REKOR ÜYE SAYISI İLE TÜRKİYE’NİN EN BÜYÜK SENDİKASIYIZ
Eğitim ve bilim çalışanlarının haklarını koruyup ve geliştirme, yasaklarla mücadele ve özgürlük alanlarını genişletme mücadelemiz, 2026 yılında da eğitim çalışanlarının dalga dalga büyüyen teveccühüne mazhar olmuş, mayıs ayındaki üye tespit tutanaklarının ortaya çıkardığı netice ile sendikacılığın zirvesindeki yerini pekiştirmiştir.
Geçen yıl 428 bin 618 olan toplam üye sayımız, açıklanan mutabakat sonuçlarına göre 16 bin eğitim ve bilim çalışanının katılımıyla 444 bin 454’e yükselmiştir. Eğitim ve bilim çalışanları, genel yetkili sendika ünvanını üst üste 16. kez Eğitim-Bir-Sen’e vermiştir.
Eğitim-Bir-Sen’in üye sayısı, Türkiye’de bir sendikanın ulaştığı en yüksek üye sayısıdır.
Bu başarıda emek var, alın ve akıl teri var, dualar var.
Bu başarıda 444 bin 454 üyemizin desteği var.
Eğitim Bir Sen’i tarihi zirveye ulaştıran üyelerimize “444 bin 454” kez teşekkür ederiz.
Hep birlikte daha güçlüyüz.
Hep birlikte Bugünün ve Yarınların Sendikasıyız.
Hep birlikte Kalıcı İş ve Eylemlerin peşindeyiz.
444 bin 454 üyemiz adına taşıdığımız sorumluluğun bilinciyle hareket edecek, eğitim çalışanlarının sorunlarını çözmek, yeni kazanımlar elde etmek için bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da tüm gücümüzle çalışacağız.
Haberimizi okumak için: https://t.co/qJ8if09zac
#RekorÜyeYerimizZirve #EğitimBirSen
“Birimizi durdursalar binimizi yola çıkaracağız”
Genel Başkanımız Ali Yalçın, NTV canlı yayınında, Gazze’de yaşanan insani felakete dikkati çekmek ve insani yardım ulaştırmak için yola çıkan, aralarında sendikamızın genel merkez ve şube yöneticilerinin de bulunduğu 345 katılımcıyı taşıyan Özgürlük ve Sumud Filosu’na siyonist İsrail’in uluslararası sularda yaptığı terör saldırısına karşı tüm dünya devletlerini harekete geçmeye çağırdı.
Genel Başkanımız Ali Yalçın:
“Siyonist İsrail kesinlikle suç işlemiştir. Bu haydutluk ve korsanlık asla kabul edilemez. Uluslararası toplum bu haydutluğa karşı durmak zorundadır. Filo, insani yardım amacıyla yola çıkmış sivil aktivistlerden oluşuyor. Aralarında genel başkan yardımcımız ve il başkanlarımızın da bulunduğu yürekli insanlar Gazze'ye insani yardım götürmeye, insan onuru ve haysiyetine sahip çıkmaya, oradaki çocukların gözyaşını silmeye, eğitim yardımları götürmeye çalışıyorlar.
Bu çabaya müdahalenin kabulü mümkün değil. Bu saldırıyla siyonist terör şebekesinin ikiyüzlülüğü, soykırımcı kimliği ve amacının ateşkes de barış da olmadığı bir kez daha ortaya çıkmıştır.
Bu katil sürüsü durdurulmadığı müddetçe dünyada hiçbir devlet güvende değil, uluslararası sularda seyrüsefer hakkını kullanan hiçbir deniz aracı da güvenlik içerisinde değildir.
Buna kesinlikle sessiz kalmayacağız. Bunu herkes bilsin. Bedeli ne olursa olsun bu zulme dur demek için girişimlerimizi ve eylemlerimizi sürdüreceğiz.
Yarın 1 Mayıs, 1 Mayıs’ta da meydanlardan siyonist zulmü lanetlemeye, Gazzeli çocuklara ve mazlumlara sahip çıkmaya devam edeceğiz. Birimizi durdursalar binimizi yola çıkaracağız. Onlar zulümde, vahşette ne kadar kararlıysa biz de insanlıkta, iyilikte, adalette, insan onur ve haysiyetine sahip çıkmakta, vicdani duruş sergilemekte kararlıyız.”
OKULLARDAKİ REHBERLİK HİZMETLERİNİN SAĞLIKLI YÜRÜTÜLMESİ İÇİN REHBER ÖĞRETMEN NORMU ARTIRILMALIDIR
▪️Rehberlik ve psikolojik danışmanlık uygulamaları, öğrencilerin akademik, psikolojik, sosyal, fiziksel gelişimlerinin desteklenmesi bakımından önem arz etmektedir.
▪️Mevcut yönetmelik, ilkokullarda 300, ortaöğretimde ise 150 öğrenci sayısının altındaki okulları rehber öğretmensiz bırakmaktadır. Bu durum;
•Öğrenci sayısı az olan okullarda rehberlik hizmetine erişimi zorlaştırmakta,
•Özel eğitime ihtiyaç duyan öğrencilerin RAM süreçlerini aksatmakta,
•Geçici görevlendirme gibi "palyatif" yöntemler sorunları çözmemekte, öğretmenleri rahatsız etmekte ve öğrencilerin ihtiyaçlarını tam olarak karşılamamaktadır.
▪️Eğitim-Bir-Sen olarak, Milli Eğitim Bakanlığına yaptığımız resmi başvuruyla her eğitim kurumuna öğrenci sayılarına bakılmaksızın rehber öğretmen normu verilmesi için düzenleme yapılmasını talep ettik.
Haberimizi okumak için:
https://t.co/DClpX0pmxL
Kardeşim
Yol Arkadaşım
#AliYalçın
Kardeşliğimiz
Ana-Baba’dan değil
Dava birliğimizdendir
ALLAH Rızası Davasında
Samimiyetine, Mücadelesine, İradesine de
❗️zalimlerin, hadsizlerin, vicdansızların karşısında oluşuna da Şahidim…
▪️Bizi bilen bilir,
bilmeyen de kendi gibi bilir!
@hasancavlak44@MuammerKaraman 15 Temmuz Gecesi Memur-Sen Gn. Bşk. Ali Yalçın'dan "Sokaklara Çıkın"
Baska bir sendika başkanın böyle bir cagrisi var mı ki. https://t.co/N0q00OJEat @YouTube
Narkoz Nedir?
Narkoz, milliyetçilik iddiasında bulunup Türkiye’nin kendi uçağını, tankını ve otomobilini yapmak için attığı adımları, başlattığı uzay çalışmalarını insanların görmesini engellemek için bir etki ajanı misali çalışmak, üyelerini de bu yanlışa ortak etmektir.
Gerçek Bağımsızlık Öz Güvenle Başlar
Kültür Memur-Sen Türkiye Buluşması kapsamında sendikanın lider kadrosuyla bir araya gelen Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın; üyelerimiz, ülkemiz ve yerküre için omuz omuza vererek en omurgalı duruşu sergilediklerini vurguladı.
“Memur-Sen varsa mücadele var, irade var, kazanım var” diyen Genel Başkan Yalçın;
▪️ Kamu Personel Sisteminde Reform İhtiyacı ve Öneri Paketi’ni,
https://t.co/HMNGSQBMiI
▪️ 4688 Sayılı Kanun’un sorunlu yönlerini ve çözüm önerilerini,
▪️ KPDK çağrısı ve hazırlık sürecini detaylarıyla paylaştı.
Kamu çalışanları arasındaki ücret adaletsizliğinin, tekil düzenlemelerle değil; bütüncül, disiplinli ve kararlı bir paket çalışmasıyla giderilebileceğinin altını çizen Yalçın, ertelenen her sorunun büyüyerek geri döndüğünü, bunun da kamuda çalışma barışını zedelediğini ve sosyal maliyet oluşturduğunu ifade etti.
Yalçın konuşmasını şöyle sürdürdü:
“‘Güçlü Memur, Güçlü Türkiye’ şiarıyla çalışıyor, sorunlara köklü çözümler üretmek için emek veriyoruz. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Sayın Cevdet Yılmaz’ın, yaptığımız görüşmelerin ardından ‘Kamu personel sisteminde ciddi bir düzenleme ihtiyacı var’ tespiti, sorunun artık açık şekilde görüldüğünün kanıtıdır. Çözüm hayata geçirilene, Kamu Personel Sistemi Reform Paketi önerimiz uygulanana kadar bu konunun takipçisi olmaya kararlılıkla devam edeceğiz.”
Ali Yalçın, konuşmasının devamında Memur-Sen Türkiye Buluşması’nda dile getirdiği ve kamuoyunda geniş yankı uyandıran sözlerini yineledi; bu ifadelerin arka planını da net bir şekilde ortaya koydu.
“Gerçek Bağımsızlık, Öz Güvenle Başlar” diyen Yalçın, sözlerini şöyle sürdürdü:
Polemik peşinde koşan ve idrak yolları enfeksiyonu yaşayanlar bilmelidir ki;
“Yüzyıllık narkozdan uyanıyoruz” ifademiz ne Cumhuriyetimize ne kurucu değerlerimize ne de bizlere emanet edilen hedeflere yönelik bir kast içermektedir.
Aksine bu ifade; o hedeflere ulaşmanın önündeki en büyük engelleri aşmaya yönelik güçlü bir öz güven beyanıdır.
Narkozdan uyanmak; bu millete yıllarca dayatılan “yapamazsınız, üretemezsiniz, ancak taklit edersiniz” anlayışından kurtulmaktır.
Kendi yerli otomobilini, kendi uçaklarını, kendi teknolojisini üreten bir Türkiye’nin, ayağındaki prangaları kırıp atmasıdır.
“Dünya beşten büyüktür” diyerek küresel adaletsizliğe meydan okuyan bir Türkiye’nin, edilgen bir konumdan etken bir güce dönüşmesidir.
“Muasır medeniyetler seviyesinin üzerine çıkma” hedefi bir slogan değil, bir istikamettir. Bu istikamete yürüyebilmek, üzerimize serpilen ölü toprağını silkip atmakla mümkündür.
Bugün savunma sanayiinden enerjiye, diplomasiden teknolojiye kadar her alanda ayağa kalkan Türkiye; aslında “bağımsızlık karakterimdir” diyen iradenin sahadaki karşılığıdır.
Sözlerimizi çarpıtarak bağlamından koparan ve kutuplaşma malzemesi haline getirmeye çalışanlar, milletimizin öz güven kazanmasından mı rahatsızdır?
Bizler; Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında, küllerinden yeniden doğan “Yeniden Büyük Türkiye” idealine yürürken; geçmişiyle kavga eden değil, geçmişinden güç alarak geleceği inşa eden emek cephesiyiz.
@meciterdogan55@KltrMemur
#GüçlüMemurGüçlüTürkiye
***Pazartesi'den Pazartesi'ye***
▪︎▪︎SUÇA SÜRÜKLENEN SENDİKALAR!▪︎▪︎
“Suça sürüklenen sendika” diyerek biraz masumiyet katmış olduğumun farkındayım. Ülkemizde sol sendika yok, hiç de olmadı. Hâlbuki dünyada ve ülkemizde sendikal mücadelenin ilk bedel ödeyenleri olarak geçinirler.
Bir sendika düşünün, yurt içinde ve yurt dışında ne kadar bölücü, yıkıcı unsur varsa onlarla iş tutuyor. Eğitim sendikası olarak örgütleniyor, ancak öğretmeni şehit eden teröristler dağda yaralanınca bunların ofislerinde tedavi oluyor.
Demokrasi için mücadele ettiğini söylüyor, ancak darbecilerle iş tutuyor. Yaralı teröristleri arka odaya saklayıp, darbeci paşaları ön odada ağırlıyorlar. Paşalar bunlara darbeyi yapacak “sivil ırgat” diyor, maşa gibi kullanıyor, ancak bunlar memleketin en büyük demokrasi havarileri kesilebiliyor.
Solcu geçiniyorlar ancak emperyalist batının fonlarıyla beslenen ne kadar sapkın akım varsa destekliyorlar. LGBT komisyonları kurup, onur yürüyüşlerinde başrol oyuncusu oluyorlar. Yetmezmiş gibi sapkınlıklarının panzehiri olacak değerlere pervasızca saldırıyorlar.
Bizim yıllarca yaptığımız bu haklı eleştiriler karşısında utanmıyor, sıkılmıyor ve arlanmıyorlar. Anadolu’da kendi halinde bir vatandaşımıza bu suçlamalardan birini ima edin sizi iyi halde bırakmaz.
Biz teşkilatlanınca bu köksüz ve ithal kafalı sendikayı kısa sürede deşifre ettik. Bizim çıkışımızla rahatları kaçtı, düzenleri bozuldu. Akıl hocaları boş durmadı, baktılar ki yol tıkandı, bölünün dediler. İçlerinden bir yavru sendika çıktı, iş bölümü yaptılar.
Terör ve sapkın akımlara destek rolü ana sendikada kaldı. Yavru sendikayı ise çok millici bir zırha büründürdüler. Böylece bildiğimiz filmi başa sarmış oldular. Laiklik, Atatürkçülük, bayrak, vatan, rakiplerine karşı, istismar edilebilecek ne varsa, yerli yersiz orta yere boca ediyorlar şimdi.
Soruyoruz, madem bu kadar vatanseversiniz, neden Diyarbakır annelerini ziyaret eden üyelerinizi sendikadan ihraç ettiniz? Cevap biz Atatürkçüyüz, siz değilsiniz. Peki, bu milleti ayakta tutan değerlerine neden bu denli düşmanlık ediyorsunuz diyoruz. Biz dinin bu şekilde bize sorulmasına karşıyız diyorlar.
Kamu vicdanında Eğitim İş, Eğitim Sen’in siciline ortaktır, ondan kurtulamaz. 28 Şubat mağdurları ve şehit anneleri daha hesabı kapatmadılar. Bugün eğitim sistemine dair sıraladıkları birçok eleştiri, o gün destek oldukları kıyımlara dayanır. İmam Hatiplere yapılanlar bir tarafa meslek liseleri hala toparlanma aşamasında, yine rahat durmuyorlar, görüyoruz.
Tarihte kurduğu on altı devletin birikimi, geçmişi iki bin üç yüz yıla dayanan ordusu, kocaman medeniyet değerleri, bütün dinleri bir arada yaşatan hoşgörüsü ve bin yıllık Anadolu tecrübesi ile bu milletin kurduğu son devleti savunma görevinin, bir avuç çapulcuya kaldığına inanan varsa bu masalı dinlemeye devam etsin, biz dinlemedik, dinlemeyeceğiz.
Tecrübemiz bize, bir sendika “biz rejimin bekçisiyiz” diyorsa, muhatabımızın bir sendika olmadığını göstermiştir. Bir sendikanın öncelikli görevi askerden rol çalmak değildir. Zinde güçlere emir erliği yapanların ne kadar samimi olduğunu 15 Temmuz gecesi görmüştük.
Yeri gelmişken, geçmişte birbirleriyle kanlı bıçaklı kavga edenler, bugün aynı masalın etrafında rol çalma yarışına girmiş durumdalar. Onları artık eleştirmiyoruz bile. Çünkü sendika olmaktan çıkıp, siyasetin el bebek gül bebek besleyip, korumaya aldığı bir garip yapı, bizim için artık dernek, kooperatif veya süt birliği mesabesindedir.
Suça sürüklenmiş veya kendisi gönüllü suça ve ihanete bulaşmış yapıların, sendika gibi arzı endam ettiği bir yerde kazanım, demokrasi, sivil bakış, meslek dayanışması, farklı görüşlerdekinin hakkını savunma vs. konuşmak beyhudedir. Biz işimize bakalım, tarih bizi yazacaktır.
+++