de kolay alınabilecek yerlerde sekillerdeydim bi sikim olmuyo sizin o sovunuz sokmez
Kırklareli’nde, eşinden boşanarak 4 yaşındaki kızıyla yeni bir yaşam kurmaya çalışan Çisem Çalkantı, eski eşi tarafından katledildi.
Henüz 4 yaşındaki kızı da aynı saldırıda yaşamını yitirdi.
Kadınları koruyamayan, şiddeti önleyemeyen ve her cinayetin ardından yalnızca açıklama yapmakla yetinen anlayış, bu karanlık tablonun en büyük sorumlularındandır.
Kadınların yaşam hakkını güvence altına alamayanlar, adaleti sağlayamayanlar ve gerekli önlemleri almayanlar; bir anneyi evladından, bir çocuğu annesinden koparan bu düzenin siyasi sorumluluğundan kaçamaz.
Her kadın cinayeti önlenemeyen değil, önlenmeyen bir cinayettir. Artık kayıpları değil, yaşamı koruyan bir düzeni inşa etmek zorundayız.
Léa Seydoux revealed she felt “like a pr0stitute” while filming Blue Is the Warmest Colour (2013).
“One Se× scene took 10 days. We had to lie on the bed..with each other, cold and n@k3d, hour after hour.”
Seydoux burst into tears after director Kechiche publicly shamed her for speaking out about the movie's toxic working conditions.
“How indecent to talk about pain when doing one of the best jobs in the world,” said the director.
Seydoux also said, "Every scene had taken forever... he insisted on take after take until we felt like we were cracking up."
"It was horrible. I would never work with him again."
Léa Seydoux later reframed her emotional breakdown to de-escalate the explosive public feud with director Abdellatif Kechiche, who dramatically claimed he no longer wanted Blue Is the Warmest Colour to be released because the controversy had "sullied" it.
Seydoux clarified that her tears were not meant to sabotage the director or label him a monster, stating:
"I have given a year of my life to this film... I have not criticized the director. I'm just complaining about the technique."
Karatepe Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndan herkese selamlar. Merak eden varsa içten bir şekilde söylüyorum, keyfim yerinde. İlerleyen günlerde façayı bozmamak için iyi hissetmiyorken “iyiyim” diyebilirim. O durumda bir yerlere göz kırpma emojisi koyarım.
Birçok açıdan nostaljik bir deneyim oluyor. Yıllar sonra televizyon izliyorum ve alaturka tuvalet kullanıyorum. Üstüne bir de Dünya Kupası eklenince 2002 yılında maça yetişmek için okuldan eve koşan Çocuk Deniz’e döndüm ama şişman Ronaldo’suz aynı keyfi vermiyor. Bu arada reklamlar iyice sıkıntı olmuş. Kantinden AdBlock istemek için dilekçe yazmayı düşündürdü. Sürekli meşrubat içen Boran Kuzum ve Feyyaz’ı görüyorum. Umarım müstakil bir ev alacak kadar iyi bir kaşeye anlaşmışlardır. Yoksa çekilecek çile değil. Nihat Kahveci’ninkini ev de kurtarmaz. “Kuşkaş ne topçuydu be!” Bir de yağcılık gibi olacak ama TRT 2 çok iyiymiş. İlaçlarıma henüz ulaşamamışken Kiarostami’nin Kirazın Tadı antidepresan gibi imdadıma yetişti yine. Yemekler ODTÜ yemekhanesiyle aynı. Dışarıdayken günde 1,5 öğün yiyordum, burada 3 öğün yiyorum vakit geçsin diye. Diş fırçalama işini de günde ikiye çıkardım, yine vakit geçsin diye. Alaturka tuvalet de daha sağlıklı diye duymuştum. Öyle değilse bile buradan çıkana kadar söylemeyin, motive kakalarımın tadı kaçmasın.
Bildiğiniz gibi kendi isteğimle dönüp teslim olmama rağmen ters kelepçe yapmak istediler. Rızam olmadığını söyledim. Zor kullanarak yaptılar. Şanlı direnişim yaklaşık 4 saniye sürdü. Polisler 2 katım n’apayım? Sonra emniyette birisi, “ya aslında sosyal medyaya içerik üretmek için” demiş olmalı ki; restoranda tam yemek yiyecekken “arkadaşlar bir saniye bozmayın” deyip masanın fotoğrafını çeken influencer tatsızlığında, ters kelepçeli videolarım çekildi; önden, arkadan, yandan. Hepsinde bir şekilde kameramanı bulup sırıttığım için uzak-arka açıyı yayınlayabilmişler.
Yapıcı bir eleştiri: Vatan Emniyet binası dökülüyor. Çalışanlar sıcaktan baygınlık geçiriyordu. Osmanlı’dan kalma klimalar var ve onlar da çalıştırılmıyor. Sadece amirlerin odasında son model klima var. Bu memurlar sırf siz istiyorsunuz diye kendilerine hiçbir zararı olmayan ve hatta belki sempati duydukları insanlara kötü polis rolü yapıyorlar. Duygusal yükü ağır olmalı; müstakil ev verseler yapmam. Bari bir klima alın. Yeri gelmişken söylemeden geçemeyeceğim, bu iki günlük kısa mesaim gösterdi ki Behzat Ç. ve Bir Zamanlar Anadolu’da kurmaca değil belgeselmiş, bütün diyaloglar ve karakterler birebir gerçekmiş.
Uçağa binmeden önce internetteki son dakikalarımda gördüğüm son şey “ailesinin gözüne girmek için kendini yakıyor, yazık!” tarzı yüzeysel psikolojik analizlerdi. Annemin Airbnb’de biblo kırdığı için ağıt yakması ve babamın gerçekten iyi bir baba olması dışında bütün anlattıklarım kurmacadır. Şaka yazabilmek için uydurduğum hayali çatışmalardır. Kişi ve kurumlar gerçek değildir. Mizahi bir yaklaşımdır. Pardon, mahkeme diline alıştım; siz bari şaka açıklattırmayın.
Kendimi bildim bileli hiçbir konuda baskı yapmamış, bana dair beklentiye girmemiş, çöp adam bile çizsem duvara asmış can dostlarımdır ikisi de. Her anne-baba kadar korumacı ve kaygılıdırlar. 2023’teki ilk Harbiye gösterimden sonra bile “Psikolog olsan keşke, boş vakitlerinde stand-up yaparsın” seviyesinde klişe; “yurtdışında İngilizce yapsan olmuyor mu?” diyecek kadar oğullarını gözlerinde büyütmüş insanlardır. Hemfikir olmasalar da bütün saçma kararlarımın arkasında durdular, bu gösteride de öyle olduğunu biliyorum, huzurlarınızda ikisini de öpüyorum.
Bu gösteriyi ne bir karşılık umarak ne de bir an bile cesur hissederek yayınladım. 7 yıl boyunca muhteşem bir hayat yaşadım. 25 yaşıma kadar içedönük, ölümüne karamsar, her şeyden şikâyet eden bir insan olarak; hobi seviyesinde yirmi seyirciye stand-up yapsam yeterince mutlu olacakken yüzlerce gösteride binlerce insanla beraber güldüm, yüzlerce yeni arkadaşım oldu, çok kalabalık ve sevgi dolu hissettim. Üstüne ihtiyacımın çok üstünde para kazandım.
Gencecik insanlar üniversiteleri korumak için, birçok konuda aynı düşünmedikleri belediye başkanlarına haksızlık yapıldı diye başlarına bu kadar bela alırken, “politik mizah” yaptığını iddia eden biri olarak en zararsız cümleleri bile ‘ama bunu yanlış anlarlar mı?’, ‘burayı manipüle edip sana saldırırlar mı?’ kaygılarıyla silmekten, etrafından dolanmaktan sıkıldım. O kadar sıkıldım ki, sıkıntım hayli yüksek olan korkumu aştı.
Gözaltı gecesi uyuşturucu testi sonrası götürüldüğüm hastanede beni görünce heyecanla el sallayan yetmiş yaşında teyze ise, kişisel sıkıntımı hayalimin ötesinde bir memnuniyete dönüştürdü. “Halk beni anlamadı ve başıma işler geldi” diye beklerken, “Halk beni anladı ve başıma işler geldi” oldu. WIN-WIN.
Temel seviyede Türkçe bilen, gösteriyi sahiplenen ve dayanışma gösteren herkese sevgiler. Gündemi salıyorum, kararlıyım bu sefer Moby Dick’i bitireceğim. Size dışarıda kolaylıklar.
Deniz Göktaş'ın emniyetteki ifadesi ortaya çıktı:
"Komedyenim, yüksek gelirliyim.
Deniz Göktaş rumuzlu YouTube hesabı bana aittir. Burada yapılan paylaşımlar benim tarafımdan yapılmıştır.
Soruşturmaya konu olan video, 1 Haziran 2026 tarihinde Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu'nda yapmış olduğum stand-up gösterisine aittir.
Bu stand-up gösterisindeki konuşmaların metni daha öncesinde benim tarafımdan hazırlanmıştır.
Tarafıma yöneltilen 'halkın belirli bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılama' kastım kesinlikle yoktur.
Bu gösteri benim yaklaşık 3 yıldır Türkiye'nin çeşitli şehirlerinde yaptığım bir gösteridir. 100 binin üzerinde seyirci bu gösterimi izlemiştir ve hiçbirinden bu kısma dair incindiklerine ilişkin bir şikayet gelmemiştir.
Gösterim boyunca birçok konuda konuşuyorum. Sadece dindarlar değil, her türlü politik görüş ya da popüler figür hakkında konuşmalarım vardır.
Burada da kötü bir şey demiyorum. Favori kitabım diyorum. 'Çeviride sorun var' cümlemi de yıllardır duyduğum meal tartışmalarına atıf olarak söylüyorum.
İnançlı bir insanı kırmak gibi bir amacım kesinlikle yoktur. Böyle bir yorumu günlük hayatta bir seyirciden duysam üzülürdüm.
Cumhurbaşkanına hakaret suçunu işlediğimi reddediyorum.
Herhangi bir şekilde Cumhurbaşkanını aşağılamak gibi bir niyetim yok.
Diktatör kelimesi siyasi bir nitelemedir ve sık sık kamuoyuna açık şekilde tartışılan bir konudur.
Demokrat, otokrat gibi bir kelimedir sadece.
Gösteri boyunca bu tarz popüler figürlere, ideolojilere ve Türkiye'ye dair sosyolojik olaylara yaptığım gibi mizahi bir yaklaşımdır.
Başka bir amacım yoktur.
Üzerime atılı suçlamaları kabul etmiyorum."
https://t.co/RRpccCikeb
Anne Frank cousin says as a Jew I speak out very clearly against the genocide in Palestine
“My great cousin anne If she were alive today she would speak out against the killing of Palestinians”
Lise müfredatı ile c ; üniversite müfredatı ile a çıkan sorunun cevabı nasıl a kabul edilir ya. Cimer e şikayet edelim, soruyu ikinci grafik çizmeyi akıl eden ve yapan başarılı çocuklar cezalandırılmasın.
#ösym
Bu sorunun soruluş amacı öğrenci artan azalanlığı biliyor mu test etmektir
İki tane youtube hocası zart zurt teoremini test etti de tutmadı diye sorunun cevabı değiştiriliyor
Koskoca ÖSYM komisyonundaki profesörler bile fark etmemiş öğrenciden fark etmeleri bekleniyor #ösym#yks
merhabalar,
bütün yıl hayal ettiğim gibi turnem ve kurgu biter bitmez arkadaşlarımın yanına 3 tişört 3 boxerla tatile geldim. bilmiyorum seyahat etmem ayıp bir şey mi ama istihbarat haberi gibi paylaşanlar 22 haziran’da yüklü bir bedelli askerlik ücreti ödediğimi de görürler, uzun yıllar ülkede olacağım :) Türkiye’de olmamı gerektiren bir durum olursa ilk uçakla döneceğim, tişört sayısı zorluyor.
Deniz'i alırlarsa, "Deniz'i maalesef alırlar" demenize güvenerek alırlar zaten, onun yerine "Skkimin başını alırlar" denir ve bu sözün altı eylemle doldurulursa Deniz ve diğerlerinin artık alınamayacağı bir sürecin çarkları işlemeye başlar.