Hayatımdan çok insan eledim, elemeye de devam ediyorum. Ha, bir tek ben mi iyiyim, orası tartışılır; bu konuda saygı da duyarım. Ama ihtiyacım olduğunda dönüp içimi dökemediklerimi, “Nasılsın, bir derdin mi var?” diye hâlimden anlamayanları, hiçbir şekilde yarınıma taşımayacağım. Kötü günümde yanımda olmayanları, iyi günümde yanımda barındırmayacağım.
Sizin hazımsızlığınız, kendi karın ağrınızdandır; benim başımı ağrıtmaz.
Arkamdan istediğiniz gibi konuşabilir ya da sade bir soda içebilirsiniz.
Yol uzun, dünya küçük.
Artık geç yatsan da erken kalkıyorsun. Eskisi gibi uyuyamıyorsun. Mutfak sandalyesinde oturuyorsun. Çevreni azalttın. Türk kahvesini çok seviyorsun.
Kimseyle polemiğe girecek gücün yok.
“İnsan bir noktadan sonra, hiç kimsenin olmamışlığını, hasetliğini, kötülüğünü, aptallığını, şımarıklığını tolere etmekle uğraşmak istemiyor. Zamanı azalınca, hayatın bunlarla uğraşılmayacak kadar kısa olduğunu anlıyor ve diyor ki; herkes yerinde sağ olsun.”
sanıyosunuz ki sadece sizin vaktiniz kıymetli, sizin sorumluluklarınız var. ben bin tane derdin ortasında bile sevdiklerime yanında olduğumu belli ediyorum. biri için gerçekten önemliysen her durumda sana ayıracak zamanı vardır bunun dışında her şey bahanedir
ben de birazcık destek istiyorum, herkese her şeye koştum, kendi işime de ben koştum yanımda sandığım insanların işine de ben koştum, onlar bazen durdu ben hep koştum, şunu yapmasam ayıp olur, bunu yapmasam şöyle olur, insan sırtında bazen destek istiyor, gerçek bir destek.
“Zora düştüm atlattım. Dara düştüm atlattım. Bi başıma kaldım, atlattım. Kendi evim üstüme yıkıldı, atlattım. Boğazıma düğüm ettiğiniz ne varsa, atlattım. Dostumun düşmanlığını, sevenin vefakârsızlığını bile atlattım. Kendimle kanlı bıçaklıydım ben onu bile atlattım.”