Bakın size pek bilinmeyen bir meseleyi anlatayım. Dikkatle okuyunuz.
Ermeni çeteler, Türkleri koyun gibi boğazlamış. Canice yok etmişler. Buraya kadarını biliyoruz. Ama dahası var. Geride kalan Türk çocuklarını da Ermenileştirmek için papazlara teslim etmişler.
Bunu nasıl yapmışlar biliyor musunuz?
Mondros Ateşkesi imzalandıktan ve İngilizler kontrolü ele aldıktan sonra, meydan Ermeni çeteler kaldı. Çok güçlendiler. Sözlerini geçirir isteklerini yapar oldular. Mesela tehcir olaylarını bahane ederek, Boğazlıyan Kaymakamı Mehmet Kemal'i astırmak için mahkeme kurdurdular, hakim değiştirdiler, idam kararı çıkardılar, Beyazıt Meydanı'nda gündüz gözüyle astırıp bir de kutlama yaptılar.
O dönemde bilhassa doğu cephesinde ailesini katliamlarda kaybeden pek çok yetim Türk çocuğu vardı. Subaylar, buldukları bu çocukları evlat edinmeyi adet edinmişti. Mesela Mustafa Kemal de cepheden bulduğu Abdürrahim'i evlat edinmiştir.
Fakat bu Ermeni çeteler, ailelerini katlettiği çocuklara da musallat oldu. Onları "ailesi katliamda yok edilmiş Ermeni çocukları" kisvesi altında toplamaya ve kiliselerde Hristiyanlaştırıp Ermenileştirmeyi amaçladılar.
Yani eğer Milli Mücadele olmasaydı, sadece topraklar gitmeyecekti, şehit çocukları bugün Erzurum'da Ağrı'da ne bileyim Van'da hüküm süren katıksız Ermeni milliyetçileri olacaktı.
Bu kapsamda 339 yetim Türk çocuğu patrikhane tarafından toplanıp Beyoğlu'nda bulunan Balıkpazarı Kilisesi'ne götürüldü.
Meraklı olanlar bilir, Atatürk, cepheden İstanbul'a geldiğinde, henüz Samsun'a çıkmadığında Akaretler'de ikamet ederken evi basılmıştır. Fakat bunun nedenini çoğu insan bilmez. Sebep, evlat edilien şehit çocuklarıydı. Atatürk'ün cephede Ermeni çocuğu kaçırdığı ve evde sakladığı ihbar edilmiş ve çocuklara el koymak istenmişti. Şehit çocuğu Abdürrahim'i kilisede Ermeni yapmak istiyorlardı ve bu nedenle ordu komutanının bile evi basılmıştı.
Celal Bayar da bu meseleyle ilgili mühim bir hadise aktarır:
Birkaç arkadaşla Beyler Sokağı’ndaki büromuzda toplantı halindeydik. Jandarma Yarbay Muhittin Bey’in sayın eşi ansızın içeri girdi. "Güya milletle ilgilisiniz dışarıda neler oluyor haberiniz bile yok" eleştirisi ile söze başladı. Temiz kalpli hanımı tanıyorduk. Hürmetle dinledik.
Vali Nurettin Paşa’dan geliyorum o da aciz o da zavallı derdimi dinlemekten bile çekiniyor bu ne hal ya Rabbi diye, gözyaşı döküyordu.
Mesele şu idi: Ailenin çocuğu olmadığı bir evlatlık alırlar büyütürler. Terbiye edip evlendirirlerdi. Bu tarzda bir hayli hayırları vardı.
Doğu vilayetlerinde bulundukları zaman usulüne göre kimsesiz bir yavruyu evlatlık edinmişlerdi. Ermeni komiteleri bu yavrunun annesini, babasını öldürmüşler kendisi de bu arada bir küp içinde saklanmak suretiyle hayatını kurtarmıştı. Ailesini, dinini biliyor faciayı bütün dehşetiyle hatırlayıp anlatıyordu. Anadan babadan tam Türk Müslüman bir ailenin evladı olduğuna şüphe yoktu. İşte bu çocuğu Ermenidir diye Ermeni papazlarının idare ettiği kampa teslim etmişlerdi.
İşte, tarihte bunlar olmuştu. Milli mücadele olmasaydı o çocukların torunları, bugün nerede ve nasıl olacaktı?
Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı tarihini unutturmadı. Aksine hatırlattı. Türkiye olmasaydı, Osmanlı tarihini büyük oranda ecnebilerden öğrenecektik.
Osmanlı tarihinin en büyük üstadları, cumhuriyetin yetiştirdikleridir.
Ağaç kovuğundan çıkmadık, gökten zembille inmedik.
Tesadüfen olmadık, toplamayla oluşmadık.
Tarihte Türk’tük, halde Türk’üz, istikbalde de Türk olacağız.
"Âlimin ölümü, âlemin ölümü gibidir"
Âlem öldü.
Her konuda Türk milletinin yanında duran, Türk tarihinin yetiştirdiği en büyük tarihçilerden İlber Ortaylı hayatını kaybetti.
Ruhu şad mekanı cennet olsun.
Türk milletini savunarak, Türk kalarak kendini dünyaya tanıtmış ve orada mühim yer edinmiş bir isimdi. Başkaları gibi nam yapmak için kendi tarihine sövenlerden hiç olmadı.
🇹🇷 Hayatını kaybeden değerli tarihçimiz İlber Ortaylı’nın geçmişteki sözleri:
“Türk vatandaşlığı, çile çekmiş, tarih yaşamış bir milletin vatandaşlığıdır.
Çok ağır bir şeydir, bunun bir bedeli vardır, bir imtihanı vardır.
Öyle herkes Türk vatandaşı olamaz, olmamalı!”
⚫️Erhan Afyoncu:
“Cumhuriyeti ve Atatürk'ü kötülemek için ne söylenirse söylesin.
Yıkılmış bir imparatorluğun enkazı altından çıkarılmış büyük bir galibiyet ve muzafferiyettir..."
24 yaşında Şam'da 5. Ordu'da
26 yaşında Selanik'te 3. Ordu'da
28 yaşında Hareket Ordusu'yla İstanbul'da
29 yaşında Picardie Manevraları'nda
30 yaşında Trablusgarp'ta Şark Gönüllüleri Komutanlığı'nda
31 yaşında Balkan Savaşları'nda
32 yaşında Edirne'de
33 yaşında Sofya'da
34 yaşında Çanakkale'de tümen komutanı,
35 yaşında Diyarbakır'da kolordu komutanı,
36-37 yaşında Suriye ve Filistin'de ordu ve ordular grubu komutanlıkları,
38 yaşında Anadolu'da başlattığı Kurtuluş Savaşı ile bir milletin başında...
https://t.co/94QuoMByCl
Bir Ekim günü Mekteb-i Sultani’de bir sınıftan tüm dünyaya…
1481'den beri kültürün simgesi, 1905'ten beri sporun beşiği ANLI ŞANLI GALATASARAY!
“Amacımız TÜRK olmayan takımları yenmek”