Ben bu genç kızımızı tebrik ediyorum. Annesine gerekli dersi verdi, gerçekten rezil oldu şimdi. Evladını sergi nesnesi gibi gören kimseye saygım yok. Al sana sergi.
Acilin nasıl kullanılmaması gerektiğini gösteren bir video daha. Pratisyen olarak çalıştığım dönem gece müşahedede nöbet geçiren iki hasta çocuk takip ederken bir tane hastaya güler yüzlü olamamışım diye şikayet mektubu gelmişti elime. Aynı gün CPR lar havada uçuşuyordu.
Acildeki doktorun kendini polikliniğe yönlendirmesine ve antibiyotik yazmasına sinirlenen kadın, doktora “Aptal” diyerek isyan etti:
• Bugün bir devlet hastanesinin aciline gittim. Kulağım ağrıdığı için yemek yiyemiyordum.
• Demek ki benim durumum acil ki o leş kokulu acile geliyorum değil mi?
• Önümdeki 152 kişiyi 1 saat 40 dakika boyunca bekledim.
• Neyse odaya bir girdim hayda stajyer doktor. Neyim olduğunu anlattım bana “Burada muayene malzemesi yok karşı odaya gideceğiz” diyor.
• Muayenesi de kulağıma cihazla bakmak. Baktıktan sonra tekrar odasına geçtik. Bana “Polikliniğe gitmen lazım” diyor. Sen benimle dalga mı geçiyorsun?
• Hastaneye gitmek için 14.30’da evden çıkıp 20.00’de eve döndüm. Sen şaka mı yapıyorsun ya?
• Antibiyotik yazacaksan sen oraya niye oturdun? Sen bana bir antibiyotik yazasın diye mi izinli günümü hastanede geçirdim?
• Çıkınca da eczane bulamadım. Hem aptalın birine muayene oldum hem de yazdığı ilacı bile alamadım.
Hanımefendinin konuşması aslında acil anlayışımızın ne kadar hatalı olduğuna güzel bir örnek olmuş. "Acil herhangi bir sağlık sorununun sıraya girip muayene olunarak kısa zamanda halledildiği tıbbi birim" olarak kabul edildikçe aşağıdaki durumun benzerleri sürekli yaşanacak. Yaşanıyor da zaten!
Acil doğası gereği seçici olmak zorundadır. "Acil" hayati tehlike olan durumlara en kısa zamanda müdahale edilen alandır. Sıra diye bir kavram yoktur. Sırayı, önceliği hasta belirlemez. Başvuran hastanın klinik durumu ve Hekim belirler.
Hanımefendinin benzeri problem olanlar yüzünden acil servislerimiz dolup taşıyor, gerçekten acil olan hastaların teşhis ve tedavisi gecikiyor, hekimler sırf problem yaşanmasın diye insanüstü çabayla çalışıyor. En büyük endişeleri gerçekten acil olan bir hastayı gözden kaçırmak. Herhangi bir tıbbi aksaklıkta da direkt hekim sorumlu tutuluyor. Her durumda suçlu olan hekim!
Hiç bir acil servis zihniyet değişmedikçe bu hasta yükünü kaldırmaz.
Şebnem Ferah’a verilen reaksiyonu sadece ‘müzik zevki’ sanıyorsanız mevzuyu kaçırıyorsunuz.
İnsanlar sadece bir rock sanatçısına bilet almıyor. Kendi gençliğine, kaybettiği ülkeye, artık var olmayan bir atmosfere dokunmaya çalışıyor.
Bir dönem üniversite şenlikleri vardı bu ülkede. Gerçekten vardı. Öğrenci dediğin şey AVM’de story çekip kahve zincirinde oturan bir müşteri profili değildi sadece. Çimlerde saatlerce oturulurdu. Vega çıkardı. Şebnem Ferah çıkardı. Mor ve Ötesi çıkardı. İnsanlar birbirine benzemeden aynı yerde durabiliyordu.
Ve en önemlisi, herkes bu kadar öfkeli değildi.
Şimdi daha çok Z kuşağı, ‘Şebnem kim ya’, ‘vasat rockstar’ falan yazıyor. Yazabilir. Zevk meselesi. Kimse herkes aynı şeyi sevsin demiyor zaten. Ama bazı yorumlarda korkunç bir tarih yoksunluğu var. İnsan kendi yaşamadığı dönemin duygusunu küçümsememeli. Çünkü bazen cehalet, fikir sahibi olmak değil; bağlamdan habersiz özgüven oluyor.
Arkadaşlar, muhtemelen çoğunuz müziğe Spotify algoritmasıyla doğdunuz. Biz bir şarkının klibini görmek için saatlerce power, mtv falan açık bekliyorduk. Siz her şeye sınırsız erişimle büyüdünüz ama hiçbir şeye tam bağlanamadan büyüdünüz. Aradaki fark bu.
Bir de şu var. O dönem insanlar birbirini sürekli politik kimlik etiketiyle tartmıyordu. Şimdi bir sanatçının söylediği bir selam, ettiği bir cümle yüzünden komple insan silmeye çalışılıyor. Herkes birbirine savcı gibi davranıyor. Sürekli bir linç mahkemesi kuruluyor. Bu konuda bile ve bu çok yoruuc maalesef:)
Bu yüzden Şebnem Ferah’a olan ilgi sadece nostalji değil. İnsanların ‘normal’ hissedebildiği son dönemlerden birine duyduğu özlem. Tıpkıı Çilekeş'de olduğu gibi. Ama tabi ki ve tabi ki Şebnem'in sesini, müziğini, performansını, hep bi ağızdan o şarkıları söylemeyi özledik. Mevzuyu basitleştirmeyim :)
Ama kötü haber de şu ki, bazı şeyler geri gelmiyor. Mesele sadece bir konser hiçbir zaman değil. Ülkenin ruh hali değişti. Kampüs kültürü gitti. Ucuz konserler gitti. Bir arada yaşama refleksi gitti. Genç olmanın o hafif yanı gitti.
Şimdi geriye dönüp bunu anlatınca bazı insanların anlamaması çok normal. Çünkü insan hiç yaşamadığı bir kaybın yasını tutamaz. 🥲
bu fotoğraftan da anlaşıldığı üzere ‘çalışan kadın’ terimi bir totolojidir. çalışmayan kadın diye bir şey hiçbir zaman var olmamıştır, yalnızca yaptığı iş karşılığında para alamayan kadın diye bir şey vardır.
Babanız yaşındaki insanları taşladınız onlar size çiçekle karşılık verdi, dertleri de hiçbir zaman sizinle değildi göstermiş oldular. Biraz utanır mısınız bilmem.
otobüse biniyorlar kirlenmesin diye ayakta duruyorlar, camiye gidiyorlar halı kirlenmesin diye bir şey örtüp namaz kılıyorlar, afet oluyor sessiz sedasız en büyük yardımı yapıyorlar. ama hakları verilmiyor, direnişlerine sahip çıkılmıyor