Aslında bu karşılamanın çocuğa değil; onu "izleyecek ve like yapacak hayali kitle"ye yapılıyor olması... Asıl motivasyon çocuk olsaydı köşeye yerleştiren bir kamera yerine çocuğun mutlu bakışları kâfi olurdu. Yani asıl motivasyon o kitle.
Hepimiz bu bataklığa düştük az biraz. Sosyal medya hayatımızdaki insanlar yerine hayalî, bilinmeyen bir kitlenin beğenisini daha cazip hale getirdi. O yüzden aşk, aile, ilişkilerde kimse yeterince tatmin olmuş hissetmiyor. Ve hala bu durumun korkunçluğunun yeterince farkında değiliz.
Mühim bir soru: "İnsan, hayatında bir kez de olsa kendine şu soruyu sorup cevaplamalıdır: Sahip olduğum her şeyi yitirdiğimde, beni ayakta tutacak olan nedir?"
Sadece Zeynep’ler ve babalarıyla aralarındaki ilişki araştırılsa bile ismin kişi üzerindeki tesirini gösteren veri ortaya çıkar. Babasına düşkün olmayan, babasınında ona düşkün olmadığı bir Zeynep tanımadım.
Benimki de bir kızım daha olsa yine adını Zeynep koyardım demişti.🥹
Ben babam gelmeden uyumazdım. Her kapıdan çıktığında koşar öperdim. Ayakkabısı kirliyse dur baba der siler, öyle yolcu ederdim annemle. Babam her kapıdan çıkarken anneme dönüp “Zeynep şöyle ufalsa da gömleğimin cebinde gezdirsem”
Nerde saçma sapan bir şey var; markaların şöyle aptal PR’ları dahil, tüm kullanıcıların yaptıkları sözde mizahlar sosyal medyada bu tarz karakterlerin türemesini besliyor. Öte yanda da kızın saçma sapan bir şikayetini dikkate alıp adamı işten çıkarmış bir firma var!Anlayamıyorum.
Modern insanın garip bir problemi var:
Hayatı kötü değil.
Ama sürekli başkalarının hayatının en iyi 15 saniyesini izlediği için kendi hayatını yetersiz hissediyor.
Yıllar önce bir gün dua ederken Allah’ım bu olacaksa ve benim için iyiyse nolur bir işaret gönder demiştim herhangi bir hava akışı ve hareket olmaksızın yanan mum anında sönmüştü.
Olmadı arkadaşlar işaretlere inanmayın Allah’a güvenin…
Şu konsept mobilya görmek istemiyorum!
Kişinin ruhunun, zevkinin yansıması ve alanını kişiseleştirmesi gibi bir durum kalmadı.
Sosyal medya artık yaşam alanımızın cinsini, tarzını ve ruhunu da belirliyor.
Çözüm burdan uzaklaşmak değil,belki özümüzle daha haşır neşir olmak gerek.
Ankara’da bir kafede amcanın birine mescit yeri sordum, çıkışında tatlı tatlı sohbet ettik.
Nerelisin kızım diye sorunca ‘Of’luyum amca’ diye yanıt verdim.
Bana ‘olsun önemli olan insan olmak’ diye yanıt verdi. Anlatacaklarım bu kadar…
"Benim gibi düşüneceksin. Tıpkı benim gibi muhakeme edeceksin. Benim gibi karşı çıkacaksın. Ve benim gibi nefret edeceksin." Fikrî faşizm resmen bu.
Nefret siyaseti. Nefret insanı. Ve "Benim gibi düşüneceksin zorbalığı".
Hepsinden acilen kurtulmak zorunda bu ülke insanı.
Toplu taşımada kitap okuyanların ne okuduklarını çok merak ediyorum. Hangi kitap olduğunu anlayamazsam içime dert oluyor. Lütfen kitaplarınızın kapakları görünecek şekilde okuyun. Lütfen.