Bu yıl öğrendiğim en büyük şey hiç bir şeyi zorlamamamız gerektiğidir : konuşmalar, arkadaşlıklar, ilişkiler, dikkat, sevgi. Zorunlu olması gereken şeyler için savaşmaya değmez, çünkü gerçekleşmesi gereken her şey olacak,olmayacak şeyler olmayacak.
İmralıdan o melun çıkarsa da şaşmayın.
Bunlar onu meclise sokarsa da şaşmayın.
Yakasına madalya da takarsa da şaşmayın.
Şehitlerin öcünü almaktan caydı bunlar,
İhanetin adını “açılım” koydu bunlar!
-Ozan Arif
Acı Felaketin 1. Yılı:
“Unutmadık, Unutmayacağız”
Tarihin en büyük felaketlerinden biri olan Kahramanmaraş merkezli 11 ilimizi etkileyen acı depremin üzerinden bugün tam 1 yıl geçti.
Kaybettiğimiz canlarımızın mekanları cennet olsun.
Ülkemizin başı sağ olsun.
Nasıl ki tarihimizin en acı günlerinde yaralarımızı birlikte sarmak için var gücümüzle çalıştıysak, bugün de yarın da çalışmaya devam edeceğiz.
Yitip giden canlarımızı unutmayacak, gelecek hayali kuran çocuklarımızı ve binlerce insanımızı yalnız bırakmayacağız...
Mansur Yavaş, 29 Ekim'de Anıtkabir'de okuduğu Andımız ile gündeme gelen minik Bulut'un yer aldığı 10 Kasım videosunu paylaştı:
"Bizim O’nunla olan andımız; söküp atılamayacak en korunaklı yerde, kalplerde… Sonsuza dek…"
Babaannem ılık bir ikindi üzeri vefat etti. Babam, emin olmak için ağzının önüne ayna tuttu ve sonra hafif bir ses tonuyla, “Vefat etti annem” dedi. “Allah rahmet eylesin.” Çocuk aklımla babamın yaşadığı sükunete bir anlam veremedim. Sonra annemden öğrendim. O gece yorganın altında hıçkıra hıçkıra ağlamış babam.
Tevekkülü, isyan etmemeyi o gün öğrendim.
***
Anneannemin iyice ağırlaştığı geceydi. Zor nefes aldığı için oksijen tüpüne bağlıydı. Eve doktor geldi. Bakışlarıyla bize yapacak pek bir şey olmadığını ima etti. Doktor tam evden çıkacakken anneannem ağzına bağlı olan maskeyi çıkarıp zorlukla, “Nezih Beye börek, çay getirin,” dedi. Bir saat sonra da vefat etti.
Misafirperverliğin ne olduğunu o gece öğrendim.
***
Hollanda’da tarihi bir şatoyu ziyaret edecektim. Şatonun önüne geldiğimde henüz açılmadığını gördüm. Bilet gişesinin önünde benim gibi erken gelmiş, 30 yaşlarında bir Japon vardı. Tanışıp, ayaküstü biraz sohbet ettik. Kapıların açılmasına daha 20 dakika vardı. Yeni tanıştığım arkadaşa, “Ben biraz dolaşıp fotoğraf çekeceğim. 20 dakika sonra burada buluşup birlikte gireriz,” dedim.
Dolaşırken sağanak yağmur başladı. Ben de bir kafeye sığınıp yağmurun dinmesini bekledim. Yaklaşık bir buçuk saat sonra şatonun kapısına geldiğimde Japon’u beni beklerken buldum. Sığınacak bir yer olmadığı için paçalarından su akıyordu. “Niye girmedin?” diye sordum. “Sözleştik ya,” dedi.
Sözünde durmayı, ismini bile hatırlamadığım ıslak bir Japon’dan öğrendim.
***
Rahmetli dedemin vefatından birkaç gün önce bir bayram sabahıydı. Amansız bir hastalığın pençesinde zor nefes alıp veriyordu. Kesilen kurbandan tatsın diye ağzına nohut kadar bir et parçası koyduk. Bir gayretle yutmaya çalıştı ama vücut kabul etmedi. Ağzından eti geri almak için eğilen kızının yanaklarına inmiş iki damla yaşı fark edince zoraki gülümsedi.
“80 yıl doya doya et yedik kızım,” dedi usulca, “bir kere yiyemedik diye üzülmek olur mu?”
Bir nefese yüzlerce kişisel semineri sığdırılabileceğini de o bayram sabahı öğrendim.
***
Theodore Zeldin, İnsanlığın Mahrem Tarihi isimli kitabında diyor ki; “Zihniyetler buyrukla değiştirilemez. Çünkü yok edilmesi neredeyse imkânsız olan bir şeye, hatıralara dayanırlar.”
Öyleyse çocuklarına kitap okuma alışkanlığı kazandırmak için çırpınan anne babalar şunu asla unutmamalı; Yaşanan veya yaşatılan bir yanlış, kitaplar yoluyla öğrenilen bin doğruya bedel olabilir.
Doğru bir hayat yaşamayan kişi ne kadar çok şey bilirse bilsin, taşımaktan öteye gidemez. Yanlış bir hayat doğru yaşanamaz yani.
Önemli olan hakikate götüren bilgiyi bulabilmek veya bilgiyi kullanarak hakikate ulaşabilmektir.
surekli yari yolda kalan bir kiz her anlamda daha guzellesir. hicbir seyi ciddiye almamaya baslar, olaylara karsi tepkileri azalir, dusunmeyi birakmaz belki ama dusundukce de acitmaz.. nerden bildigimi sormayin