Yoğun bakımın önündeyim, 6. Kat.
Aşağı inmek içime sinmiyor, her inen çıkınca çay, çikolata ve kahve falan getiriyor. Bir şey istiyor musun diye sormuyorlar bile, direkt getirip Allah için al inmiyorsun sen diyorlar. Çok duygulandım 🥲
Memleketim insanları ya 🌷
Zikir, kalbin ve ruhun gıdasıdır. Kul bundan mahrum bırakılırsa, bedeni yemekten mahrum kalmış gibi olur.”
İbn Kayyim el-Cevziyye, el-Vâbilü’s-Sayyib 🌿
İnsanın bazen konuştuğu kişiden çok, konuşulma biçimine bağlanası geliyor. Biraz nezaket, biraz incelik, biraz da huzur… İnsan böyle bir üslubun içinde uzun uzun kalmak istiyor.
Melekler, “Ey Lût! Biz Rabbinin elçileriyiz. Onlar sana asla dokunamayacaklar. Sen gecenin bir vaktinde ailenle birlikte yola çık. Eşin hariç, sizden hiç kimse geride kalmasın. Çünkü onların başına gelecek olan, şüphesiz onun başına da gelecektir. Onlar için belirlenen zaman sabah vaktidir. Sabah da yakın, değil mi?” dediler.
Şeyh Ahmed Yâsîn’in ifadesiyle, “Sabah yakın değil mi?” Bu soru, karanlığın en koyu anında sorulmuş bir sorudur.
Umutsuzluğun yaygınlaştığı, Müslümanların yenilgisinin değişmez bir kader gibi dayatıldığı bir çağda; direnişi yalnızca silahla değil, iman, ümit ve kararlılıkla inşa eden bir iradenin dilinden dökülen bir haykırıştır.
Evet, sabah yakındır…
Her gecenin ardından bir sabah, her karanlığın ardından bir aydınlık vardır. Dünya, Allah’ın koyduğu bu nizam üzere dönmektedir.