Çok yorucu. Dinleri, imanları, hassasiyetleri, talepleri... Her şeyleri çok yorucu. Koskoca bir laftan anlamaz, beraber yaşanmaz, başını çevirip gitme erdemini edinmesi imkansız bir kitle. Tuhaf mahallelerinde kimseye ilişik ve bulaşık olmadan yaşayan elin sofusu daha iyi.
İzmir Barosu TOMA'nın üzerine çıkan vatandaşın burnunun kırıldığını ve kafa travması geçirdiğini açıkladı.
Bu görüntüler resmen işkencedir.
Böyle gözaltı olmaz.
İşkence insanlık suçudur
“Ben cezaevi sırrını Dostoyevski'de çözdüm; gardiyanlık insan iradesini kırma mesleğidir, diyordu. Tek kelimeyle dâhiyane; dâhi, çok hızlı görebilendir ve bu nedenle bazen görünmeyeni görendir. Hapsetmenin bir tek fonksiyonu var: bireyde istemeyi ortadan kaldırmak. Dün ve bugün, cezaevinin esansı budur ve bu da insanlık dışıdır (...) Şimdi o demir ranzaya bakıyorum, ne kadar çiçekli; her tarafını ve bu arada her tarafımı çiçekle donatmış olduğum anlaşılıyor. Bir tek burun deliklerimde çiçek yok; sanki duvar ve demirin cansızlığından, çiçekle intikam alıyordum. Hep çiçek istiyordum. Herkes çiçek istiyordu. Fakat, Dostoyevski, bir dâhidir ve hapishane, istemeye düşmandır.“ (Yalçın Küçük)
Trump murdered school girls
Trump murdered school girls
Trump murdered school girls
Trump murdered school girls
Trump murdered school girls
Trump murdered school girls
Trump murdered school girls
Trump murdered school girls
Trump murdered school girls
Trump murdered school girls
Trump murdered school girls
Trump murdered school girls
Trump murdered school girls
Trump murdered school girls
Trump murdered school girls
Trump murdered school girls
Trump murdered school girls
Trump murdered school girls
Trump murdered school girls
Trump murdered school girls
Trump murdered school girls
Trump murdered school girls
Trump murdered school girls
Trump murdered school girls
Trump murdered school girls
And he doesn’t give a fuck
Guardian, ABD/İsrail tarafından savaşın ilk saatlerinde gerçekleştirilen Minab okul saldırısını (ya da Minab katliamını) araştıran bir haber yapmış:
- Ölü sayısı 165, büyük çoğunluğu okuldaki 7-12 yaş arası öğrenciler. Geri kalanı veliler ve öğretmenler.
- Okul halka da açık olan ama daha çok devrim muhafızları (IRGC) personelinin tercih ettiği bir özel okul.
- Minab'ta okul ile aynı parselde IRGC'nin sosyal kompleksi mevcut ve önce orası vurulmuş.
- Okul, net bir biçimde IRGC binalarından duvarlarla ayrılmış. Uzun yıllardır okul olarak faaliyet var. Sivillerin erişimine tamamen açık bir alan. Renkli duvarları uydu fotoğraflarından bile ayırt edilebiliyor.
- Aynı parselde (yaklaşık 500 metre uzaktaki) sosyal bina da vurulmuş, fakat aralarındaki eczane ve sağlık merkezi vurulmamış.
- Dolayısıyla okul hedef alınarak vurulmuş.
https://t.co/HGIzRwdTur
▶️ Kadın cinayetleri neredeyse bir iç savaş bilançosuna erişti: Son 12 yılda 5 bin 659 kadın; iktidarın İstanbul Sözleşmesi’ni terk ettiği 1 Temmuz 2021’den bu yana 2 bin 207 kadın katledildi.
▶️ Koruma ve uzaklaştırma kararlarının gereği yapılmazken, yargı süreçleri de katilleri cesaretlendiriyor. İzmir ve Maraş'taki iki güncel olgu üzerinden kadın cinayetlerinde yargının adeta suç ortaklığına dönüşen fonksiyonuna baktık.
▶️ İzmir cinayetinde katile verilen ve silsile halinde onaylanan 'haksız tahrik' ceza indirimi ibretlik ve tipik.. Maraş-Pazarcık'taki cinayet dosyası ise ‘gizlilik' kararlarının soruşturmayı aksatarak katiller lehine bir durum yarattığını gösteriyor...
Merhaba,
Bu hesabı, meslektaşımız Alican Uludağ’ın tutuklanması sonrası dayanışmayı büyütmek ve süreçle ilgili gelişmeleri paylaşmak için açtık.
Amacımız, doğru bilgiyi dolaşıma sokarak ve mesleki dayanışmayı güçlendirerek bu süreci birlikte takip etmek.
Biz Alican’ın arkadaşlarıyız, onun gazeteciliğine tanığız. Arkadaşımızın da tutuklanırken dediği gibi “Dik durun! Alican Uludağ susmadı, susmayacak!”
Esas Mesele: Bölüşüm!
Zenginlerin ve yoksulların serveti!
Yoksul yüzde 50'nin servet payı yüzde 2,8!
En Zengin yüzde 1'in servet payı yüzde 35,1!
Zengin yüzde 10'un servet payı yüzde 68,4!
Son 10 yılda servet eşitsizliği giderek arttı!
Bu sosyal-sınıfsal gerçek, esas meseledir!
Kaynak: The World Inequality Database
Türkiye’de “iyi hissetmemenin kolektifleşmesi”ni yaşıyoruz; ister kolektif keyifsizlik/melankoli ya da yas diyelim ister mutsuzluk. Kiminle konuşsanız hayattan eskisi gibi keyif alamadığını, bir yiyeceğin bile tadının artık aynı olmadığını söylüyor. Bu hal bireysel değil; bir rejimin parçası. “Duygu rejimi” yani nasıl hissetmemiz gerektiğini, hissettiklerimizin nasıl bir dışavurumla bizi buluşturabileceğini belirleyen bir toplumsal şema yaratıldı.
Bu şema birileri için çok işlevsel, daha önce ara ara anlattım; duygu rejimi ile toplumun duygusal tepkileri, muhalefetin devreye girmesini zorlaştıracak biçimde yönlendirilebiliyor. Böylelikle toplumsal hareketin, beklentilerin ve taleplerin kendi akışından çıkması kontrol altına alınabiliyor… Batıda akademi bir süredir duygu rejimini tartışıyor, araştırmalar ve yayınlarla anlatmaya çalışıyorlar. Daha çok irdelememiz gerek…
@Sevincteacher "Hanedan'ın 1924'te Türkiye dışına çıkarılmasından sonra Türkiye'de kalmış ve hayatını Gazi Osman Paşa Konağı'nın selamlık dairesinde idame ettirmiştir. 1934 yılında Soyadı Kanunu'ndan sonra Kayı soyadını almıştır." Yalan söylemek ne denli kolay sizde