🔴Şiddetin sorumlusu öğretmenler değildir!
Sürgünler derhal durdurulsun!
MEB'in, Maraş'ta 1 öğretmen ve 9 öğrencinin yaşamını yitirdiği okul saldırısının faturasını öğretmenlere kesmesini kınıyor, kabul etmiyoruz!
Aralarında 1 üyemizin de bulunduğu 13 öğretmenin haksız ve hukuksuz biçimde sürgün edilmesine karşı 14 Eylül Pazartesi günü Maraş'ta olacağız.
#SürgüneBoyunEğmeyeceğiz
Bu vahim bir hata olmuş.
Hatta iki vahim hata!
İlki, bir fotoğrafın üzerinde oynayarak Devrimci Yol yerine Devrimci Mücadele yazılması.
Eser sahibinden izin alınması böylesi bir modifikasyona olanak tanımaz.
Var olan bir hareket yok sayılmış ve pankarta başka bir ifade yerleştirilmiş. Bu gerçeği tahrif etmektir.
Bu AI ile gerçeği değiştirmenin nasıl vahim sonuçlara varacağını gösteriyor.
Maalesef bunun çok sayıda pespaye örneği sosyal medyada görülüyor. Parka ile gözaltına alınan Deniz Gezmiş'i baharda kazakla yakalanmış gösteren fotoğraf gibi.
Bu yöntemin tarihteki daha ilkel örneği Troçki'nin o meşhur fotoğraftan silinmesidir.
İletişim'in kitap kapağında kullandığı o fotoğraf ikonik bir fotoğraf. Örneğin 1 Mayıs 1976 veya 1 Mayıs 1977 kürsü fotoğraflarından DİSK adını silip "devrimciler" yazmak doğru olur mu?
Yurttaşlara haksızlık, devrimcilere haksızlık, Devrimci Yol'a haksızılık bu.
İkinci vahim hata şudur: Ne kadar kitlesel olursa olsun 78 kuşağı ve devrimcilik tek bir harekete indirgenemez.
Daha anonim ve herhangi bir hareketi çağrıştırmayan sayısız 78 fotoğrafı varken, bir harekete ait fotoğrafı seçmek ve onu da "modifiye" etmek 78'lilere haksızlık değil mi?
İlle buna benzer bir görsel kullanmak isteniyorsa illüstrasyon yapılabilirdi.
Bu hata İletişim Yayınlarına hiç yakışmadı.
Türkiye solunun birikimi ve tarihine haksızlık oldu. Yazarın emeğine de...
Niyeti tartışmıyorum, halisane olabilir ama ortaya çıkan sonuç vahimdir.
Yapılacak iş bellidir: O kapağı değiştirmek lazım!
@iletisimyayin
Haziran ayında okulumuzun başka bir liseyle birleştirilmesinin yaratacağı sonuçları protesto etmek için basın açıklaması yapmıştık. https://t.co/ckWBiqdRGo
Dilekçelerimizle bilgi istemiştik, sonuç olarak hiçbir sorumuza cevap alamadık ve işaret ettiğimiz sorunlarla başbaşa kaldık. Norm fazlası duruma düşen arkadaşlarımız oldu. Bu yetmezmiş gibi norm fazlası ögretmenleri olan okula tekrar başka okullardan norm fazlası atama yaptılar.
Haberde görsel olarak kullanılan okulda öğretmenim. Ya da değilim bilemiyorum zira atanan öğretmenlerin neredeyse tamamı norm fazlası durumuna düştü.Okulda kantin de dahil olmak üzere hiçbir şey yok. Gün itibariyle tahtalar bile yok. Sosyal donatı alanıymış, dalga mı geçiyorsunuz
📢 Öğretmen Önlüğü Standartları Belirlendi 🥼
📌 Öğretmenlerin görev sırasında kullanacakları önlüklerin, eğitim ortamlarının özellikleri ve öğretmenlerin günlük kullanım ihtiyaçları dikkate alınarak tasarlanmasına yönelik “Öğretmen Önlüğü Standartları Kılavuzu” hazırlanarak Bakanlığın web sitesinde yayımlandı.
📌 Kılavuzda, öğretmenliğin sahip olunan bilgi ve deneyimin yanı sıra öğrencilerin gelişimine rehberlik eden, eğitim ortamlarını şekillendiren ve toplumun geleceğinin inşasında önemli bir sorumluluk üstlenen köklü bir meslek olduğu vurgulanarak eğitimcilerin mesleklerini rahat ve işlevsel çalışma koşullarında sürdürmelerinin, eğitim ortamlarının niteliğinin artırılması ve mesleki aidiyet duygusunun desteklenmesi açısından önem taşıdığı ifade edildi.
👉🏻 https://t.co/8T3h0bfUwM
Eğitim Sen’in 25-29 Ağustos tarihleri arasında düzenlediği 6. Demokratik Eğitim Kurultayında (DEK) eleştirilecek bir çok yön bulunabilir. Biraz zorlarsanız konu başlığına, komisyonların oluşturulma biçimine, zamana, mekana, organizasyona, konuşmacılara da itiraz edebilirsiniz. Armudun sapı üzümün çöpü mukabilinde de olsa ben orada niye yokum da diyebilirsiniz. Fakat insanlar arasındaki mesafenin gittikçe açıldığı bir dönemde, yüzlerce ve hatta binlerce öğretmeni temel sorunları etrafında tartışmak üzere bir araya getirmenin eylemsel bir değeri olduğunu kabul etmek zorundasınız. DEK çalışma sürecinde eğitimciler önce yerelde sonra merkezde biraraya geldi, birbiriyle temas etti; bu oldukça önemli. O nedenle süreci sadece bir rapor ortaya çıkarmak olarak ele almak doğru değildir. Herkesi tatmin etmeyen raporlar ortaya çıkmasa da bu bir eylemdir, itirazdır, direniştir… Kaldı ki raporlar, eğitimde gelinen son noktayı yeni kavramlarla küresel boyutta ele almayı ve Eğitim Şen’in hafızasını bu yönde tazelemeyi başarmış gözükmektedir.
Emeği geçen herkesi kutluyorum.
Vali’nin personeli yurttaşı tehdit etti
Giresun Valiliği Basın ve Halkla İlişkiler Müdürü Ömer Tekin, çevre mücadelesi yürüten yurttaşı “O at kuyruğu saçın ile dilini bağlarım. Soyundan girer sopundan çıkarım’’ diye tehdit etti. Yurttaş, suç duyurusunda bulundu
https://t.co/8iUq2A06MN
Eğitim Sen 6. Demokratik Eğitim Kurultayı delegeleri, Ankara’da Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı önünde eylemlerini sürdüren Doruk Madencilik ve Eti Gümüş işçileriyle dayanışma içinde olduğunu ifade etti.
Yıldızlar Holding, madencinin hakkını ver!
Tutuklu sendikacılara özgürlük!
Yaşasın sınıf dayanışması!
Eğitim Sen 6. Demokratik Eğitim Kurultayı'nın üçüncü gününde, “Kapitalist Toplumlar İçin Eğitimin Genel Bir Değerlendirilmesi”, “Eğitim Sisteminde Yaşanan Sorunlar” ve “Eğitimde Dinselleştirme Politikaları Karşısında Laik Eğitim Mücadelesi” raporları sunuldu. Çalışmalar, raporlara ilişkin önergelerin sunulması, görüşülmesi, bağımsız bildirilerin sunularak raporun oylanmasıyla tamamlandı.
Bir ay F Tipi cezaevinde çalıştım. Doktordum.
Yirmi dört saatlik nöbetlerden sonra kapı benim için açılıyordu.
Ben çıkıyordum, onlar kalıyordu.
Mahpusluğu bilmiyorum. Ama insanın hayatından alınan bir günün, takvimden koparılan sıradan bir yaprak olmadığını anlayacak kadar yaşlandım.
Ben bu ülkeye, bu ülkenin insanına ve bütün kırgınlıklarımıza rağmen ortak bir vicdanımız olduğuna hep inandım. Bugün de inanıyorum.
Sadece konuştuğu için ceza çeken bir insanı serbest bırakmak, ona özgürlüğünü; bize de vicdanımızı geri verecek.
Serbest bırakın onu.
Yarın, Deniz Göktaş'ın hayatından alınan bir gün daha değil, ona geri verilen ilk gün olsun.
Karatepe Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu’ndan selamlar.
Size bu satırları hemen yan hücremden gelen “Aşkın mapushanee, içindee ben mahkum” dizeleri eşliğinde yazıyorum.
Bir düzeltmeyle başlayayım; tanımadığım ve görüşmediğim bir avukat “Deniz bizi unutmayın dedi ” gibi bir bilgi yaymış. Ne böyle bir duygum var ne de öyle bir talebim oldu. Aksine sürekli beni paylaştığını öğrendiğim arkadaşlarıma şu mesajı yolladım: “Abartma be king, yaz böyle geçmez.” Hazır hayatımın ilk tekzibini yapıp kendimi bir şey sanmışken hız kesmeden ikinciyi de yapayım. Biraz gecikmeli olacak ama tutuklandığımı öğrenince söylediğim “neşemizi çalamazlar” mesajını tırnak içinde olduğunu vurgulayarak söylemiştim. Nöşömözü çolomozlor gibi. Ama adliyeden Twitter’a ulaşana kadar yolda ironik tırnaklar kaybolmuş. Bana bu haberler geç geldiği için özetle şöyle diyebilirim; romantik, arabesk ya da talepkar bir cümle duyarsanız bilin ki doğru değildir. Çünkü ruh halim — olumlu anlamda — üçünden de uzak.
Evet, Çorlu’da birinci ayımı doldurdum. Ankara, Çorum, Antalya ve İstanbul’dan sonra en çok vakit geçirdiğim şehir Tekirdağ oldu. Beş Şehir’i tamamladım. Gelirseniz gezdiremem ama şehrimizin en çok ziyaret edilen noktası olan cezaevine çoğu Tekirdağlıdan daha hakimim. En iyi köfteciyi herkes bilir.
Moralim yerinde, sağlığım iyi. Bir ay boyunca kötü hissettiğim tek bir an bile olmadı. Tabii ki cezaevi romantize edilebilecek bir yer değil. Bunu herkes bilir. Monopoly’de bile kodese girince sinir krizi geçiren arkadaşlarım oldu. Yine de adettendir, benden de duyun; cezaevine girmeyin mecbur kalmadıkça.
Aile, arkadaşlar, iletişim ve seyahat özgürlüğü, gözetlenmediğim bir oda, güneş, sahne, sokakta yürümek gibi mahrumiyetlerin yanında önemini burada anladığım şeyler de oluyor. Klavye ve bıyık makası benim için önemliymiş. Klavyeye hazırlıklıydım ama bıyık makası sürpriz oldu. Berber prosedürünü öğrenene kadar bıyıklar ağzımı kapattı. Kantin listesinde olmamasına rağmen şansımı deneyip “Bıyık makası?” diye dilekçe yazdım; cevap verilmeyen tek dilekçem oldu. Bir filmde dev makası olan bir adam gördüm. Çok özendim. Hayatımda ilk kez canım makas çekti. Neyse ki bıyığım Türkiye’de övgü alabileceği en kritik kişiden övgü aldı; ziyarete gelen Erkan Baş’tan.
Özetle cezaevine girmemeye çalışın ama işinizi olması gerektiği gibi yapmanın karşılığı buysa en huzurlu uykular burada uyunuyor. Sonraki gün yapacak işinizin ya da verilmiş sözünüzün olmaması da cabası.
Kaldığım cezaevi “Kuyu Tipi” olarak biliniyor. Bu konuda uzmanların, avukatların ve uzun süre tecrübe etmek zorunda kalmış insanların yazdıklarını okumanızı tavsiye ederim. Benim kısa süreli gözlemim; güneşsizlik, havasızlık ve sosyal izolasyonun kalıcı fizyolojik ve psikolojik zararlar vermesi kaçınılmaz. Sayımlar dışında insan sesi duymadan günleri, haftaları geçen mahkumlar var. Cezaevi deyince aklımızda canlanandan çok daha yalnızlaştıran bir sistem.
Ben belki kısa süreli olacağını umduğum için dışarıda da bazen yaptığım goblin moduna geçerek şimdilik uyum sağladım. Ama öğlen 7 metrelik duvarları olan avluda yüzüme gelsin diye güneşle köşe kapmaca oynamam gerekiyor. Yolu bir şekilde bu kuyuya düşen güvercin* ve dev çekirgeler duvarları aşamadıkları için benimle beraber kalıyorlar, haklarında CİMER şikayeti olmamasına rağmen. Yalnız hissettirmiyorlar. Gönderdiğiniz kitap kargoları ve şimdiden plastik komodinimin iki çekmecesini dolduran mektuplar hayatımdaki en kalabalık zamanımı yaşamamı sağladı hücrede. Hepsini okudum mektupların, kalışım uzarsa cevap da yazacağım. Yakın arkadaşlarımdan “Niye cevap yazmıyorsun şerefsiz, bu sefer turnede olmadığını hepimiz biliyoruz” tarzı mektuplar gelmeye başladı. WhatsApp’tan kurtuldum, bu sitemden kurtulamadım. Kitap hediyeleri ve mektuplarla memurlara ek mesai çıkardık. Size de, şikayet etmeden hızla yardımcı olan memurlara da teşekkürler.
Düzenli ziyarete gelen avukatlar da nefes oluyor. Cezaevinin yıldızları onlar. Ton balığını cezaevi kantinine ekleten avukatla tanıştım, çok heyecanlandım. Burada Oğuzhan Uğur’dan daha popüler. Dışarıya dair haberleri de onlardan alıyorum.
Okul arkadaşlarım başta olmak üzere dışarıda destek olan, dayanışma gösteren herkese de çok teşekkürler. Sabah 8 sayımlarında memurlar gelene kadar uyanık kalabilmek için “Bugün kim tutuklandı” temalı programlar izlemeye alışmışken, bir sabah ODTÜ Mezuniyet pankartlarıyla uyandım. Gözlerim doldu ilk kez. İyi ki varsınız. Athena Gökhan’ın törende benle ilgili yaşadığı kafa karşılığına çok güldüm. Sansürcü Punkçı da Türkiye’ye kısmetmiş.
Anarchy in THE UK
AcunMedya in Turkey
Böyle diyorum ama NATO ve Dünya Kupası bittiğinden beri Masterchef izliyorum. Açar açmaz orada da bir Karadenizli kazandı. Bütün ülkeyi kısık ateşte karadenize ettiler. (Deniz içerde şimdi ne şaka malzemesi biriktirmişsindir? Aynen kardeşim ful böyle notlar alıyorum, özür.) Burçin ve Tolğa favorim.
İlk hafta ülkeme dair moral tazelemek için Aktroll kanalları izledim; NATO Zirvesi Özel. Programlarda önce bana sövüp ahlak dersi veriyorlardı, sonra Donald Trump övüyorlardı, Türkiye için büyük şansmış varlığına duacılar. Ben de dersimi aldım.
“Değerleri aşağılayan komedyen” den, “Değerli dostum”a terfi etmek için eksiklerim:
- Epstein ile kanka olmak
- Gazze’yi Netanyahu ile birlikte tatil köyü yapma vaadi
Bir kelime şakası ve bir didaktik çıkış yaptığıma göre aylık güncellememi sonlandırabilirim. Hala kararlıyım, Moby Dick’i bitireceğim. Geçen öyle yazdım ama elime geçmedi henüz. Diğer kitaplar geldi, Moby Dick hala kontrolde. Cezaevi okuma komisyonu da bitiremiyor, bela bir kitap. Aslında cezaevi kütüphanesi çok iyi, Chomsky bile var. Belki o da Epstein kontenjanından girmiştir.
(*) 2 haftadır benimle yaşayan güvercin Leo ile tanıştığımız günün öyküsünü yazdım, Uğur Gürsoy Uykusuz Ağustos sayısında çizdi. Benim yerime de okuyun, buraya Uykusuz sokamıyormuşuz.
Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.
🌹✊Gençlik yıllarından başlayarak devrimci mücadelenin içinde yer alan; beyaz önlüğünü yalnızca hastanelerde değil, işçilerin yanında, sokaklarda ve meydanlarda da taşıyan; sağlığın bir ayrıcalık değil, herkes için eşit ve kamusal bir hak olduğunu savunan; sağlık emekçilerinin mücadelesinde aktif görev alan ve BirGün gazetesinin kurucuları arasında yer alan yol arkadaşımız Köksal Aydın'ı, aramızdan ayrılışının 8. yılında saygı ve özlemle anıyoruz.
Anısı mücadelemizde...
Sevgili komşularım,
Bu sabah yanınızda olamasam da her sabah olduğu gibi bugün de aklım ve kalbim Üsküdar’ın sokaklarında.
Tüm çalışma hayatımı gözden geçirdiğimde, olmayı hak ettiğim ve hayal ettiğim yer elbette nezarethane değildi. Ama sağlığım yerinde çok şükür. Sizlerin de vermiş olduğu destekleri avukat arkadaşlarımız bana ulaştırıyor, gerçekten çok mutlu oluyorum. Sizden haber almak, destek almak moral veriyor.
En yakın zamanda görüşmek ümidi ve sevgilerimle.
Bu toplumun gençleri hep umudun taşıyıcısı olmuştur. Gecenin en karanlık anında şafağı beklemek değil, geceleyin gökyüzünde güneş toplamaktır genç olmak. https://t.co/3zaIINeIv7