Duruşma Tutanağına "Cuma Namazı Nedeniyle Ara Verildi" Yazılabilir Mi?
Bir mahkeme salonu, yargı yetkisinin ve hukukun üstünlüğünün tecelli ettiği yerdir. O salonda bulunan hâkim, cübbesini giydiği andan itibaren kişisel kimliğinden, inancından veya dünya görüşünden sıyrılır; Türk Milleti adına egemenlik yetkisini kullanır.
Duruşma tutanağına "Cuma Namazı nedeniyle ara verildi" yazılması ve bunun sesli olarak deklare edilmesi, şu temel nedenlerle hukuk devleti ilkesine ve yargının tarafsızlığına aykırıdır:
1. Hukuk, tüm vatandaşları kapsayan ortak bir zemindir. Duruşmaya verilen bir aranın gerekçesi de salondaki herkesi kapsayabilecek, evrensel ve insani bir gerekçe olmalıdır.
Yemek Arası: Biyolojik bir ihtiyaçtır; Müslüman, Hristiyan, Ateist veya Yahudi fark etmeksizin herkesin buna ihtiyacı vardır. Bu "ortak" bir gerekçedir.
İbadet Arası: Sadece belirli bir inanca mensup olanları ilgilendirir. Salonda bulunan bir gayrimüslim avukat veya sanık için bu gerekçe, kendisini o ortamda "öteki" hissetmesine yol açar. Yargı, vatandaşlar arasında "bizden olanlar" ve "olmayanlar" ayrımı yaratamaz.
2. Hukukta bir uygulama "usul" haline gelirse, bu herkes için geçerli olmalıdır. Eğer bir hâkim tutanağa "Cuma namazı için ara veriyorum" yazdırabiliyorsa, bu durum sadece hâkimler arası bir emsal teşkil etmekle kalmaz; yargının kurucu unsuru olan savunma makamına (avukatlara) da sirayet eder. "Silahların eşitliği" ilkesi gereği, hâkimin sahip olduğu bir "inanç molası" hakkını avukattan esirgemek imkânsız hale gelir.
Böyle bir kapı aralandığında:
Hristiyan bir hâkim veya avukat; "Bugün Kül Çarşambası, kilisedeki ayine yetişeceğim",
Musevi bir avukat; "Bugün Şabat (Sebt) hazırlığı var veya Yom Kippur nedeniyle inancım gereği şu saatten sonra çalışmam yasak, duruşmanın ertelenmesini talep ediyorum",
Bir başkası; "Cemevindeki törene katılacağım, duruşmaya ara verilmeli"
diyerek tutanaklara "dini mazeret" yazdırma hakkını kendinde bulur.
Üstelik ibadet saatleri (örneğin Cuma namazı), güneşin konumuna göre yıl boyunca sürekli değişen bir zaman dilimidir. Sabit ve öngörülebilir olması gereken duruşma saatlerinin, sürekli değişkenlik gösteren bir takvime endekslenmesi, yargılamanın fiziki ve idari planlamasını (tevzi, duruşma listesi vb.) imk��nsız kılar. Adliyeler, hukuk takvimine göre değil, yüzlerce avukatın ve hâkimin çatışan dini takvimlerine göre işleyen kaotik yerlere dönüşür. Laiklik, işte tam da bu kaosu önlemek; yargılamayı kişisel inanç takvimlerinden bağımsız, standart ve öngörülebilir kılmak için vardır.
3. Yargılama faaliyeti, sadece karar vermek değil, o kararın "tarafsız verildiğine" dair güveni sağlamaktır. Hâkim, tutanağa dini bir gerekçe yazdığında, salonda bulunan ve o dinden olmayan bir vatandaşın aklına şu şüpheyi düşürür: "Acaba bu hâkim, karar verirken de dini görüşlerine göre mi hareket edecek? Benim haklarımı kendi inanç süzgecinden mi geçirecek?" Adalet, bu şüphenin oluşmasına dahi izin vermemeyi gerektirir.
Ayrıca tutanağa işlenen bu gerekçe, taraflar üzerinde "zımni bir baskı" oluşturur. Bir avukatın veya vatandaşın, tutanağa "dini bir gerekçe" olarak geçmiş bir araya (sürenin uzaması vb. nedenlerle) itiraz etmesi; hukuki bir itirazdan ziyade, o inanca veya ritüele yapılmış bir saygısızlık gibi algılanma riski taşır. Hâkim, tutanağa bunu yazarak, aslında kararına veya yönetimine yapılabilecek meşru itiraz yollarını manevi bir bariyerle kapatmış olur.
Hâkimlerin, savcıların ve avukatların ibadet özgürlüğü elbette vardır; ancak bu özgürlük, kamusal görevin ifası sırasında "görünmez" ve "özel" kalmalıdır. Aranın adı "öğle arası" veya "ihtiyaç molası" olduğu sürece sistem herkesi kapsar ve sorun yaratmaz. Ancak isim konularak bu durum "Dini Ara" haline getirildiğinde ve tutanağa işlendiğinde, yargının tarafsızlığı zedelenir ve hukuk, inançların yarışma sahasına dönüşür. İşte laiklik, herkesin o mahkeme salonunda eşit, güvende ve "aynı hukuka tabi" hissetmesinin teminatıdır.
57 baronun ortak açıklamasına, baroların birleşiminden oluşan üst kuruluş olan Barolar Birliği’nin, Avukatlık Kanunu’nun kendisine yüklediği baroların çoğunluğunun ortak görüşünü açıklama görevini yerine getirmeyerek katılmadığını öfke ve üzüntü içerisinde görmekteyiz.
Her konuda açıklama yapmaktan geri kalmayan İstanbul Barosu yönetiminin açıklamaya katılmaması, mensubu olan bizlerin katılmadığımız anlamına gelmemektedir. Zira, mevcut yönetim Avrupa’nın en büyük barosunun mensuplarının yüzde 10’luk bölümünün oyunu alarak seçilmiştir.
Terör örgütünün mecliste yeri yoktur. Aksini düşünen azınlığın, çoğunluğun düşüncesini görmezden gelmesi endişe vericidir.
Barolar; ifade hürriyetini desteklemekle birlikte, suçun ve suçlunun karşısında durmaktan kaçınmamalıdır. Zira toplumu ilgilendiren konulara dair açıklamada bulunmak baroların görevlerinden biridir.
İstanbul Barosu’nu ve açıklamaya katılmayan diğer baroları katılmama sebeplerini içeren yeni bir açıklamaya davet ediyorum.
Harika bir Farsça şiir:
Seninle gezmediğim bir sokak var içimde,
Seninle gitmediğim bir yolculuk var daha,
Seninle geçirmediğim günler ve geceler var,
Seninle paylaşmadığım aşkım var daha..."
Arkandaki fon müzik:
https://t.co/8ddSY0rk1A
YETER ARTIK
HATAY KONTEYNERKENTLERDE SU YOK!
Defne Topal Dursun Yıldırım Konteynerkentte 10 gündür su yok. Üç dört günde bir duş alınabilecek kadar gelen su tamamen gitti. Asgari koşullarda yaşamak bile zor bu şehirde!
Dün inanılmaz zor bir gün geçirdim. Büyük bir organize dolandırıcılık çetesinin elinden son anda kurtuldum. O kadar profesyoneller ki, İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nden aradıklarını söyleyerek kimlik bilgilerimin görsellerini gönderdiler. Adıma onlarca telefon hattı çıkarmışlar, sahte evrak düzenlemişler, bahis sitelerine üye olmuşlar. Hatta kimliğimle sahte kimlik oluşturup üzerine farklı bir fotoğraf yerleştirerek banka hesapları açmışlar ve yüklü miktarda para transferleri gerçekleştirmişler. Tüm bunların belgelerini bana gönderip, “Sizi koruma altına alıyoruz” diyerek beni bankalara yönlendirdiler.
Türkiye’de şirket sahibi olduğumu ve vergi mükellefi olduğumu bildikleri için kredi kartı limitimi artırmamı, bu limiti avans hesabıma aktarmamı talep ettiler. Sürecin gizli bir operasyon olduğunu ve banka çalışanlarına operasyon düzenleyeceklerini söyleyerek beni ikna ettiler. Savcı tarafından dosyanın gizli tutulduğu gerekçesiyle 24 saat boyunca kimseye bir şey söylemememi istediler ve ben de inandım.
Ancak arkadaşlarım ve ablalarım bana ulaşamayınca paniklediler ve baskı yaptılar. Onlara inanmadım, hala arayan kişilerin polis olduğuna emindim. Neyse ki bankaya girmeden önce karakola gidip arayan numaraları teyit ettirdim ve onların dolandırıcı olduklarını öğrendim. Karakola adım atar atmaz beni arayan kişi beni hemen engelledi. Yüksek ihtimalle takip ediliyordum.
Bu çete inanılmaz büyük ve profesyonel. Tüm bilgilere sahipler ve ikna kabiliyetleri çok yüksek. Lütfen polis kimliğiyle sizi arayanlara itibar etmeyin, gerçek polis sizi aramaz, direkt sorguya çeker.
Bu olayın ardından biraz kafa dinlemek için bir kaç gün tatile gidiyorum. Herkese güzel bir gün diliyorum!
TARİHİ KARAR MI TARİHİ HATA MI?
10 Aralık 2023
Deprem sonrası Hatay'daydım. Özgür Özel Hatay BB adayı için "Hatay’da vereceğimiz karar çok tarihi bir karar olacak. Depremden sonra Hatay başkan hakkında ne düşünüyorsa o karara uyacağız" demiş ve aksi halde Hataylıların sandıkta fatura keseceğini söylemişti.
Bu açıklama sonrası, belediye başkanı tarafından travmatize edilen Hataylılar rahat bir nefes almıştı. Özellikle de Atatürk ve Cumhuriyet duyarlılığı yüksek olanlar.
10 Ocak 2024.
Özgür Özel eski açıklamalarına karşın Lütfü Savaş'ı aday gösterdi. Üstelik, başka adaya "seni aday göstereceğiz" denilen akşamın gecesinde. Hataylılar bir daha yıkıldı. Oysa Hataylılar "Şu aday olsun" dememişler, "Şu kişiyi aday yapmayın yeter" demişlerdi.
Binlerce Hataylı sandığa gitmedi, binlerce Hataylı ise sandığa gitti, ilçesi için oy kullanıp il kısmında geçersiz oy kullandı. Çünkü elleri iki adaya da gitmedi.
1 Nisan 2024. Lütfü Savaş seçimi kaybetti.
Seçim sonrası Savaş, Hatay'da pek görülmedi. Hoş, deprem sonrası da pek görülmemişti.
Halkın uyarılarını aktardığımızda CHP adayına saldırıyorsunuz diyenler olmuştu. Biz, yanlış yorumluyorsunuz demiştik.
11 Aralık 2024.
Tesadüf ya, Hatay'dayım. Lütfü Savaş bugün CHP'den ihraç edildi. Muhtemelen Savaş, bugün de Hatay'da değildi.
...
Ve ilgilisini bulamayan soru(n)lar:
Tarihi fırsatı tarihi hataya göz göre göre kim çevirdi?
Kim kazandı, kim kaybetti?
Faturayı kim ödeyecek?
📍CHP'li Meclis Üyesi Nadir Bayram tarafından öldüresiye dövülen meslektaşımız Hakan Sataroğlu ile konuştum. Darp edilme nedeni bir rantın peşine düşmesi. Aktardıklarını aynen yazıyorum:
🔴Bir haber takibindeydim. Ucu Nadir Bayram’a çıkıyordu. Belediyeye ait denize sıfır bir işletmeyi hülle yoluyla Nadir Bayram’ın aldığı yönünde bilgiler dolaşıyordu. Bu konuya dair araştırma yaptığımı öğrenmiş. Olay günü ise gelip benimle konuşup bilgi vereceğini düşündüm. Ama aniden saldırdı. Kendimi koruyamadım bile. Sesimi duyuran herkese çok teşekkür ederim.
YENİDOĞAN DAVASINI TAKİP EDİYORUZ.
#Yenidoğan Çetesi'nin yargılanmasına bugün Bakırköy 22. Ağır Ceza Mahkemesinde başlanacak.
Duruşma henüz başlamadı.
Çok sayıda avukat, müşteki ve izleyicinin duruşma salonuna alınmaması nedeniyle tartışma sürüyor.
TBMM soruşturma komisyonu üyesi bir milletvekili de içeri alınmaması nedeniyle tepki gösterdi.
Duruşmanın 400 kişilik konferans salonunda yapılması isteniyor.