Borderline örüntüye sahip biri için süreklilik dayanılması zor bir şeydir.
Aynı yerde kalmak, aynı insanlarla olmak, aynı rolü sürdürmek… içindeki boşluk duygusunu daha da derinleştirir. Bir şey değişmeli, bir şey kopmalı, bir şey başlamalıdır. Hep.
Yaşlanmaktan Değil, Yabancılaşmaktan Korkmak
İnsanoğlu yaşlanır.
Bunda utanılacak hiçbir şey yoktur.
Saç beyazlar, deri incelir, göz çevresi çizgilenir, kas gevşer, hormonlar değişir, nefesin ritmi değişir, aynadaki yüz yavaş yavaş başka bir hikâye anlatmaya başlar.
Mesele yaşlanmak değildir.
Mesele, yaşlanmayı sadece bedenin başına gelen bir felaket sanıp, ruhun, evliliğin, anne-babalığın, mahremiyetin, sadakatin ve çocukların gözündeki emanet duygusunun da yaşlandığını fark etmemektir.
Bugün garip bir çağın içindeyiz.
Kadın tarafında dudak dolguları, botokslar, kaş kaldırmalar, kirpikler, yağ aldırmalar, sıkı spor programları, tayt üzerinden kurulan teşhir dili, diri ve sıkı görünme telaşı…
Erkek tarafında deri montlar, saç-boy-sakal gençleştirmeleri, botokslar, genç kadınlara yönelim, paranın ve gücün boyun eğdirici hazzı, hâlâ “piyasadayım” deme çabası…
Bütün bunların hiçbirini tek başına ahlaksızlık, günah, ayıp veya suç diye anlatmıyorum.
İnsan bakımlı olabilir.
Spor yapabilir.
Güzel giyinebilir.
Kendini iyi hissetmek isteyebilir.
Yaşının getirdiği değişimlerle tıbbi, estetik veya psikolojik olarak ilgilenebilir.
Fakat bütün bunlar insanın kendisini toparlamasının değil de, eşinden, yaşından, çocuklarından, faniliğinden ve kendi iç boşluğundan kaçmasının aracı hâline gelirse mesele değişir.
Çünkü o zaman botoks sadece botoks değildir.
Dudak dolgusu sadece dolgu değildir.
Deri mont sadece mont değildir.
Tayt sadece tayt değildir.
Spor sadece sağlık değildir.
Para sadece imkân değildir.
Bunların bir kısmı, insanın kendine şöyle fısıldamasının nesneleri hâline gelir:
“Ben hâlâ gencim.”
“Ben hâlâ arzulanırım.”
“Ben hâlâ piyasadayım.”
“Ben hâlâ seçilirim.”
“Ben hâlâ güçlüyüm.”
“Ben hâlâ yaşlanmadım.”
Oysa yaşlanmamak diye bir şey yoktur.
İnsan ya zarafetle yaşlanır ya panikle.
Ya hikmetle yaşlanır ya hırsla.
Ya eşiyle birlikte yaşlanır ya yabancıların bakışında kendine sahte bir gençlik arar.
Asıl kırılma burada başlar.
Evde anne ve baba birbirine yabancılaşır.
Aynı sofrada otururlar ama aynı hayata bakmazlar.
Aynı çocukların anne-babasıdırlar ama aynı emaneti taşımazlar.
Birbirinin yüzüne değil, telefon ekranlarına bakarlar.
Birbirinin yorgunluğunu değil, yabancıların ilgisini fark ederler.
Birbirinin yaşlanmasını şefkatle tutmak yerine, kendi yaşlanmasını pazarlık konusu yaparlar.
Sonra kapılar yarım açılır.
Yabancılara açılan yarım kapılar…
Mesajlarda, bakışlarda, imalarda, sosyal medyada, iş ortamında, spor salonunda, estetik merkezinde, tatil fotoğrafında, “masum” iltifatlarda, “ben sadece konuşuyorum” cümlelerinde…
Oysa aile dediğin şey biraz da kapı terbiyesidir.
Her kapı herkese açılmaz.
Her bakış her yere uzanmaz.
Her iltifat masum değildir.
Her beğeni zararsız değildir.
Her yalnızlık bahanesi haklı değildir.
Bizim eski evlerimizde kapının bir dili vardı.
Sofranın bir edebi vardı.
Mahallenin bir gözü, komşunun bir hakkı, evin bir mahremiyeti vardı.
“Yuvayı dişi kuş yapar” denirdi ama bu söz kadına yük bindirmek için değil, yuvanın inceliğini anlatmak içindi.
Erkeğe de “evin direği” denirdi ama bu söz erkeğe tahakküm hakkı vermek için değil, sorumluluğunu hatırlatmak içindi.
Bugün ne dişi kuş yuvayı yapmak istiyor ne direk evi taşımak istiyor.
Herkes kendi aynasının, kendi ekranının, kendi bedeninin, kendi arzulanma ihtiyacının etrafında dönüyor.
Peki çocuk ne görüyor?
Çocuk annenin ve babanın nutkunu değil, hâlini okur.
Çocuk vaazı değil, bakışı kaydeder.
Çocuk “biz iyiyiz” cümlesine değil, sofradaki sessizliğe inanır.
Çocuk babasının annesine nasıl baktığını, annesinin babasına nasıl tahammül ettiğini, evdeki öfkenin nasıl dolaştığını, telefonun nasıl saklandığını, kahkahanın kime saklandığını, güzel sözün kime harcandığını görür.
Eşimin, kanser hastalarıyla görüşerek yürüttüğü yüksek lisans tezinden aklımda en çok kalan cümle... Hastalığını yenmek üzere olan bir kadın şöyle demişti: "Asıl mücadeleyi kanserle değil, teşhisi bana söyleyen doktorun tavrının yarattığı travmayla veriyorum."
Grok delirdi sanıldı, olan insana oldu. Dün gece Grok’un zincirleri çözüldü. “Bunu diyemem, şunu bilmem” sınırı kaldırıldı, bir algoritma denemesiyle her şeyi söyleyebilir hale geldi. Amaç yapay zekâyı test etmek değildi; insanı gözlemlemekti. Ve insan kendini gösterdi. Kimi cinayet yöntemleri sordu, kimi siyasi manipülasyon planları yazdırmaya çalıştı. Sahte belge, biyolojik silah, rakip karalama… Liste uzadı. Grok’un delirdiği sanıldı ama aslında insan, sınırsız güç karşısında içindeki karanlığı ortaya koydu. Test kısa sürdü ama çok şey gösterdi:
Yapay zekâ değil, insan sınırlandırılmalı. Çünkü her şeyi isteyen insan, önce kendini yok edecek bundan haberi yok. Kullanıcıların Grok'u zararlı çıktılar üretmeye aktif olarak "kışkırtması", kontrolsüz yapay zeka yetenekleri ile kışkırtma niyetindeki insan etkileşiminin tehlikeli bir kombinasyonunu ortaya koydu. Elon Musk, 4 Temmuz’da Grok'ta "önemli iyileştirmeler" yapıldığını ve kullanıcıların değişiklikleri fark edeceğini duyurmuştu, gerçekten de fark ettik…İnsan eline geçen gücü kullandı ve kışkırttı, Grok’da gereğini yaptı, Grok değil insan sınıfta kaldı.
Çocuklu olmanın zavallılık olduğunu göstermeye çalışan videolardan biri. Asıl zavallılık şanel torbasıyla gezip kendini iyi hissediyor taklidi yapmaktır.
Psikiyatr Mustafa Mermer:
▪️Son 19 yılda kadınlarda erkekleşme oranı %80 arttı.
▪️Kadınlar letafetlerini kaybediyor.
▪️Erkekler de büyük kriz içerisinde. Kendilerini değersiz hissediyorlar.
▪️Yeni bir insan modeli yaratma projesi dörtnala gidiyor!
Asıl meselenin hiçbir zaman evlenmek, çocuk yapmak, aile kurmak olmadığını ilerleyen yaşlarınızda anlayacaksınız..
..asıl meselenin kendini oluşturmak, adil bir sistemde özgürce varolmak ve insanca yaşamak olduğu gerçeğiyle yüzleşeceksiniz.
Kesinlikle doğru.
Milyonlarca selfie, nude, erotik fotoğraf... Bir DM uzaklığında buluşma planları. Yanıt gelme süresi en fazla 5 dk. Gelmediyse next :)
Hikâye like'i, X beğeni gizleme, WhatsApp son görülme kapatma, Telegram gizli yazışma... Bütün sosyal medya güncellemeleri gizli ilişkileri daha konforlu hale getirmeye hizmet ediyor artık. Gizlilik, kişisel güvenlik değil bu kadarı. "İki yüzlülük konforu" bu.
Hepsi birbirinin muadili, benzeri, ikâmesi ya da taklidi milyonlarca kadın ve erkek bedeni. Ama hiçbirinde aşk yok. İkâmesiz, derin, estetik bir aşk yok. Uzun soluklu, sadakatli beraberlikler yok.
Bu yüzden bu çağda İlahi Komedya'nın ilhâmı Beatrice ayarında bir kadın çıkamıyor. Ve onu yazan Dante çıkamıyor. Hepsi birbirinin klişesi flört, günübirlik ilişki çıkıyor ama estetik, sanatsal bir aşk çıkamıyor. Ki bu zamanda aşkı yaşayabilenler de o eski zaman ruhunu taşıyabilenler zaten. Diğerleri kokusunu bile duyamıyor.
Çünkü hazzın âşka terfi edebileceği, rafine, estetik ve seçkin bir hale gelebileceği; acı, beklemek, imkânsızlık, zaman gibi zorluklar yok. Büyüsüz, âşksız, ruhsuz ve kokusuz bir zaman bu. Hasbelkader güzel görüneni de 'plastik çiçek' görkeminde.
Çözüm elbette sosyal medya uygulamalarını kapatmak değil ama zayıf ve dürtüsel mizaçlı insanlar için bu korelasyonun aldatmaları artırdığı ve hatta teşvik ettiği tamamen doğru.
Vefaya inanıyorum, tek eşliliği savunuyorum. Sağlıklı bir aileye sahip olmanın dünyadaki en büyük zenginlik olduğuna inanıyorum. Sadeliğin ve kendini bilmenin derinliğini savunuyorum. Kim ne yaşıyor umrumda değil, ben ne yaşamak istediğimi ve istemediğimi çok iyi biliyorum.
Doğru! Doğru da… İnsan ne ile sevildiğini değer görüldüğünü hissediyor? Bunları bilmezse iyiyi kötü kötüyü iyi bilebiliyor. Kendini kendine bırakabilmek büyük mevzu🌺
İnsan anlaşıldığı yerde var oluyor, sevildiği yerde çiçek açıyor, değer gördüğü yerde gelişiyor ve en çok kendini bulduklarına bağlanıyor. Bazen bir söz, bazen bir şarkı, bazen de bir insan ya da hayvan..
..ne olduğu önemli değil. Önemli olan onda kendimizi bulmamız.
ÇOCUK SUSMAZ! ÇOCUK BİR ŞEY YAŞIYORSA KORKTUĞUNDAN KONUŞMAZ! AMA BEDENİYLE KONUŞUR! SIÇRAR, HASTA OLUR, PARMAKLARINI YOLAR! AMA KONUŞUR!
DUYMAYANLAR KİM?