SON DAKİKA | Ailem Güvende soruşturması kapsamında T24 kapatıldı
Açıklama:
"İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın yürütmekte olduğu “Ailem Güvende" soruşturması kapsamında son 1 yıl içerisinde 118 LGBT propagandası niteliği taşıyan içerik üreten T24 adlı internet haber portalının internet ve sosyal medya hesapları İstanbul 1. Sulh Ceza Hakimliğince kapatıldı. Karar uygulanmak üzere Siber Güvenlik Başkanlığı'na gönderildi."
❗️Nisan ayında Cansu’nun sesini duyurdum.
Afganistan’da mahsur kaldı, yetkililer konuyla ilgilensin dedik!
Şimdi Cansu, kendisini ölümden korumak için girdiği tuvaletten bana video atıyor!
Dışişleri Bakanlığı ve Kabil Büyükelçiliği, bu konu acil! Lütfen Cansu ölmeden Cansu’yu memleketine getirin!
https://t.co/vNcR9Htli7
#taliban #afganistan #cansubadur #kadınaşiddetehayır
https://t.co/wt37UAcms8
@baristerkoglu@12puntocomtr@mbuyuksipahi
Postmodern denen paçavra bugün LGBTİ+ dernekleri şuradan şu kadar fon aldı, buradan bu kadar fon aldı diye tweet atıp sildi. Hesaplarına etkileşim vermeyin lütfen.
"Mahallede istemiyoruz" denilerek komşuları tarafından darbedilen otizmli Elmas Yağmur, yoğun bakıma kaldırıldı.
Acılı anne adalet istiyor: Cezasız kalmalarını istemiyorum
Ölü Deniz'i izlerken, Deniz gösterisinin bir bölümünde karanlık korkusundan bahsediyordu. İçimden, "Keşke bunu söylemeseydi. Bu cellatlar, insanların korkularını hedef almayı sever" diye geçirmiştim.
Sonra, adını koymaya çekindiğim/dilimin ucuna getiremediğim o dev ihtimal gerçeğe dönüştü. Deniz şimdi kuyutipi cezaevinin hücresinde. Kafasını koyduğu yastık bile utanıyordur böylesi bir çocuk orada olduğu için. Tıpkı Mehmet gibi, tıpkı Murat abi gibi.
Sanırım en az konuştuğumuz şey şu: Baskıcı siyaset yalnızca itiraz edenleri susturmak istemiyor; onları korkularıyla terbiye etmek, yalnızlaştırmak ve umutsuzluğa sürüklemeyi hedefliyor. Otoriter düzenler, insanı yalnız bedeniyle değil, zihniyle de teslim almak ister.
Bedenimizi alıp odacıklara kapatsalar da, özgür zihinlerimizi asla teslim alamayacaklar. Son bir kişi kalacağımızı bilsek yine mücadeleyi devam ettireceğiz, yine yakanlardan hesap soracağız. Birbirimizin korkularını büyütmelerine izin vermediğimiz ölçüde güçlüyüz. Bizi ayakta tutacak olan da tam olarak budur.
Lütfen yanınızda kim varsa elini tutun. Lütfen Deniz'i, şakalarını ve NE sebeple o hücreye kapatıldığını minibüste, otobüste, alışveriş sırasında... her yerde anlatın.
Yüksek lisans programımızın mülakatına gözlemci olarak dahi giremedik. Fazla kişi (5) öğrencileri strese sokarmış. Ama 4 özel güvenliği çağırıp, kapıya dikmek sokmaz.
El Turco belgeselinin gönüllü yaptığım ingilizce altyazısı yayınlandı.
temsilcimizin yolculuğunu öğrenmek için ana dilimizde kaynaklar var ama global basın ve fan kitleleri için pek yok.
simon twitlerinin altına "al, öğren" diyerek atmanız dileğiyle..
https://t.co/FHJBlaN8QQ
Huzurevleri için sıra beklerken tükenen ömürler
◼️Yaş ilerledikçe bakıma muhtaç hale gelen ama hasta olmadığı için hastanede de kalamayan yaşça ileri yurttaşlar, huzurevlerinde yer bulabilmek için bir başka sakinin ölümünü bekliyor. Gülin Hanım Ankara'da yaşıyor. Kendisi 66 yaşında. Annesi ise 93.
❝Ben 66 yaşındayım. Artık kaldır, oturt, yemek yedir, yıka... Gerçekten zorlanıyorum. Hani abartmayayım ama benim de ihtiyacım varken anneme bakmak daha zor. Huzurevlerinde yer, sıra bulamadık. Bazen yer yok, zaten bakıma muhtaç olduğu için olumsuz yanıt veriyorlar. Önce sağlık raporu istiyorlar. Hal böyle olunca da geriye sadece özel huzurevleri kalıyor. Özellerin fiyatı da ateş pahası. Gecem gündüzüm bu oldu.❞
Gocunmadığını söylüyor Gülin Hanım. Ama zorlandığını tüm açıklığıyla ifade ediyor.
✍️Haber: Özkan Öztaş (@ozkan_oztas)
📷Fotoğraf: Canan Yaşar
https://t.co/BhCuacLGwz
Yoksulluk nafakası kamuoyuna anlatıldığı gibi “ömür boyu”, “koşulsuz” ve “sonsuz” değildir.
Medeni Kanunu’nun 175. maddesinde geçen “süresiz” ifadesi, boşanma nedeniyle yoksulluğa düşen tarafın yoksulluğu devam ettiği sürece korunması anlamına gelir.
Sadece gazetecilik yaptığım için 75 gün cezaevinde tutuldum. Tek suçum bu ülkede gazetecilik yapmaktı.
Bu hukuksuz süreçte haber alma hakkına ve gazeteciliğe sahip çıkan herkese teşekkür ederim.
Hangi dağ efkarlıysa orada olmaya devam edeceğim. İyi ki varsınız
Mutlak butlan kararını reddetmeyen herkes, en başta da CHP’liler, sadece bu kararın ortağı değil, aynı zamanda çok partili sistemin çöküşünün de destekçileridirler. Butlan kararıyla CHP’ye çökmek isteyenlerin yanında duranlar cumhuriyet tarihine bir utanç lekesi olarak geçecekler
Farkında mısınız, Kadıköy’de bir süredir bir şeyler oluyor. Ve en tuhaf tarafı şu, olan şeyin kendisinden çok, onun etrafında kurulan hikâyeyi duyuyoruz. Bir yerler kapanıyor. Sonra aynı kelimeler dolaşıma giriyor: uyuşturucu, güvenlik, düzen. Belki gerçekten suç vardır. Varsa zaten hukuk işlemeli. Ama hukukla korku arasında ince bir çizgi var. Bu yüzden hukuk görünür olmak zorunda. Deliliyle, süreciyle, hesabıyla. Çünkü aksi halde imkânı olan, korkuyu ve baskıyı fısıltıyla yayar. İşine geldiği gibi.
Bugün birkaç mekân kapanır. Yani n'olacak, biri gider biri gelir. Ama bu böyle başlar ve bazı şeyler geri gelmez. Bir semtin hafızası geri gelmez. O şehrin ritmi geri gelmez. İnsanların birbirine dokunma biçimi geri gelmez.
Arada YouTube’da eski İstanbul videolarını izliyorum. Kent Gezgini, Saffet Emre Tonguç güzel işler yapıp bırakmışlar, sağ olsunlar. Çok eski de değil. Beş yıl, on yıl, on beş yıl önce. Sokaklar, insanlar, semtle.. Aynı şehir ama başka bir ruh. Çok şaşırırsınız. Sanki elli yıl öncesine bakıyorsunuz. O zaman fark ediyorsunuz ki şehirler yıkılarak değil, yavaş yavaş başka bir şeye dönüştürülerek yok ediliyor. Çünkü şehir dediğimiz şey tek başına bina değil. Şehir, birbirine benzeme zorunluluğu olmadan yan yana durabilme kültürü. Ve kültür, tekrar eden küçük özgürlüklerden doğuyor. Birinin gece yürüyebilmesi. Bir başkasının tek yaşaması. Bir diğerinin müziği. Bir diğerinin inancı. Bir masanın etrafında, birbirini değiştirmeye çalışmadan oturabilmek.
Ama insan, içinde bastırdığı şey büyümeye başladığında dışarıdaki özgürlüğe öfke duymaya başlıyor. Yapamadığını yasaklamak istiyor. Korktuğunu ahlaksızlık ilan ediyor. Anlamadığını tehdit olarak görüyor. Sonra da buna düzen diyor. Hatta en iyisi olduğuna inanıyor :)
Ama bence insanların kendine sorması gereken asıl soru şu:
Ben gerçekten neye karşıyım?
Suça mı?
Yoksa kendilerine benzemeyen insanların varlığına mı?
Çünkü bazen en büyük rahatsızlık, başkasının özgürlüğü değil. Kendi vazgeçtiklerimizin başkasında hâlâ yaşıyor olması. :)
Kadıköy sadece Kadıköy değil. Bunu orada olan herkes bilir. Medeniyet de içinde yaşayan insanların birbirine ne kadar alan bıraktığının aynası ya. Bu yüzden mesele bir mekân değil. Mesele, bir gün dönüp baktığında aynı sokakta yürüyüp artık kendini misafir gibi hissetmek.
Bugün Boğaziçi’nde inanılmaz bir kazanım elde edildi! Belki de ilk defa bir işletmede çalışan arkadaşlarımız için hep birlikte hareket edip yaşadıkları mobinge, eksik maaş ödemelerine ve SGKsız çalışmaya karşı eyleme çıktık +