Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Çocuk Koruma Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile çocuklarımızın güvenliği ve sağlıklı gelişimi için kritik bir adım daha attık.
Cumhurbaşkanımız Sn. @RTErdogan’ın liderliğinde onları her türlü riskten korumayı ve her koşulda üstün yararlarını gözetmeyi millî bir sorumluluk olarak görüyoruz.
Bu bilinçle koruyucu ve önleyici mekanizmalarımızı destekleyen çok yönlü hukukî düzenlemeleri hayata geçiriyoruz.
Çocuklarımızı gözeten ve aile kurumumuzu güçlendiren çalışmalarımızı yürütmeye devam edeceğiz.
Düzenlemelerin ülkemize ve milletimize hayırlar getirmesini diliyorum.
“Türkçülük öyle şerefli bir bayraktır ki bu bayrağı vatanın her köşesinde durmadan dalgalandırmak her Türk’ün ilk ve milli vazifesidir.”
Mustafa Kemal Atatürk
TikTok YASAKLANMALI.
Mafya dizileri YASAKLANMALI.
Şiddet içerikli filmler YASAKLANMALI.
18 Yaş altına sosyal medya YASAKLANMALI.
Şiddet içerikli online oyunlar YASAKLANMALI.
Şiddet ve çarpık ilişkilerin reklamını yapan gündüz kuşağı programları YASAKLANMALI.
#kahramanmaraş
Giresun’un asıl can damarı maden değil, nesillerdir bu toprakları yeşerten fındıktır. Bizim en büyük istihdam kaynağımız toprağın altındaki maden değil üstündeki yeşil altınımızdır. Doğayı ve fındık bahçelerini korumak Giresun’un gerçek ekonomisini ve geleceğini savunmaktır.
Giresun’un %85’i maden sahası ilan edildi.
• Maden ruhsatlarının toplam büyüklüğü 125 bin dönümü buluyor.
• İhaleye açılan alan en az 38 köy ve yaylayı içeriyor.
Lise 2'deyken İlber Hoca'nın cep telefonunu internette bulmuş, bir söyleşiye çağırmıştım. Hiçbir detay sormadan kabul etmişti. Heyecandan iki cümleyi bir araya getirmekte zorlanan bir çocuk sesini ciddiye almasına inanamamıştım.
Dört sene sonra üniversitede hocam oldu.
Hiç unutmuyorum, ilk derste "Hz İsa'nın konuştuğu dil neydi?" diye sordu, doğru cevaplamam üzerine beni lisede düzenlediğimiz o söyleşiden hatırladığını söylemişti. İkinci şoku da o zaman yaşamıştım.
Sonra yakından gözlemledikçe, tanıdıkça bu şoku yavaş yavaş atlattım.
İlber Hoca herkesle konuşuyor, herkesin telefonunu açıyor, kimseyi unutmuyor, içinde bulunduğu anı doruğuna kadar yaşıyordu. Birikimi, makamı, şöhreti; onu hayattan koparmamış, aksine çok daha sıkıca tutundurmuştu. Daha önce böyle çok az kişi gördüm.
İlber Hoca'nın kitapları, makaleleri, söyleşileri, tavsiyeleri, dersleri, bildiği dil sayısı, kütüphanesi etkileyiciydi, zihin açıcıydı. Ama farklı görüşten, kimlikten herkesin bir noktada kulak verdiği bir isim olmasının tek sebebi akademik derinliği değildi.
İlber Hoca, bilgiyi insanlara aktarmayı bilen ve seven yaşayan ve hayatın içinde bir entellektüeldi.
Her dönem gençlere seslenmeyi bilen, zamanın ruhunu inanılmaz iyi yakalayan; her ne kadar üstten anlatıyormuş gibi gözükse de aslında göz hizasına geçerek bildiklerini aktaran, popüler kültürü belki küçümse de bilgiyi popülerleştiren biriydi.
Hangi ülkede bir tarih profesörü gençler arasında popüler bir figüre dönüşebilir, sözleri, şakaları sosyal medyada trend olabilirdi ki? Abuk subuk kişilerin gündeme geldiği bir dönemde bunun yaşanması bile acayip ve İlber Hoca'ya özgü bir şeydi bence.
Hoca'nın çalan telefonunu her yerde, her yayında açmasının da sebebi buydu; herkesle konuşan, herkesle angaje olan, herkesi dinleyen ve herkesle paylaşan biriydi. "Ulaşılamayan" "telefonlara çıkmayan" insanların dünyasında, çok rahatlıkla kendisini kapatabileceği "fil dişi kulesine" çıkmayı reddetmişti bence.
Bu yüzden farklı kesimlerle temas kurdu, herkesle konuştu, her yerde konuştu.
Bulunduğu ortamdan, akan hayattan kopuk değildi.
Kitaplarını ortaokulda okumaya başladım, kendisini lisede tanıdım, derslerini üniversitede dinledim. Ama ondan öğrendiğim en büyük şey asla sadece kendisinden ders alma şansına resmen erişmiş küçük bir sınıfın "hocası" olmaması, herkesin hocası olmasıydı.
Büyük ihtimalle bu denli hayatla iç içe, kamusal alanın akışından kopmayan, herkesle diyalog halinde bir aydın, hocayla karşılaşmamız zor olacak.
Çok şey öğrendik, ama benim nezdimde aldığım en büyük ders buydu: Bilginin, makamların ışıltısına kapılıp hayattan azade fildişi kulelerine kapanmamak. Akıştan vazgeçmemek.
Mekanın cennet olsun İlber Hocam.
Allah rahmet eylesin.
Nur topu gibi bir "Z kuşağı sorunu" var.
Ki yapılan bir araştırmada Z kuşağı "kendinden bir önceki kuşaktan daha az zeki olan ilk nesil" olarak kayıtlara bile geçti.
Nitelikli ve saygılı Z kuşağı azınlığını istisna tutarak genel ortalaması maalesef niteliksiz, saygısız, üslupsuz, teknoloji bağımlısı, dikkatini hiçbir şeye veremeyen, dürtüsel, haz ve şiddet bağımlısı bir kuşak bu. Ve buna karşılık altı en boş özgüvene sahip nesil de bu. Basına bile sürekli yansıtan suça sürüklenen çocuk(!) cinayetleri de bu kuşağın marazlı karakteristiğinin sonucu.
Önlem alınmazsa Z Kuşağından sonra gelecek Alfa Kuşağını da berbat etkileyecek.
Y kuşağıyım, bizim zamanımızda gerçekten öğretmene ve okul kurallarına karşı korku derecesinde bir saygı vardı. Acilen bu konuda yeniden düzenlenmeler yapılması, okul müessesesine, kurallara, cezai yaptırımlara ve öğretmene iade-i itibar yapılması gerekiyor. Şart.
Daha kaç pırıl pırıl çocuğumuzu kaybedeceğiz? Her olayda “emsal karar çıksın” diye ülkece ses çıkarıp, hiçbir adım atılmamasını mı izleyeceğiz?
Ortada sistematik bir ihmal var ve bunun yarattığı sonucu kabul etmiyoruz. Bugün çocuklar korunamıyorsa, bunun nedeni suçluların cesareti kadar yetersiz yasalar ve göstermelik cezalardır. Cezasızlık, suçu teşvik eder. Devletin görevi, her kayıptan sonra üzülmek değil; bir daha yaşanmaması için cezai yaptırımları ve sokak denetimini artırmak, caydırıcılığı gerçek anlamda sağlamaktır. Her olay olduğunda dönüp dolaşıp aynı caydırıcısızlığı yaşıyoruz ve BU FAİLE GÜÇ VERİYOR!
Çocukların yaşam hakkı, siyasi hesapların ve “mevzuat yetersizliği” mazeretlerinin çok üzerindedir. Değişmeyen yasalar, suça ortak olur.
#AtlasÇağlayan