Namaz; çölleşen ruhlara ab-ı hayat olan kutlu bir pınar, insanın dünyevi telaşları bir kenara bırakıp Öz'e döndüğü muazzam bir mirac ve karanlık yollara ışık tutan sarsılmaz bir pusuladır.
Çünkü namaz, kulun Yaratan'ıyla buluşma anıdır.
📍 Mardin
📍Diyarbakır Gençlik Kolları olarak, Milletvekilimiz Sn. Faruk Dinç'i il başkanlığımızda düzenlediğimiz anlamlı tören ile karşıladık.
Sn. Faruk Dinç gençlerimiz ile hasbihal etti. Mısır'da yapılan Küresel Vicdan Yürüyüşü ile alakalı olarak bazı değerlendirmelerde bulundu.
Evet kim daha çok İngilizlere benziyor?
İngilizlerin İstanbul işgalinden çekilme kararı Birleşik krallık meclisinde tartışılırken Churcill'in söylediği meşhur bir söz vardır: "Geride öyle adamlar bıraktık ki bizim yapamadığımızı yapacaklar"
Peki neler yaptılar?
#ŞehidŞeyhSaid
Küresel vicdan yürüyüşü çığ gibi büyümeli!
"Dünyanın her yerinden halklar ve milletvekilleri bu vicdani harekete destek vermeli. Biz bu yürüyüşü selamlıyor, destekliyor ve yürüyen kardeşlerimizin yanındayız."
Faruk Dinç | Mersin Milletvekilimiz
#MarchToGaza
Ve siz Sayın Büyükelçi…
Tüm bunlar yaşanırken siz neredeydiniz?
Gündüz sizi övenler ve sizin övdükleriniz, akşam kafamızı kırdılar.
Siz alandan ayrıldıktan yalnızca bir saat sonra yaşandı tüm bunlar.
Ve ardından yine aynı cümleler dolaştı ortalıkta:
“Filistin davasına ne kadar önem veriyoruz.”
Ne zaman sustuk, artık söz alma hakkımız doğdu:
Siz o gece alana dönüp “Ben buradayım, vatandaşımın yanındayım” diyemediniz.
Siz, bir tek telefonla yerini öğrenebileceğiniz kayıplar için bir adım atmadınız.
Siz, alanda dövülen, sürüklenen, tehdit edilen insanlarınızın hakkını savunmadınız.
Oysa büyükelçi olmak sadece kravat takmak, protokol konuşması yapmak değildir.
Büyükelçi olmak, halkının onurunu korumaktır.
Ve halkının dövüldüğü, kaçırıldığı, aşağılandığı bir gecede susan her devlet görevlisi, o utancın ortağıdır.
Biz oradaydık.
Siz yoktunuz.
Biz tek bir çocuğun gözyaşına ses olmak istedik.
Siz, bizim gözyaşlarımıza bile bakmadınız.
Ağaca balta vurmuşlar...
Sapı benden demiş.
Evet, biz de o gün balta yedik.
Ama bizi ezen metal değil, sapıydı.
Bizdendi. Bizim adımızla, bizim bayrağımızla gelen bir sessizlikti bu.
Sayın Büyükelçi, bu utanç size aittir.
Ve bilmelisiniz ki, o gece alanda olan yabancı aktivistler size şöyle dedi:
“Gidin, gidin… ama bunu unutmayacağız.”
Bu sözü bize değil, size söylediler.
O gece biz ne Mısır hükümetine karşı yürüyüş yaptık ne de bir çakıl taşı attık; aksine, etrafımızı saran genç polislerle suyumuzu paylaştık, gölgemizi verdik. Sessizliğimiz bir öfkenin değil, bir saygının ifadesiydi. Eleştirimiz ne devlete ne milleteydi—sadece maruz kaldığımız muameleyi mahkûm eden, vicdanımızdan yükselen bir sesti.
Biz oradaydık çünkü Gazzeli çocuğun sesi olmak istedik. Bizim yürüyüşümüz Siyonist zulmü mahkûm etmek, Refah’a yürümek, onların çığlıklarına ses vermekti. Dünya kamuoyuna dikkat çekmek, gözleri bu zulme çevirmekti. Biz insanlık onurunu omuzladık, ama siz yoktunuz.
Çünkü büyükelçilik, yeşil plakalı çakarlı bir araca binmek değil; halkıyla yürümek, halkı darp edilirken dönüp bakabilmektir.
Sayın Büyükelçi, Bu Utanç Size Aittir
Kahire’den Refah’a doğru yola çıkarken elimizde bavullar, içimizde Gazze’nin acısı vardı.
Biz o yola sadece yürümek için değil, insan kalabilmek için çıktık.
Bombalar altında kalan çocukların, yıkılmış evlerin, susmuş vicdanların sesi olmak istedik.
Ama daha İsmailiye’ye varmadan durdurulduk.
Mısır’daki kontrol noktalarından birinde pasaportlarımıza el konuldu.
Ne gerekçe vardı, ne açıklama.
“Bekleyin,” dediler. “Yasak,” dediler.
Ama biz ne çatıştık ne bağırdık. Oturduk. Sessizce. Aç, susuz, güneşin altında, sadece insanlık adına.
Komite yetkilileri saatlerce Mısırlı yetkililerle görüştü.
“Bu insanlar sadece Refah’a ulaşmak istiyor,” dediler.
Ama kapılar duvardı.
Ve günün sonunda ortaya çıkan biri oldu: Türkiye’nin Mısır Büyükelçisi.
Geldiğinde saat çoktan akşama yaklaşmıştı.
Günlerdir ortalıkta olmayan, telefonlara çıkmayan, kayıp vatandaşları için tek cümle etmeyen büyükelçiydi bu.
Umutlandık. Belki der ki, “Sizi görüyorum.” Belki der ki, “Devlet yanınızda.”
Ama olmadı.
Ne dedi?
“Prosedür” dedi.
“Buradaki büyükler sizden daha hassas bu konuda” dedi.
Yanından geçen bir Mısırlı polise sarıldı.
“Sen de üzülüyorsun değil mi Gazzeli çocuklar için?” dedi.
Polis şaşkınlıkla baktı.
Sessizliği, “Ben bu alandakilerle nasıl bir tutarsın? Ben asla bunlarla aynı safta değilim,” der gibiydi.
O anda anladık ki, biz burada ne hükümetin ne de devletin nezdinde görünür değiliz.
Çünkü biz bu devletin sıralı vatandaşı değiliz belki, ama insanız. Ve o gün bir insanın hak ettiği değeri bile görmedik.
Ve o alanda, sonra sivil, iri yarı, izbandut gibi adamlarla tek tek sarıldınız.
Ellerinizi uzatıp “çak” yaptınız.
Bunu hepimiz gördük.
Ve o “sivil” sandığınız adamlar ile sarıldığınız polisler…
İşte o akşam saldırı emrini verenler onlardı.
Ve bizzat saldıran da onlardı.
Daha bir gün önce, gündüz, bizim başımıza geldi tüm bunlar.
Kaldığımız otele gece yarısı baskın düzenlendi.
Yirmi sivil, ellerinde kimliksiz, sessizce gelip insanları zorla odalarımızdan aldı.
Sivil araçlarla bilinmeyen yerlere götürüldük.
Ailelerimiz endişelenmesin diye “gözaltına alındık” dedik, ama gerçekte biz kaçırıldık.
Ve bunu en iyi bilecek olan, devletimizin oradaki temsilcisi, yani sizdiniz Sayın Büyükelçi.
Biz birbirimizi arayarak, sosyal medya üzerinden tweet atarak hayatta kaldık.
Sizin korumanız gereken vatandaşlarını sosyal medya korudu o gece.
Büyükelçiye söyledik:
“Biz dün kaçırıldık. Yaka paça, nereye götürüldüğümüzü bilmeden…” dedik.
Tepki vermedi. Göz göze gelmemeye özen gösterdi.
Sanki duymamış gibi başka yöne döndü.
Ve sonra alana dönüp kalabalığa, “Terk edin. Yoksa sonu kötü olur,” dedi.
Bu bir uyarı değildi. Bu, göz göre göre yapılan bir tehditti.
Ve tehdit eden, bizim ülkemizin büyükelçisiydi.
Kendi vatandaşına karşı.
Siz alana bize sahip çıkmaya, bizi anlamaya gelmediniz.
Siz kurye gibi geldiniz; bize yukarıdan iletilmiş tehditkâr mesajları taşımaya geldiniz.
Siz tehdit etmeye geldiniz.
Kurduğunuz cümleler uyarı ya da ikaz değildi; insanların koluna girip sarf ettiğiniz sözler doğrudan tehditti.
Siz, ülkemi temsil etmediniz.
Biz devletimizin sıcaklığını, koruyuculuğunu hissetmek isterken siz, birileri adına bizi susturmaya geldiniz.
Sadece bununla kalsa iyi.
Bazı dini hassasiyetleri olan hocalara yönelip, “Gençleri çekin alandan,” dediniz.
Kimi bu sözle ayrıldı. Kimi, bu sözdeki sessiz baskıya boyun eğdi.
Ama biz orada kaldık.
Çünkü bu sadece Refah’a yürümek değil, onurlu duruşumuzu korumaktı.
Kız kardeşlerimiz tekmelenerek araçlara bindirildi.
Bazılarının giysileri parçalandı.
Bazı kadınlar dövülerek yaralı bir şekilde hastane önüne atıldı, bazıları ıssız yerlerde bırakıldı.
Ne isim soruldu, ne adres. Gözaltı bile denmedi.
Çünkü bu bir operasyon değil, gözdağıydı.
Bayanlar çıplak kalana kadar dövülmeseydi…
Bazı hanım kardeşlerimiz hastane önüne atılmasaydı…
Belki ‘Kol kırılır yen içinde kalır’ der, yutkunurduk. Ama öyle olmadı.
Canımız yandı bize yapılandan çok, kadınlara yapılanla yandı...
Mısır'da, Refah Sınır Kapısı'nın açılması için düzenlenen Küresel Vicdan Yürüyüşü'ne katılan Mersin Milletvekilimiz Sayın Faruk Dinç, bir saldırı sonucunda yaralandı.
Milletvekilimiz Dinç'in sağlık durumu iyi ancak aktivistlere yönelik ciddi saldırılar endişe vericidir. Aralarında çok sayıda Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının da bulunduğu aktivistlerin can güvenliği tehlike altındadır.
Mısır makamları derhal uyarılmalı ve saldırıların durdurulması için gerekli adımlar atılmalıdır.
TBMM Başkanı Sayın Numan Kurtulmuş ve Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan'ı acilen göreve davet ediyoruz.
@NumanKurtulmus@HakanFidan
#GazzeyeYolAç
#Openwaytogaza
Darbeci Sisi'nin askerleri Gazze için toplanan aktivistlere saldırdı!
📌 Gazze'deki soykırımı protesto etmek için Refah Sınır Kapısı'na doğru yürüyüşe geçen aktivistlere Mısır güvenlik güçleri tarafından yapılan sert müdahale sonucu HÜDA PAR Milletvekili Faruk Dinç başından yaralandı.
Sabah saatlerinde Kahire Havalimanı’nda yaklaşık 4 saat bekletildik. Ardından konakladığımız Montecairo Oteli’nde Mısır muhaberatı tarafından gözaltına alındık. Yaklaşık 3 saat boyunca sorguya çekildik, psikolojik baskıya maruz kaldık.
Su içmemize, namaz kılmamıza dahi izin verilmedi.
Telefonlarımıza el koydular.
Daha sonra bizi minibüslere bindirerek bir yere götürmek istediler. Araçta geçen yaklaşık 20 dakikalık sürecin ardından tavırları değişti ve bizi tekrar Montecario Oteli’ne geri getirdiler.
Şu an otel fiilen gözetim altında. Çevresinde muhaberat var çıkmamıza izin verilmiyor. Psikolojik baskı hâlâ sürüyor.
Biz buraya Mısır hükümetini protesto etmeye değil,
Gazze için, Aksa için, insanlık vicdanı için geldik.
Amacımız Ariş Limanı’ndan Refah Sınır Kapısı’na yürümek, Gazzeli mazlumlara ses olmak, direnişi selamlamaktı.
Ama sesimiz Siyonist zulme değil, bizi engelleyenlere çarptı.
“Korkaklıkta ar ve zillet, ilerlemekte şeref ve izzet vardır.
Kişi korkaklık ederek kaderden kaçamaz.”
Ne kaderimizden kaçmaya, ne de şeref ve izzetimizden vazgeçmeye niyetliyiz!
Canımız da, kanımız da Aksa’ya fedadır.
Gazzeli çocukların canından daha kıymetli değiliz.
Bu saatten sonra başımıza gelecek her şeyin sorumluluğu Mısır hükümetine aittir.
Ama bilsinler: Korkumuz yalnız Allah’tandır.
Susmayacağız!
Sisi cuntası ablukayı kırmak için Refah Sınır Kapısı’na gitmek isteyen aktivistleri gözaltına alıyor.
📌 Gazze’deki soykırımı durdurmak ve ablukanın kaldırılmasını talep etmek amacıyla başlatılan Direniş Konvoyu kapsamında Mısır’a giden aktivistler, Kahire’de gözaltına alındı.
Gözaltına alınanlar arasında Umut Kervanı İnsani Yardım Vakfı Genel Başkan Yardımcısı Erdal Elibüyük ve Âlimler ve Medreseler Birliği Genel Başkan Yardımcısı Seyda Molla Abdulkuddüs Yalçın Kahire’de gözaltına alındı.
🔴Sisi Cuntası Gazze İçin Yola Çıkan Aktivistleri Gözaltına Aldı
📌 Refah Sınır Kapısı’na giderek Gazze ablukasını kırmak isteyen Direniş Konvoyu aktivistleri, Mısır’ın Kahire kentinde gözaltına alındı.
📍 Gözaltına alınanlar arasında Umut Kervanı Vakfı Genel Başkan Yardımcısı Erdal Elibüyük ve Âlimler ve Medreseler Birliği Genel Başkan Yardımcısı Seyda Molla Abdulkuddüs Yalçın da bulunuyor.
❗️Aktivistler, Gazze’deki soykırımı durdurmak ve ablukanın kaldırılmasını talep etmek için Mısır’a gitmişti.
HÜDA PAR Genel İdare Kurulu Üyesi Erdal Elibüyük ile İttihadul Ulema Genel Başkan Yardımcısı Abdülkuddüs Yalçın, bugün Mısır’da konakladıkları otelde gözaltına alınmıştır.
Barışçıl bir şekilde Gazze’deki katliama dikkat çekmek ve insanlık vicdanına seslenmek amacıyla yola çıkan bu isimlerin, hiçbir hukuki gerekçe olmaksızın gözaltına alınmaları kabul edilemez. Mısır yönetimini, Gazze’deki ablukayı kırmaya yönelik barışçıl yürüyüşlere yönelik engellemelerden vazgeçmeye ve keyfi olarak gözaltına alınan tüm aktivistleri derhal serbest bırakmaya çağırıyoruz.
Bu vesileyle, T.C Dışişleri Bakanlığı’nı ivedilikle ve etkili bir diplomatik girişimde bulunarak görevini yerine getirmeye davet ediyoruz.
Uluslararası kamuoyunu ve insan hakları kuruluşlarını da bu haksız gözaltı dalgasına karşı sessiz kalmamaya çağırıyoruz. @TC_Disisleri
#GazzeYürüyüşü
Alkışların odağındaki o müthiş konuşma:
“Bu rejim Seyit Rıza’dan da Ahmet Kaya’dan da Alevi vatandaşlardan da özür dilemelidir.
Bu devlet işini gücünü bıraktı, kendi vatandaşlarıyla uğraştı.”
#İnsaniÇözüm#KürtMeselesi